İSLAM AHLAKI  -2-

Ahlâklı ve erdemli insanların oluşturduğu toplum ve dolayısıyla bu ilkeleri hedef alan toplumların zuhuru, dünyada kan, gözyaşı, açlık, yoksulluk, taassup, ırkçılık, şiddet vb. pek çok sıkıntıyı ortadan kaldıracağına güvenimiz tamdır. Bugün de Peygamberimizin ashabını örnek alacak bizler için de Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemenin yanında manasını anlama, özümseme ve hayatımıza..

8 Temmuz 2020 01:48
A
a
İslâm’ın ilk yüzyılında Ahlâk tamamen dinî ilke ve kurallara dayanmaktaydı. Bütün Müslümanlar Kur’ân’ın emrine uyarak hayatlarını Hz. Peygamber’in getirdiği öğretilere göre düzenlemenin gerektiğine inanmışlardı. Peygamberimizin Güzel Ahlâkı Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Kur’ân-ı Kerîm’in emirleri ve yasakları doğrultusunda hayatını sürdürüyordu. O’nun ahlâkıyla ahlâklanan Ashâb-ı Kiram da O’nun güzel ahlâk modellerini hayatlarına tatbik ediyorlardı. Hatta nazil edilen ayetleri hem hıfzediyor ezberledikleri ayetleri yaşamadan diğer ayetlere geçmiyor Kur’ân ahlâkıyla ahlaklanmaya özen gösteriyorlardı.

Putlara tapan, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen, kadınları bir ticaret metaı gibi satan bu insanlar yeryüzünde emsali görülmemiş bir medeniyet kurmuşlardır. Bedevî bir toplumun fertlerini medenî hale getiren bu durum, Peygamberimizin ilk muallimi olduğu Ashâb-ı Suffa’da onları eğitmiş, öğretmiş, terbiye etmiş olmasından kaynaklanıyordu. Peygamberimizden güzel ahlâk ve edeb örneklerini öğrenen sahâbiler de fethedilen yeni beldelerde güzel ahlâk ve edep örnekleri sergilemişlerdir, Bu nedenle Ashâb, Kur’ân’ı anladığında aynı zamanda etrafında olan olayları da anlamaktaydı. Bu bakımdan Kur’ân ve hadis metinlerinin anlamı, ayı zamanda olaylar içinde var olmaya devam eden ve yeni varlık tarzlarını kazanan insanlardan bağımsız değildi…

“Dinimizde iyi ve kötü olan şeyleri bilmenin yolları Kur’ân, Sünnet ve akıldır.İyiliğin ne olduğu sorusunu Sevgili Peygamberimizin dilinde “İyilik, güzel ahlâktır.” karşılığını bulmuştur. Başta verdiğimiz hadise benzer sözlerinde ifade ettikleri bu tanımlama, Kur’ân’la birlikte düşünülürse, başta iman esasları olmak üzere, bütün ahlâkî güzellikleri, hayırlı iş ve amelleri, iyi niyet ve olumlu tutumları içinde barındırmaktadır. Yüce Allah, Peygamberimizi tavsif ederken: “Ve elbette sen, yüce bir ahlâk üzeresin.” buyurmuştur. O, ahlâkıyla “Muhammedu’l-Emîn” olmuş ve bu ahlâkıyla “Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.” O güzel ahlâkıyla insanları etrafında toplayabilmiş, kısa zamanda pek çok kimsenin kalbini İslâm’a ısındırmış, asla kin gütmemiş, düşmanlarını bile affetmiştir.

O, yüce Ahlâkıyla, bütün ömrü boyunca kötülüklerden ve nefsanî zaaflardan uzak kalmıştır. Çünkü O, diğer peygamberlerin de kavimlerine talim ede geldikleri “ahlâkî güzellikleri” tamamlamak için gönderilmiştir.”

Peygamberimizin Tavsif Ettiği Mü’minin Güzel Ahlâkı (İdeal İnsan Modeli) “İdeal İnsan Modeli” ifadesi ütopya mıdır? Gerçekten ideal insan olmak için neler gereklidir? gibi sorular sormamız mümkündür. Ancak Peygamberimizin (s.a.s.) vurgu yaptığı ideal insan örneği, ahlâklı insan örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. İdeal İnsan Modeli, sadece kişinin davranışlarının güzelleşmesine katkıda bulunmakla kalmayacak toplum tarafından da örnek alınacak bir nev’i rol model konumunda olacaktır. “Allah Rasûlüne samimî bir iman ile inanmış bir mü’minin bu iman ile aydınlanmış aklı ve kalbi de kendisi için kılavuzdur.

Bu kılavuz, Kur’ân ve Sünnet’te açıkça yer almamış konularda ona rehberlik yapacak yolunu aydınlatacaktır. On beş asır öncesinin sade yaşantısıyla, insanı şaşkına çeviren günümüzün karmaşık hayatı karşılaştırıldığında, dinî kaynaklarda yer almayan binlerce yeni olgu ve olay karşısında mü’min, basîret ve ferâsetiyle iyi ve kötüyü ayırmakta zorluk çekmeyecektir. Modern hayatın kompleks yapısının doğurduğu ilişkiler yumağından, Sevgili Peygamberimizin tavsiyesiyle kalbine danışarak, kirlenmeden çıkabilecektir. Çünkü mü’minin kalbi Allah’ın nazargâhıdır. Kalplerde olanı bilen, yaratıcısına karşı takva bilinciyle donanmış olan mü’minin kalbi, kötü ve çirkine, yalan ve yanlışa geçit vermeyecek, bunu zorlayan da sürekli yanıp sönen sinyal ışıkları gibi uyaracaktır.

Ahlâkı, hukûktan daha kapsamlı ve temelli kılan bu manevî yaptırımdır. Hukûk, asgârî ahlâktır diyenler; ahlâkın, insanla ayakta duran ve onun iradesiyle yaşayan bu geniş anlamına işaret etmişlerdir. Hukukta yaptırımı olmayan, yalan, gıybet, haset, cimrilik, vefâsızlık, ikiyüzlülük gibi pek çok kötü huy ve davranışın uhrevî yaptırımını çok iyi bilen mü’min, iyi insan olmanın yolunun nereden geçtiğini de çok iyi bilmektedir. O halde Peygamberimizin (s.a.s.): “Güzel ahlâk, güler yüzlü olmak, iyilikleri yaymak ve eziyetlere engel olmaktır.“İmanı olgun olan mü’min, ahlâkın en güzel olandır.“Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın’’ Mekke’nin Fethi’nde amcası Hz. Hamza’yı katlettiren Hind’i, katleden Vahşî’yi dahi affetmesi O’nun ahlâkı, affediciliği, kin tutmaması ve merhameti konusunda en güzel örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlara karşı güzel ahlâkın gereğine göre davran.Hadislerde beyan buyrulduğu gibi ideal insan modeli oluşturmak için her şeyden önce güzel ahlâklı olmak esastır. Medine Sözleşmesi olarak tarihe geçen vesikada da güzel ahlâkın temeli oluşturan ve mü’minlerin en önemli özelliklerinden biri olarak tavsif edebileceğimiz takvaya vurgu yapılırken ahlâksızlıklar karşısında takva sâhibi mü’minlere nasıl davranacakları konusunda rehberlik edebilecek bir ilkeye şöyle vurgu yapılmıştır:“

Takvâ sahibi mü’minler, kendi aralarında saldırgana ve haksızlık ederek bir cürüm yapmayı tasarlayan yahut bir hakka tecavüz veyahut da mü’minler arasında bir karışıklı/fitne fesad çıkarma kasdını taşıyan kimseye karşı olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evladı bile olsa hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır. Medine Vesikası’nda da vurgu yapılan Takvâ ahlâkın en zirve noktası ve faziletlerin üstünüdür. Zira Yüce Allah sizin ‘’en mükerreminiz takvaca en üstün olanınızdır’’ buyurarak bunu beyan etmiştir.

 Bugün gençler sanatçıları, artist ve akristleri rol model almaktadır. Zira dizilerde filmlerde bu insanların yaşam tarzlarına özendirecek sahneler ağırlıktadır. Bu sahnelerden etkilenen gençlerimiz maalesef dinî ve ahlâkî değerlerin önüne da para ve şöhreti koymaya çalışmaktadır. Bu da gençlerin lüks içinde yaşamayı, erdemli ve ahlâklı yaşamaya tercih etmelerinin sebepleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç; İslâm’da Ahlâk, Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadislerin muhteviyatından ortaya çıkarılan prensipler manzumesidir. Öncelikle Kur’ân’da ahlâk-ı hasene olarak tavsif edilen kavimlerin iyi davranışları sebebiyle dünyada zilletten kurtulup, Allah’ın nimetlerine kavuştukları ve ahirette ise O’nun Cennetini ve Cemâlini görme şerefine kavuşacaklarını haber veren ayetlerle beyan edilmektedir. İslâm’da hem methedilen hem zemmedilen ahlâk örneklerinin birer göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iyi ve kötü insan örnekleri her dönemde karşımıza çıkmaktadır. “Sû-i emsâl, mîsâl olmaz.” fehvasınca ancak ibret dersi olabilir. Bu yüzden her dönemde ahlâkını ve edebini koruyan insanlar taltif edilirken, edebe ve ahlâka mugayir hareket edenler de kınamaya ve horlanmaya mahkûm olmuşlardır. Kur’ân’ı Kerim’in emrettiği ve yasak ettiklerinin yanında Hz. Âişe validemizin beyanı veçhile en güzel ahlâk örneklerini sinesinde barındıran ve Kur’ân Ahlâkı ile muttasıf bulunan Peygamberimizin (s.a.s.) emir ve yasaklarının gereğini yapmak ahlaklı bir insanın ana hedefi olmalıdır. Böyle erdemli bir zatın da Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanması kaçınılmazdır. Bu ise hem fert hem de toplum bazında Kur’ân-ı Kerîm’in içeriğini iyi okuyup, özümseyip içeriğini hayatlarına tatbik ile gerçekleşir. İdeal insan modelinin oluşumu için hem Kur’ân hem de hadislerde iz düşümüne baktığımızda iyilikleri emreden, kötülüklerden yasak eden öncelikle bir toplumun inşası ile mümkün olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Gerçekten ideal insan olmak için gerekli olan her şey, Kur’ân ve Sünnet’te yer almaktadır. İdeal bir insan ve ideal bir toplum ise bu iki temel esasın içeriğini hayata geçirmekle mümkün olabilecektir. Bu idealleri hedef olarak önceleyen ve gereğini yapan fert ve toplumların yetiştireceği nesiller de ahlâklı, erdemli nesilleri yetiştirerek insanlığın huzur ve güven içinde yaşamasına katkı koyabileceklerdir. İnsanın, öncelikle kendisinin toplumun huzur ve sükûnu için ahlâklı olması ve yaşamını da ahlâkî ilkeler doğrultusunda tanzim etmesi gerekmektedir. Ahlâklı bir insanın toplumdaki ahlâka mugâyir hâl ve hareket sergileyen kişilere karşı duyarsız kalmak bir tarafa Peygamberimizin (s.a.s.) tavsiyesi gereği: “Eğer o çirkin davranışı değiştirmeye gücü yetiyorsa eliyle değiştirmeye çalışması, gücü yetmiyorsa diliyle değiştirmeye gayret sarf etmesi, ona da gücü yetmiyorsa o davranışı yapana karşı imanın en zayıf derecesi de olsa kalben ondan nefret etmesi.” üzerine bir vazifedir.

Günümüzde toplumda değerlerin ve ahlâkî ilkeleri yerini para, mal, mülk, şöhret almış durumdadır. Bu özellikleri kol gezdiği ve ahlâk ve erdemden üstün tutulmaya yönelen bir toplumu ve bu toplumda meydana çıkan ahlâk dejenerasyon şu şekilde giderilebilir: Bir müfredat çerçevesinde okulların her kademesinde olmak üzere bu değerlerin ve ahlâkî ilkelerin detaylı olarak bilimsel verilerden de yararlanarak işlenmesi ideal bir neslin inşasında rol oynaya bilecek hiç olmazsa dejenerasyona bir nebze engel olabilecektir. Ahlâklı ve erdemli insanların oluşturduğu toplum ve dolayısıyla bu ilkeleri hedef alan toplumların zuhuru, dünyada kan, gözyaşı, açlık, yoksulluk, taassup, ırkçılık, şiddet vb. pek çok sıkıntıyı ortadan kaldıracağına güvenimiz tamdır. Bugün de Peygamberimizin ashabını örnek alacak bizler için de Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemenin yanında manasını anlama, özümseme ve hayatımıza nakşetme sayesinde güzel ahlâk ve edep örnekleri sergileyen bir toplumun inşası mümkün olabilecektir.

Devam edeceğiz…
Şimdilik Selametle Kalın

Aklı Selim,Kalbi Selim,Hissi Selim,Zevki Selim.
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


MD DİJİTAL