301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Haber Detayı
17 Ekim 2014 - Cuma 20:37
 
Azzam Amriki: Aşırılıklardan Beriyiz
Uzun yıllar El Kaide sözcülüğü yapan ve genel İslami Hareket metodolojisine dair önemli tespitlerde bulunan Azzam Amriki 2011 yılında kaleme aldığı ümmetin cihada dair şevkini kırmak ve İslami Hareketin mecrasından saptırılmasına dair önemli uyarılar barındıran makale Ekrem Yılmaz tarafından Tükçeleştirildi.
Dünya Haberi
Azzam Amriki: Aşırılıklardan Beriyiz

Uzun yıllar El Kaide sözcülüğü yapan ve genel İslami Hareket metodolojisine dair önemli tespitlerde bulunan Azzam Amriki 2011 yılında kaleme aldığı ümmetin cihada dair şevkini kırmak ve İslami Hareketin mecrasından saptırılmasına dair önemli uyarılar barındıran makale Ekrem Yılmaz tarafından Tükçeleştirildi.

Günümüzde cereyan eden hadiselere yönelik önemli ipuçları barından beyineleri sizlerle paylaşıyoruz.

El Kaide Sözcüsü Azzam Amriki’nin Ocak 2011 Tarihli Tavsiye Mektubu

Bu belge Amerikalı El Kaide sözcüsü Adam Gadahn (Azzam Amriki) tarafından Ocak 2011’de bilinmeyen birisine yazılmıştır. Belgenin birinci kısmında Gadahn 11 Eylül’ün onuncu yıldönümü hakkında El Kaide’ye medya stratejisi tavsiyeleri vermektedir. Bu mektup esasen Bin Ladin’in Ekim 2010’da Atiyye’ye mektubunda (Belge arşiv no: SOCOM-2012-0000015) yazdığı rica ve sorulara bir cevap niteliği taşımaktadır. Belgenin diğer kısımlarında Gadahn Irak İslam Devleti ve Pakistan Talibanı’nın taktiklerini eleştirmekte, metotlarını keskin bir biçimde hedef almakta ve El Kaide’ye her iki grupla da münasebetini bitirdiğini açıkça ilan etmesini tavsiye etmektedir. Belge bu meselelerin samimi bir değerlendirmesinin yer aldığı bir beyanat ile bitmektedir.

Adam Gadahn’in mektubunun belge arşiv numarası: SOCOM-2012-0000004

Çeviren notu: Metinde Şeyh olarak bahsedilen kişi Usame bin Ladin’dir. İki Şeyh lafzından kasıt ise Usame bin Ladin ve Eymen Zevahiri’dir.

Tam Metin Çevirisinin Başlangıcı

Bismillahirrahmanirrahim

1- Konuşmanın içeriğinin incelenmesi ve Şeyhin bu aşamada ortaya çıkmasının faydasının değerlendirilmesinden sonra:

Konuşmanın içeriği güzel, ve ara seçimlere göre düzenlenmemiş olmaması iyi, istenilen herhangi bir zamanda yayınlanabilir, en doğrusunu Allah bilir. Ancak konuşmada bahsedilen bir eski başkana dair uyarıda bulunmak istiyorum. Eğer kastedilen Şeyh Eymen’in de bir açıklamasında bahsettiği Benjamin Franklin ise, hatırlatmak isterim ki Benjamin Franklin başkan değil, bir devlet adamıdır, Amerika’nın ve Amerikan anayasasının kurucularındandır. Onun söylediği rivayet edilen bu sözleri Seyh Eymen’in açıklamasından başka bir yerde duymadım. Bu hikayenin kaynağını ve Amerikalilar arasındaki popülerliğini bilmiyorum. Ancak böyle bir hata insanlar tarafından Şeyhe hakaret etmek ve bilmediği konularda konuşmakla suçlamalarına sebep olabilir. Buna delil olarak başkanlarla başkan olmayan devlet adamlarını karıştırması gösterilebilir. Aslında doların üzerinde resmi olduğu için birçok Amerikalı da Benjamin Franklin’in devlet başkanı olduğunu düşünür ancak bu hata politika hakkında konuşanlar, tartışan ve fikir beyan edenler tarafından yapılmaz. Bu normal insanlar arasında çok yapılan ancak uzmanların yapmadığı bir hatadır.

Bu sözlerim “önceki başkan” lafzıyla Benjamin Franklin kast edildi isedir. Başka biri kastediliyorsa bu yazdıklarımı dikkate almayın.

Şeyhi bu aşamada meydana çıkarmanın faydasına gelince bu meseleye tüm yönleriyle bakmalı ve su noktaları dikkate almalıyız:

– Ara seçimlerin geçmesinden bağımsız olarak bu an Şeyhin konuşmasını yayınlaması için uygun bir zamandır. Bu, Amerika’daki tüm konuşmaların ekonomi üzerine olması ve bunlar konuşulurken savaş ve savaşın ekonomiyi zayıflatması hususu unutulduğu veya göz ardı edildiği içindir. Tıpkı Amerika’daki bir Pakistanlı gazetecinin dediği gibi, Obama’nın seçim sonrası basın konferansında gelen tüm sorular ekonomik durumun kötülüğü ve krizden çıkmanın yolları üzerineydi. Ancak tek bir gazeteci bile Obama’ya Irak ve Afganistan’daki savaşlarına harcanan milyarlarca doların Amerikan ekonomisine etkisini sorarak onu utandırmaya cesaret edemedi.

– Su anda Şeyhin görünmesi münasiptir böylece Manhattan ve Washington saldırılarının 10. yıldönümünde ortaya çıkmış olacaktır. Günlük veya haftada bir iki defa olmadıkça Şeyhin her görünüşünün etkisi olacaktır. El Kaide’ye karşı yürütülen acımasız savaştan bağımsız olarak Şeyhin medyada görünmesi başlı başına dikkat çeken bir şeydir.

– Unutmamalıyız ki İslam dünyasında Şeyhin sırf sıhhat ve afiyette olduğunu bilmek için görünmesini isteyen milyonlarca hayranı vardır. Mesaj ve konuşmalarımızda söylediklerimizi dinlemeyen ve değerlendirmeyen Amerikalı ve Avrupalılardan önce bu kişiler hedeflenmelidir.

– Ayrıca cephelerde kritik anlar yaşayan ve badire üstüne badire atlatan mücahit kardeşlerimizi de unutmamalıyız. Onlar Şeyhi görmekten mutlu olacaklar ve Şeyhin görünüşü Allah’ın izniyle morallerini artıracaktır. Şeyhin tüm bölgelerdeki mücahitlere yönelik bir video konuşması yayınlayarak onlara moral vermesi, sabır tavsiye etmesi, yaptıklarını doğrulaması ve yol göstermesinin münasip olacağını düşünüyorum. Çoğu insan yazıları okumaz, okusa bile görsellerden daha çok etkilenir.

Önemli olan şey, Şeyhin videoda gözükmesinin bir güvenlik sorununa yol açmayacağı ve konuşmada düzeltilmesi gereken bir hata olmadığıdır. Şeyh seçimlerden sonra yayınlamada mutmain olduğu takdirde –sukut ikrardan gelir- tereddütsüz ve gecikme olmadan yayınlanabileceği kanaatindeyim, en doğrusunu Allah bilir.

2- 10. Sene-i devriyeye hazırlanma meselesi, medyaya sunulması ve medyanın genel olarak nasıl kullanılacağı meselesi:

11 Eylül yıldönümü öncesi ve sonrasında mesajlarımızı iletmek için kullanılacak Amerikan kanalları arasında şahsi kanaatime göre tarafsızlık ve profesyonellik açısından bir fark yoktur. Profesyonel bir bakış acısıyla Fox News haricindeki tüm kanallar ayni seviyededir, bu (Fox News) bildiğiniz gibi tarafsız değildir.

CNN İngilizce kanalının tarafsızlığına gelince, bu kanal diğerlerinden daha fazla hükümetle işbirliği içinde gözükmektedir (tabi ki Fox News hariç ). CNN’in Arapça versiyonu Es Sahab yayınları hakkinda kaliteli raporlar sunmakta ve orijinal metinlerden bolca alıntı yapmaktadır. (CNN Arapça) diğer kanallardan farklı olarak Reuters, AP vb ajanslardan değil, doğrudan orijinal yayınlarımızdan alıntı yapıyorlar.

MSNBC kanalının iyi ve tarafsız olabileceğini düşünürdüm ancak geçenlerde tartışmaya açık beyanlarda bulundukları için en meşhur muhabirlerinden iki tanesini kovdu, Keith Olberman ve Lübnanlı Octavia Nasser. (Lübnanlı muhabir ölümünden sonra bir Şii imamı Muhammed Huseyin Fazlallah’i övdu ve Hizbullah’ın mucizelerinden biri diye adlandırdı, galiba kendisi Şii).

CBS kanalından Şeyh bahsetmişti, onun da diğerleri gibi olduğunu düşünüyorum ancak 60 dakika adında meşhur popüler bir programları var uzun yayın saatleri sebebiyle iyi bir şöhrete sahip.

ABC kanalı fena değil, aslında bizim için en iyi kanallardan biri olabilir. El Kaide meselesi ile oldukça ilgililer, özellikle de terörizm uzmanı muhabir Brian Ross. Kanal Şeyhle yaptığı röportajdan hala gurur duyuyor. (11 Eylül’ün) 4. yıldönümünde de benim konuşmamdan kesitler yayınladı ve metni Internet sitesinde neşretti.

Sonuç olarak diyebilirim ki mesajlarımızı yayınlamak için güvenebileceğimiz bir kanal yoktur. Bunlar yayınlayan kanallar mesajı çarpıtabilir. Bunu da mesajı istedikleri şekilde yorumlayacak analist ve uzmanları yayına çıkararak yaparlar. Veya mesajı göz ardı edip şahıslara karşı bildiğin bütün metotları kullanarak bir karalama kampanyası da başlatabilirler.

Ancak mesela önümüzdeki yıldönümü için soruları kanalın hazırlayacağı, iyi bir kamera ile çekilecek yüz yüze özel bir röportaj yapmayı kabul edecek bir kanal bulabiliriz. Bu sefer özel bir haber yapmak için bunu kabul edeceklerdir: 10 yıldan beri Şeyh Usame veya Şeyh Eymen’le yapılan ilk basın röportajı. Özellikle de röportaj yapılacak kişi Şeyhin kendisi ise. Bu son 9 yıldır ortalıkta fazla gözükmemesi sebebiyledir. Son iki video yayınımızdaki kötu kamera kalitesi müminlerin videodaki kişinin Şeyh olup olmadığı hakkında spekülasyon yapmasına sebep oldu, El Cezire’de yayınlanan –Bin Ladin, canlı mi olu mu?- programını görmüşsünüzdür.

Bu minvalde yüksek kalite (HD) bir konuşma videosu 10. yıldönümünde bazı kanalların ilgisini çekebilir. Eğer Şeyhin yeni konuşmasının kalitesi önceki iki konuşmaya göre çok yüksek olursa kaliteyi azaltarak öncekilere benzer hale getirin, bu konuda ciddiyim.

Genel olarak gönderdiğimiz bütün materyalleri birden fazla kanala gönderelim ki aralarında bir rekabet olsun. Mesela ABC, CBS, NBC ve CNN kanallarına, belki PBS ve VOA’ya gönderilebilir. Fox News’i ise bırakın öfkesinde gebersin. Tabi ki bu önerim belli bir kanalla röportaj vb yayınlar için özel bir anlaşma yapmadı iseniz geçerlidir.

İkinci metot önerime gelince bu Şeyhin Abdulbari Atwan ve Robert Fisk’le iletişiminde bahsettiğine yakındır. Materyalleri farklı ülkelerde El Kaide meselelerine ilgi gösteren bir grup yazar ve bağımsız gazeteciye göndermeyi öneriyorum. İngiltere’de Atwan ve Fisk, belki başkaları da, Amerika’da Brian Russ, Simon Hirsh, Jerry van Dyke ve başkaları, Kanada’da Eric Margolis ve Gwynne Dyer bunlardandır. Avrupa’da ise Kunar’daki Taliban’la bir sure zaman geçiren ve sonra Taliban’ın da normal hayati, ailesi, çocukları olan, gülüp eğlenen insanlar olduklarını gösteren bir film çektiği için Batı’da eleştirilen Norveçli muhabir (Paul Refsdal- Ceviren). Pakistan’da Hamid Mir ve Salim Safi, Geo kanalındaki Jirga programının yapımcısı, Rahimullah Yusuf Ziya ve Jamal Ismail. El Cezire’de …. (varsa birisi boşluğa isimlerini yaz). Mısır’da Dr Muhammed Abbas ve diğerleri, Ürdün’de Ekrem Hicazi, Yemen’de Abdulillah Haydar Sai -hapisten bırakıldıysa ve hala El Kaide ile ilgiliyse. 30-50 gazeteci ve yazara gönderirsek güzel olur. Bunların hepsine bir grup uluslararası medya mensubu arasına özel olarak seçildiklerini ve 11 Eylül’ün 10. yıldönümünde kendilerine onlara özel medya materyalleri göndereceğimizi bildiririz. Konuya ilgilerini celb etmek ve misyonumuzu anlatmak vb gerekçeler sebebiyle.Şeyhin mesajında bahsettiği şeyler de bu materyallerin içinde olursa iyi olur. Onları mesela yıldönümünden 5 gün önce bir şifre ile bu materyalleri indirebilecekleri bir siteye yönlendirebiliriz. Bunu yapmanın Internet ve medyada çalışan kardeşlerimiz için kolay olduğunu zannediyorum.

İrtibata geçtiklerimizin üçte birinin konuya ilgi duyduğunu düşünürseniz bu misyonumuzu gazete ve televizyonlarda yayınlayacak 10 gazeteci demektir. Bu deneme basarili olursa her önemli hadisede bunu tekrar etmenizi öneririm, listedeki mesajlarımızı alacak gazeteci ve muhabir sayısı da artırılabilir.

Sadece El Cezire ve cihad forumlarına dayalı bir medya stratejisi kullanışlı değil. El Cezire de artık diğer kanallar ve ajanslar gibi El Kaide duyurularını yayınlamak için şartlar koymaktadır. Diplomatik nitelikteki mesajlar ise onların medyasında yayınlanmaya uygun değildir, mesela iki Şeyhin (Ladin ve Zevahiri) sel hakkındaki mesajları, zira El Kaide’nin bu yüzü insanlara gösterilmemelidir.

Cihad forumları ise Müslümanların çoğuna itici gelmektedir veya onlara kapalıdır. Bu forumlardaki katılımcıların sert söylemleri ve bağnazlıkları El Kaide’nin imajını çarpıtmaktadır. Forumlar ayrıca Selefilere fazla meyillidir, herhangi bir Selefiye de değil, Müslümanlar içindeki küçük bir akimin içindeki küçük bir akim olan Cihatçı Selefilere yönelik pozitif önyargı vardır. Cihatçı Selefilerse trendlerin içinde sadece küçük bir trenddir.

Bu arada, Dr Muhammed Misari’nin cihad forumlarında mükemmel yorumları var, ancak onun forumu (El Tecdid) diğerlerinden iyi değil, hatta bana daha kötü gibi görünüyor. Misari diğer cihad sahalarına göre Irak hakkındaki analizinde de doğru tespitler yapmıştı. Şüpheleri sona erdirmek için diyorum ki: Dr’un (Misari) kitabındaki yorumlarımı okuyanlar forumlar ve Irak İslam Devleti hakkında bahsedilenlere benzer şeyler söylediğimi bilirler. Bunların hepsi Devle’nin emirleri öldürüldükten sonra Misari’nin yaptığı duyurudan öncedir. Doktor’un kitabına yaptığım yorumlar bundan 2 ay öncedir, dolayısıyla düşüncelerim Misari’nin kitabından kaynaklanmadı. Ancak bu iki meselede aramızda fikir birliği vardı. (Diğer meselelerde ise, mesela Tevhidin tanımı, bazı fıkıh meseleleri, onun Şiilere karşı abartılı sertliği, türbe ve mezarları ziyaret edenler, bidat ve şirkle alakalı fikirlerinde ise aramızda hiçbir fikir birliği yoktur).

Vurgulamak istiyorum ki uzun suredir devlet ilan etmek konusunda içim rahattı. Ancak Zerkavi’nin (Allah rahmet eylesin) El Kaide adına yaptığı islerden rahatsızdım. Bütün bunlar Şeyhler Zevahiri, Atiyye ve Ubeyde (Munir) tarafından bilinmektedir. Benim bu konudaki duruşum yeni değil ancak fitne çıkarmaktan korktuğum için organizasyonun resmi durusunu takip ettim ve kendi kendimi eleştirdim. Not edilmelidir ki bu duruşumu sizin gibi alimler ve bazen de Es Sahab’daki kardeşler haricinde kimseyle konuşmuyorum. En nihayetinde bunlar bazı fikir ve tavsiyelerdir, bunları düşünüp değerlendirmek için zaman ayırmanızı rica ediyorum, Allah sizi ve beni doğru fikirlere iletsin. Fikirlerimde önyargılı değilim, önyargım sebebiyle birilerini savunuyor veya eleştiriyor değilim. Eğer bu konuya girişteki sözlerimde bir keskinlik varsa bu konuşmalarda ve yazılarda alıştığım tarz sebebiyledir. Ancak tarzımı daha esnek ve daha az keskin hale getirmeye çalışıyorum, yardim Allah’tandır.

3- Davamızın Hakliliğini Tüm Dünyaya, Özellikle Avrupalılara Göstermek ve Bunun Önündeki Engeller:

Faziletli Şeyh Manhattan savaşının 10. yıldönümü hazırlıkları hakkında konuşurken davamızın haklılığını dünyaya ve özellikle de Avrupalılara anlatmamızın öneminden bahsetti. Şeyh bu noktayı önceki mesaj ve açıklamalarında vurguladı. Bu talimatlara cevaben ve Ubeyde kardeşle istişare ettikten sonra İrlandalılara bir mesaj hazırlamaya başlıyordum, bunun için gerekli materyalleri toplamaya başlamıştım. Bunu yapmaya İrlandalıların Filistin meselesine sempatisini, İrlanda mahkemelerinin terörizmle suçlanan Müslümanlara yumuşak muamelesini ve Bush’un haclı savaşlarına katılmamasını fark ettikten sonra karar verdim (ancak İrlanda’nın Somali ordusunu eğitmek için Avrupa Birliği gücü bünyesinde küçük bir birliği var). Bu mesaja yardımcı olan bir başka şey de İrlanda’yı etkileyip gençleri ülke dışına gitmeye sürükleyen son ekonomik krizdi. Diğer bir şey de seks skandalları vb şeylerden sonra İrlanda’da Katolik kilisesine karşı buyuyken öfkeydi. Oradaki insanlar sekulerizme yöneliyorlar ki onlar ateist Avrupa’nın en dindar milletiydi, neden onlara İslam’ı göstermeyelim?

Ayrıca Arap dünyasındaki Hıristiyanlara da Arapça bir mesaj hazırlayarak onları İslam’a davet etmeye ve İslam Devleti’ne karşı olan işgalci İslam düşmanlarıyla işbirliği yapmamaları konusunda uyarmayı düşünüyordum. Müslümanlar Hz Ömer zamanında Kudüs’ü fethettiği zaman atalarının sevinmesi gibi onlar da İslami ilerlemeyi hoş karşılamalıydılar.

Tam bu esnada Bağdat’ta Katolik kilisesine saldırı meydana geldi, saldırı bizim de desteklediğimiz Irak İslam Devleti örgütü tarafından yapılmıştı ve ister beğenelim ister beğenmeyelim insanlar bu örgütü Irak El Kaidesi olarak biliyordu. Bu saldırı beni durdurdu ve iki tane mesaj projem üzerinde tekrar düşündüm. Eylemler sözden daha etkili olduğu için yaptıkları şey ve sonrasında yayınladıkları açıklama insanların sempatisini kazanmaya yardımcı olmuyor. Bu saldırı Ortadoğu Katolikleri İsrail’le anlaşmazlıklarını izhar edip Yahudileri ve müttefiklerini kızdırmış, ve Katolikler Filistin işgalini hakli çıkarmak için İncil’i gerekçe olarak kullanmayı reddetmişken yapılmıştır.

Ayrıca Katolikler tarihsel olarak Yahudilerin önemli düşmanları olmuştur. Haçlı seferlerinin başını çeken Evanjelik Protestanların da orijinal düşmanlarıdırlar. Katoliklerin geneli bugünlerde diğer Ortodoks ve Protestanlara göre Müslümanlara karşı daha anlayışlıdır. Bunları söylerken –aramızdaki- düşmanlığı kaldırmıyor ve imkanları olsa Anglo-Sakson Protestanların yaptığı gibi Müslümanlarla savaşmazlardı demiyorum. Papa’nın ve diğer kilise liderlerinin de İslam’a düşmanlıklarını inkar etmiyorum, İslam onların güçlerinin devamına en büyük tehdit, özellikle de Avrupa’da. şuraya buraya misyonerler göndererek Müslümanlara dinden çıkmalarını telkin ettiklerini de inkar etmiyorum. Ancak burada halktan, günümüzdeki durumdan, düşmanlıklarının ve misyonerlik faaliyetlerinin boyutundan bahsediyorum. Katoliklerin İslam’a karşı çabalarını diğer kiliselerin, Evanjelik Protestanlar, Kipti Kilisesi ve diğer nefret dolu Ortodokslarla kıyaslayamayız. Bosna’da bile Katolik Hırvatların Ortodoks Sırplara karşı Müslümanların yanında durduğunu gördük. Geçenlerde de Venezüella hakkında bir raporda üzerinde “İslam herkesin mirasıdır” yazan bir duvar resmini gördüm.

Sonuç olarak Katolikler özellikle kilise skandalları ve kabul edilmeyen politikaları sonrasında Vatikan’a karşı büyüyen öfke sebebiyle Allah’a çağırmak ve mücahitlerin haklı davasına ikna edilmek için bereketli bir topraktır. Ancak Bağdat’ta ve daha önce Musul’da yapılanlar gibi Irak’ta Hıristiyanlara yapılan saldırılar bu mesajı iletmemize yardımcı olmamaktadır. Kendileriyle konuştuğumuz kişiler Vatikan’a karşı bir öfke duysalar dahi normal insanların, kadınlar , çocuklar ve erkeklerin kilisede ayin esnasında hedef alınmasını anlamayacaktır.

Medyada rapor edildiğine göre bu hadisedeki en tuhaf meselelerden biri de saldırganların Kipti kilisesi (Ortodoks) manastırlarından birinde hapsettiği Kamelia Sihata ve Vefa Qastantin’i serbest bırakmadığı takdirde ellerindeki rehineleri öldüreceklerini ve Irak’taki Hıristiyanlara top yekun savaş ilan edeceklerini söylemeleridir. Hrıstıyanlığı ve mezheplerini bilen herkese malumdur ki Katolik kilisesi ile Ortodoks kilisesi arasında hiçbir ilişki yoktur ve iki taraf da diğerini bidatçi hurafeci saymaktadır. Eğer barışçıl ortak yasam ve diyalog cağında olmasaydık bu iki mezhep geçmişte olduğu gibi birbirinin kanını dökerdi.

Hristiyanların bakış açısıyla örnek vermek gerekirse herhangi bir mezhebe bağlı bir silahlı grup Felluce’de bir Sünni camisine saldırsa (Sahva camisine değil), namaz kılan cemaati esir alıp Irak’taki Ehli Sünnete savaş açmakla tehdit etse Şiiler Bağdat’ın Sadr semtindeki Hüseyniyeler de tuttukları Sünnileri serbest bırakır mi? Bu akil sahibi bir kişiye mümkün gözükmekte midir? Böyle bir durumda bu silahlı grubun neden bu eylemi yaptığını mı yoksa arkasında kim olduğunu, kimlerle işbirliği yaptığını mi düşünürüz?

Irak İslam Devleti’nin bu politikası Bush’un Avrupa’yı ve dünyadaki akil insanları tersleyen politikasının aynisi değil midir? Bush ya bizimle yada teröristlerle birliktesiniz demiş ve tarafsızlığa meydan bırakmamıştı. Irak’taki bu grup da burada Hıristiyanlara ya bizimle yada Maliki hükümetiyle birliktesiniz demekte ve tarafsız kalmalarına izin vermemektedir. Ya kendisini savunmaktan aciz olan ve sizi savunma ihtimali hiç olmayan hayali devletimize cizye ödersiniz yada sizin mülklerinizi yok ederiz. Bizim konuştuğumuz ve Şeyh’in beyanat ve mesajlarında bahsettiği adalet bu mudur?

Irak’taki Hristiyanlarin Amerika’nın veya hükümetin yanında yer aldığına dair delil var midir? Benim fikrime göre –yanılıyor olabilirim- bu meselenin zayıf Hıristiyan gruplarının Amerika yada hükümetle işbirliği yapması ile bir alakası yoktur. Aksine bu, Devle grubunun hayali devletlerinin gerçekliğine inanmaları ve Ömer Bağdadi (o zamanki Irak Islam Devleti lideri-Çeviren) tarafından söylenen her şeye inanmaya meyilli olmaları ile alakalıdır. Bağdadi Irak Hristiyanlarinin İslam Devleti’nin kurallarına göre yeni bir anlaşma imzalaması ve cizye ödemesi gerektiğini söylüyor. Neye karşı? Hiç.

Bu konuda alimlerin beyanatlarına dayanmak gereksizdir. Burada maslahat ve öncelikler hakkında konuşuyoruz, meselenin kökleri hakkında değil.

Geçenlerde Seyh Usame’nin konuşmasında bahsettiği şey ne güzeldir: Atalarımızın (selefin) yaptığı sert beyanatlar güç ve hükümranlık sahibi olunan günlerde yapılmıştır ve zayıflık zamanlarına uygun değildir. Ben de diyorum ki: Alimlerin cihatla alakalı bazı fetvaları da böyledir, bu fetvalar İslam’ın güçlü ve savunulabilir olduğu zamanlarda verilmiştir. Yani bu fetvalar günümüz gibi zayıflık zamanlarında uygulanamaz. (Burada kastettiğim şeyler bazılarının bahsettiği mesela kiliseleri yıkmak, sapkınlık dolu dini kitapları yakmak ve günümüz cihadına uymayabilecek bu gibi diğer şeylerdir. Bizim savaşımız tabiatı onlarınkinden farklıdır ve bizim saldırılardan korunmak gibi başka önceliklerimiz vardır).

Şeyh Usame’nin üç yıl önceki “Çözüm” konuşmasına göre Irak İslam Devleti’nin Hıristiyanlara tavrı nasıldır? -Irak İslam Devleti’nin Hıristiyanlara olan tavrı- Şeyh Eymen’in Beraat Kitabı’nda Kıptilere yaptığı konuşmada verdiği mesajın neresindedir? (Kitabi gözden geçirdim ve bu kısmı 14. bölümde “10. kısımda bahsedilenler üzerine notlar” dipnotunda buldum. Herkesin burayı okumasını tavsiye ediyorum zira burada yazılanlar hayali Irak Hilafeti’nin iki Şeyh Usame ve Eymen’in durusuna aykırı yaptıkları ihlalleri gösteriyor). Bu tavır Şeyh Abdullah Azzam’ın Arap topraklarındaki Hıristiyanlar hakkındaki esnek duruşunun (Tevbe suresinin tefsirine bakin) neresindedir? Bu tavır kiliselerin patlatılması fikrine karşı çıkan Ebu Muhammed Makdisi’nin duruşunun neresindedir? Uyarı: Makdisi kilise boş olsa bile patlatılmasına karşı çıkıyor, ya insan dolu bir kilisenin patlatılması nasıldır?

Çeviren notu: 2011 Ocak ayında yazılan bu mektupta Irak İslam Devleti’nden Irak Hilafeti diye bahsedilmesi kayda değer. Bu El Kaide’nin Işid’in hilafet arayışında olduğunu başından beri bildiğini gösterir.

Yemin ederim ki liderlerimiz ve alimlerimizin açıklamalarıyla onların müttefiklerinin, veya başka bir ifadeyle onları takip ettiğini iddia edenlerin yaptıkları arasındaki tezat tuhaftır.

Özet olarak bazı Müslüman grupların kafirlere yönelik iyi analiz edilmemiş ve anlaşılmamış davranışlarına karşı duruşumuzu netleştirmeliyiz. Tanzim’in (Kaide) ve liderlerinin bu konulardaki pozisyonu net bir şekilde tanımlanmalıdır.

Sözde Irak İslam Devleti’nin El Kaide’nin talimatı olmaksızın veya herhangi bir istişarede bulunmaksızın yaptığı eylemlerden duyduğumuz memnuniyetsizliği belirtmenin El Kaide’ye bir zararı olacağını ve bunu belirtmenin önünde bir engel olduğunu düşünmüyorum. Bu beyan er yada geç yapılmalıdır, mümkünse ivedilikle yapılmalıdır. El Kaide’nin Irak İslam Devleti örgütü ile arasındaki kurumsal bağları kopardığını ilan etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tanzim Kaide’tul Cihad ile Irak İslam Devleti arasında senelerdir zaten bir münasebet mevcut değil. (2006’daki) Devlet ilan etme kararı El Kaide liderleri ile istişare edilmeden alınmıştı. Bu kendilerinden menkul kararları hem Irak içinde hem Irak dışında mücahitlerin ve destekçilerinin saflarında bölünmelere yol açtı. Tanzim Kaide ile Irak İslam Devleti arasında  iyiliği emir ve kötülüğü nefyetmemizi tavsiye eden iman ve İslam’dan başka ne bağlantı kalmıştır?

Bu Tanzim Kaide için tek çıkar yoldur, aksi takdirde Irak Islam Devleti grubunun fiilleri ve açıklamaları sebebiyle itibari daha fazla zarar görecektir; bu grubun yaptıkları El Kaide’ye mal edilmektedir. Ve kesinlikle yasak olan iğrenç isler arasında camilerin ve diğer yerlerin patlayıcılarla (bombalarla) hedef alınması vardır, bu eylemler Afganistan, Pakistan ve bazen de Irak’ta meydana gelmektedir. Bu meseledeki duruşumuzu ve gerekçelerimizi Avrupalılardan önce Müslümanlara anlatmak zorundayız. (Bu konunun detayları için bir sonraki kısma bakin).

Robert Fisk’in kendisinin ve diğer insanların Bağdat’taki kilise saldırısına tepkisini anlattığı yeni bir makalesini okudum, yazının önemli bölümlerini ve ana fikrini tercüme etmeme izin verin.

Yazının baslığı: Batı El Kaide saldırısını kolaylaştırıyor. Tarihi 6 Kasım 2010.

“Bağdat’taki kilise katliamının Ortadoğu’daki insanları korkutma hızı ayaklarının altındaki toprağın ne kadar kaygan olduğunun bir işaretidir. Bizim Batı’daki televizyon haberlerinden farklı olarak El Cezire ve El Arabiya bu katliamın tüm dehşetini gösteriyor. Kollar, bacaklar, başsız gövdeler katliamın anlamı hakkında bir şüphe bırakmıyor. Bölgedeki bütün Hıristiyanlar bu saldırının manasını anladı. Esasen Irak Şiilerine yapılan saldırıların mezhepçi tabiatına baktığımda El Kaide’nin –düşündüğümüzden farklı olarak dünya terörünün merkezi olmak yerine- icat edilen en mezhepçi organizasyonlardan biri olup olmadığını merak ediyorum. Bölgedeki zulümler aracılığı ile Bati’nin (İsrail’i de sayıyorum) yaptığı kan naklinden beslenen bir değil birden çok El Kaide olduğunu düşünüyorum. (Robert Fisk bölgedeki zulümleri bir hastayı dirilten kan nakillerine benzetiyor).

Aslinda hukumetlerimizin bizi korkutmak, dehsete dusurmek ve kucuk hayatlarimiza guvenlik getirmek icin kendilerine itaat etmemizi saglamak icin bu terore ihtiyac duyup duymadiklarini da merak ediyorum. Ayni zamanda hukumetlerimizin Ortadogu’da yaptiklarinin bizim guvenligimizi tehdit eden asil seyler oldugu gercegini bir gun anlayip anlamayacaklarini da merak ediyorum. Isfahan Lordu Blair bunu hep inkar etti, hatta 7/7 bombacilarindan biri olum sonrasi yayinlanan videosunda Londra’daki katliami gerceklestirme sebebinin Irak’ta yapilanlar oldugunu dikkatlice izah etmesine ragmen. Bush da bunu hep inkar etti ve El Kaide Fransa’ya saldirma vaadini yerine getirirse Sarkozy de inkar edecektir.

Notlar: 7/7: 7 Temmuz 2005’te Londra metrosunu hedef alan, 52 kisinin oldugu 4 bombali saldırı. (Çeviren)

Isfahan Lordu Blair: Fisk (İngiltere başbakanı Tony) Blair’i eski İngiliz imparatorluğu temsilcilerine benzetiyor. Irak işgali esnasında onu Kut’ul Amare Lordu Blair diye çağırırdı, simdi savaş rüzgarları İran’a doğru eserken Isfahan Lordu Blair diye çağırıyor.

El Kaide’ye (Irak İslam Devleti- Çeviren) gelince, bölgede misket bombası gibi tehditler yaymaktadır. Ortadoğu’daki tüm Hıristiyanlar da hedef olacaktır, Mısır’ın 2 milyon Kipti Hristiyani Luxor’daki iki haftalık dini festivallerinde korunmak zorunda olacaktır. El Kaide 2 Müslüman kadının rızaları hilafına Kipti kilisesi tarafından tutulduğunu iddia ettikten sonra (festival) yüzlerce polis tarafından kuşatılmıştır. Bu kadınların durumu İslam’a dönüp kocalarını boşamalarından kaynaklanmış bir mesele olabilir, Mısır’daki Kipti kilisesi boşanmaya izin vermemektedir.

(Sonra Fisk Hizbullah’ın Lübnan hükümetine Hariri suikastı ile alakalı uluslararası soruşturmayı reddetmesini talep etmesinin akabinde Lübnan Sünnileri ile Şiiler arasında ortaya çıkan problemlerden bahsediyor. Sonra güney Beyrut’ta bir Hıristiyan mezarının hakarete uğraması sonrasında Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında artan sorunlardan ve ateşli Şiiler ve Hristiyanlarin Bağdat kilise saldırısı hakkında yaptığı açıklamalardan bahsediyor).

Batı korkmuş Hristiyanlara yardim etmek için yeterli güce sahip değildir. Hıristiyan politikacıların yaptıkları, Ortadoğu’da yeni bir Hıristiyan trajedisi ortaya çıkarmıştır.

(Sonra Fisk Kaliforniya’daki Amerikalıların Hristiyanligin doğuya değil batıya ait bir din olduğuna inandıklarından bahsediyor. El Kaide önemsizliği dolayısıyla Lübnan’daki mezar saldırısının sorumluluğunu kabul etmedi. Ancak Şii İran’ın ve Hizbullah’in müttefiki Beşşar Esed’ın belirttiği gibi El Kaide’nin Lübnan’da varlığı bulunmaktadır ve bu (Hizbullah’la ittifakı) Esed’i Bin Ladin’in organizasyonuna düşman yapmaktadır. Sonra Fisk Beşşar’ın El Hayat gazetesine verdiği bir demeçten bahsediyor: “Biz El Kaide’den birleşik ve güçlü bir yapıymış gibi bahsediyoruz. Bu doğru değil, ancak kendisini El Kaide olarak adlandıran bir entelektüel trend halinde mevcut. Bu organizasyon durumun bir sonucudur, bir sebep değildir. Anarşi ve zayıf kalkınmanın bir sonucudur, siyasi hataların bir sonucudur. Bu organizasyonun her yerde, Suriye, Arap ve tüm İslam ülkelerinde varolduğunu söylemek onun yaygın ve popülarite sahibi olduğu anlamına gelmez.”

Ancak Esed ne bütün siyasi toplantıları gözetim ve kontrol altında tutan kendi rejimini ne de diğer Arap ülkelerini aklayabilir. Bu kontroller Müslümanları ziyaret ettikleri tek kurum olan camilerde siyaseti konuşmaya zorladı. Bu haftanın en büyük ironisi efendilerimiz ve patronlarımızın Suudi Arabistan’daki Vehhabi rejimini uçaklardaki kargo bombaları hakkında Batı’yı uyardıkları için övmeleri oldu. Halbuki Usame bin Ladin ve adamlarını senelerce besleyen ayni Suudi Arabistan’dı.

Ortadoğu diktatörleri halklarını korkutmak da istemektedirler ve Mısır’ın fakir halkı idarecilerinden nefret etmektedir (Sanki El Kaide’yi kuran Suudi Arabistan’dir demek istiyor). Ancak aynı zamanda bu idareciler Mısır’da bir İslam devrimi gerçekleşmesini de önlemek istemektedirler. Ve Bati da Kahire’de, Libya’da, Cezayir’de, Suriye’de, Suudi Arabistan’da… ve diğer ülkelerde bir İslam devrimi olmamasını temin etmek istemektedir. Öncelikli problem hem El Kaide’nin hem de Bati’nin bu rejimlere zarar vermeye çalışmasıdır. Böylece (Bati) Irak’ı Şii ve Hıristiyanlarla çorba yapıyor (Irak eski Baascı düşmanlarını infaz etmekle meşgulken ve bir hükümete sahip değilken Irak’ın demokrasi olup olmadığı sorusu alakasız). Ve Pakistan’da drone saldırıları yapmaya, Afganistan’da masumları bombalamaya ve Arap dünyasındaki işkence rejimlerini tolere etmeye devam ediyoruz. Ve İsrail’in daha fazla Filistin toprağı çalmasına müsaade ediyoruz. Korkarım ki bu ayni eski hikaye. Barışı getirecek olan dünya terörüne karşı istihbarat savaşları değil adalettir, ancak liderlerimiz bunu hala itiraf etmeyecek.”

Fisk’in makalesinin sonu.

4- Bu Artık Tahammül Sınırını Aşmıştır: Kan Dökülmesine Müsamaha Gösterme Trajedisi ve Bu Tehlikeli Olguya Karşı Vazifemiz:

Mücahitler olarak adlandırılan bazı kişiler tarafından halka açık mekanların ve camilerin bombalanması trajedisi devam etmektedir ve bugünlerde en zirvesindedir. O kadar ki bunlar bos iddialar değildir. Bildiğim bazı korkunç hadiselerden bahsedeceğim, bilmediklerim ise bildiklerimden daha korkunçtur.

– (Pakistan) Carsadda köyünde Aftab Ahmed Khan Shirbow’u öldürmek amacıyla bayram namazı esnasında bir caminin patlatılması. Saldırı basarisiz olmuş ve 50’den fazla sıradan köylü hayatini kaybetmiştir. Bu saldırı emrini Beytullah Mesud vermiştir.

– Vezir aşiretinden İyiliği emir ve Kötülükten Nehy organizasyonunun lideri Haci Namdar’ı öldürmek için Hayber’de bir caminin patlatılması. Kendisi öldürülmemiş, aksine camideki 15 kişi hayatini kaybetmiştir. Bu saldırı emri Beytullah Mesud tarafından verilmiştir. Birkaç ay sonra Haci Namdar bir toplantıda silahlı saldırıda oldurulmuştur.

– Pesaver yakınlarındaki Camrud’da Cuma namazı esnasında başka bir caminin patlatılması. Patlamada 50’den fazla insan hayatini kaybetmiş ve çok sayıda kişi yaralanmıştır. Cami askeri kışlanın yakınlarındaydı ve camide namaz kılan askerler de bulunuyordu. Ölenler arasında askerler de vardı ancak cami herkese açıktır. Camide bölge halkı ve ana caddeye yakın olduğu için seyahat edenler de bulunuyordu.

– Bütün bölgelerde kalabalık yerlerde, yayaların, alışverişe çıkanların ve normal halkın yoğun olduğu yerlerde herhangi bir gerekçe belirtmeksizin işgalci askerlere, kukla askerlere ve polislere, hükümet memurlarına, hükümetten ihale alan özel şirket çalışanlarına yapılan çok sayıda saldırı. Bu kişilere daha dikkatli ve hassas saldırılar yapılabilirdi, veya bu saldırılar pazarlardan, kalabalık caddelerden ve meskun bölgelerden uzakta yapılabilirdi.

– Somali başkentinde 3 bakanı öldürmek için doktorların mezuniyet törenine yapılan bir bombalı saldırı. Bakanlar çok sayıda yeni mezun doktorla birlikte saldırıda öldu. Şebab Hareketi saldırıyla alakaları olduğunu reddetti. En doğrusunu Allah bilir.

– Serhad vilayetinde Lakki Marwat şehrinde bir halka açık oyun sahasında gerçeklesen patlama. Oyunu seyreden 100 kişi olduruldu. Oyun sahasının hedef alınma gerekçesi orda bulunan birkaç lesker (asker) ve Barış Komiteleri olarak bilinen şeyin orda kurulmasıydı. Bu komitenin mücahitlere bir kere bile saldırdığı ispat edilmemiştir. Simdi bu günahkar operasyondan sonra hiçbir sakallı insan Taliban üyesi olduğu şüphesiyle sorgulanmadan bölgeye girememektedir. Bu saldırıdan sorumlu olan kişinin Kuzey Veziristan’da bir Taliban lideri olduğu söyleniyor, ismi Bedr Mesud olabilir.

– Birçok bölgedeki kontrol noktalarına caiz olmayan yöntemlerle bombalı saldırı yapılması. Bu kontrol noktalarına saldırılar kalabalık saatlerde çok sayıda yaya ve araç bulunduğu esnada yapılıyor. Trafiğin yavaş olduğu diğer zamanlarda hedef alına bilinirlerdi. Başka bir mesele de var; fedai eylemcisi başka bir yere saldırı yapmaya giderken kontrol noktasında yolu kesilip arabası ve ustu aranmaya kalkıldığı zaman çevresindeki insanlara ne olur diye düşünmeden bombayı patlatıyor. Eylemciye böyle durumlarda ölene kadar savaşması için silah verilmelidir, bu silahı çevresindeki insanları korkutup uzaklaştırarak bombayı patlatmak için de kullanabilir. Bu fetvaları kimin verdiğini yada bu tur saldırıların meşru olduğunu kimin söylediğini bilmiyorum.

– Guney Veziristan’da Candola şehrinde bir restoranda Türkistan Batani ve müttefiği olan Qara Zeyneddin’e yapılan basarisiz öldürme teşebbüsü. Patlamada korumalarından iki tanesi öldü ve ölen diğer 10 kişi Mesud ve Batani aşiretlerinden restoranda bulunan normal insanlardı.

– Mohmand aşiret bölgesinde bir pazarda 3 ay önce gerçekleştirilen bombalı saldırı. Saldırı Jirga’yi hedef alıyordu. (Jirga: Aşiret önde gelenlerinin istişare toplantısı- Çeviren). Saldıranlar Jirga’nin orda yapıldığını düşündüler ancak Jirga tedbir olarak başka bir yere alınmıştı. Saldırıda 100’den fazla insan oldu ve nerdeyse hepsi de Jirga ile hiç alakası olmayan normal alışveriş yapan insanlardı. Taliban, sözcüsü İhsanulllah İhsan aracılığıyla bu saldırıyı üstlendi ve halktan ölenler için üzüntü duyduklarını belirterek taziyelerini iletti. Biz de ona en azından dürüst olduğu için teşekkür ediyoruz.

Devam Edecek…

Ekrem YILMAZ ISLAH HABER için Türkçeye tercüme etmiştir.

Kaynak: Editör:
Etiketler: Azzam, Amriki:, Aşırılıklardan, Beriyiz,
Yorumlar
Haber Yazılımı