ABD'nin Yemen politikasında değişim sinyali

MAKALELER 16 Aralık 2020 09:55
Videoyu Aç ABD'nin Yemen politikasında değişim sinyali

Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen savaşındaki rolü nedeniyle bu iki ülkeye adeta açık çek veren Başkan Trump’ın aksine, Joe Biden Yemen’e ilişkin açıklamalarında bu desteğin sona ereceğinin sinyallerini verdi.

ABD’deki seçimlerin sonuçları ve bunun küre çapında siyasi ve ekonomik gelişmeleri nasıl etkileyeceğiyle ilgili tartışmalar sürerken, Yemen’de insani kriz ve siyasi çözümsüzlük iyice derinleşiyor. 2020 ABD Başkanlık Seçimlerini Demokrat aday Joe Biden’ın kazanmasının ardından, uluslararası ilişkilerin köklü bir şekilde etkilenmesi ve birtakım ciddi dönüşümler yaşanması bekleniyor. Biden’ın seçilmesiyle birlikte Körfez’de devam eden sıcak kriz ve çatışmaların yeni bir boyut alacağı, ayrıca Körfez’deki statükonun menfi manada etkileneceği ve bölgedeki ittifakların yeniden şekilleneceği tahmin ediliyor.

Demokratlar, ABD kamuoyunda artık iç tartışma meselesi haline gelen Yemen savaşını, Biden’ın savaş karşıtı, Trump’ın ise savaşlara destek veren bir başkan olduğu imajını verme stratejisinin bir parçası olarak da kullandılar. Bu nedenle seçim sürecinde Biden’ın yaptığı açıklamaların ve ABD’de kamuoyundan gelen baskının, bizatihi Yemen krizine dikkat çekmeye yönelik samimi gayretler olmaktan ziyade, rakipler arasındaki bir iç tartışma polemiği olduğu söylenebilir. 

Joe Biden’ın dış politikayla ilgili verdiği ipuçları belli oranda bir müphemlik barındırıyor olsa da Körfez’le ilgili yaklaşımının Trump’ınkinden daha farklı olacağı söylenebilir. Başkan Trump’ın Körfez’de Muhammed bin Zayed (MBZ) ve Muhammed bin Selman (MBS) lehine bir siyaset takip etmesi, Körfez içi dengeleri had safhada etkilemişti. Trump’ın Bin Zayed ve Bin Selman’ı cesaretlendirici ve koruyucu tutumu genç prenslerin şahinleşmesine yol açtı. ABD’deki seçimlerde Bin Zayed ve bin Selman’ın Trump’ın kampanyasına mali yardımda bulunarak Demokrat Aday Biden’a karşı açık bir şekilde Trump’ı desteklemeleri, Biden’ın Körfez politikasında önemli bir faktör olacaktır. Biden, seçim kampanyası sırasında Körfez’de Bin Selman ve Bin Zayed’in otokratik tutumlarını eleştirdi ve dış politikada “insan hakları” ve “ifade özgürlüğü” gibi kavramları önceleyeceğinin altını çizdi.

Biden’ın Körfez politikasını şekillendirmesi beklenen diğer bir faktörün de Obama dönemi politikalarının olacağına dair genel bir kabul mevcut. Obama dış politikasının mirasçılarından biri olarak görülen Biden, İran nükleer programı ve Katar ablukası gibi Körfez’i yakından ilgilendiren konularda son dört yıllık ABD dış politikasından ayrılıyor. Bu yüzden Suudi Arabistan kraliyet ailesinin iç dengeleri ve dış politikasının yeni ABD yönetimiyle yeni bir boyut alması bekleniyor. İran nükleer programıyla ilgili P5+1 müzakerelerinde dönüş sinyali veren Biden’ın, Avrupalı müttefikleri Fransa ve Almanya’nın tezlerine yakınlaşması bekleniyor.

11 Eylül saldırılarından Suud devletini sorumlu tutan ve ailelerine tazminat yolunu açan “11 Eylül yasası” olarak bilinen Terörizmin Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası’na (JASTA) başkanın vetosunu iptal eden Kongre’nin, yasayı önümüzdeki süreçte de gündeme getirmesi Riyad ile Washington arasında ilişkilerin geleceğinde önemli bir faktör olacaktır. Bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda Suudi Arabistan ve İsrail’in karşı durduğu ve İran’la yakınlaşan bir Batı dünyasının ortaya çıkması beklenebilir. Biden’ın, Trump’ın Körfez’deki yakın müttefiklerinin hassasiyetlerini daha az dikkate alması ve seçim sürecinde finans ve medya alanında son derece önemli destekler sağlayan Katar’la daha yakın bir ilişki kurması bekleniyor.

Trump dönemi boyunca Suudi Arabistan’ın İran’la Yemen sahasında doğrudan hesaplaşmasını destekleyen ABD, uluslararası kamuoyundan askeri operasyonlarına dair kayda değer bir muhalefet görmedi. Diğer taraftan Katar ablukasını sessiz kalarak zımnen destekledi ve İran’a karşı Suudi Arabistan ve İsrail’in arzuladığı gibi sert bir tutum takındı. Oysa hem Biden’ın seçilme ihtimaline yönelik işaretlerin iyice arttığı dönemde hem de Biden’ın bizzat seçilmesinden sonra çözüme yönelik iradenin hızlı bir şekilde ortaya çıkması ve bu yönde gerçekleştirilen diplomatik görüşmeler, Körfez’deki dengelerin değişim potansiyelini gösteriyor.

Trump’ın son dakika kararlarının, Biden’ın olası bir barış girişimi için son derece olumsuz sonuçlar doğurması muhtemel. Zira terörist tanımı pratikte arabulucuların diplomatik adımları için yasal engeller oluşturacaktır. Bu durum aynı zamanda Sana’daki üst düzey Husi liderlerin diplomatik temaslarını da son derece zorlaştıracaktır. Ayrıca son dönemde Suudi Arabistan ve Husiler arasındaki görüşme iddialarını belirsizliğe sürükleyecek ve insani yardım çalışmalarını da çıkmaza sokacaktır.

Ancak Biden yönetiminin Suudi Arabistan’la ilişkilerini sadece ekonomi bağlamında değerlendirmemek gerekir. Biden’ın seçilmesi, kraliyet ailesi içindeki iktidar mücadelesini de son derece etkileyecektir. Bu minvalde, Muhammed bin Nayif gibi üst düzey prenslerin görevden alındığı Trump döneminin aksine, Bin Selman’ın teamül dışı yükselişinin yeni dönemde frenleneceği öngörülebilir.

Biden’ın Yemen yaklaşımı

ABD, hayati önem taşıyan lojistik, istihbarat, silah ve diğer yardımlarıyla Suudi Arabistan ve BAE önderliğindeki koalisyona destek verdi. Trump’ın İran’ın müttefiki Husilere karşı savaşan Arap Koalisyonunu desteklemesi, “İran’a maksimum baskı” politikasının diğer bir ayağını oluşturuyordu. Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen savaşındaki rolü nedeniyle bu iki ülkeye adeta açık çek veren Başkan Trump’ın aksine, Joe Biden Yemen’e ilişkin açıklamalarında bu desteğin sona ereceğinin sinyallerini de çoktan verdi. Özellikle Bin Zayed ve Bin Selman’ın Yemen’deki savaşla ilgili politikalarına karşı çıktığı bir sır olmayan Biden’ın, Körfez’le ilgili birçok politikasında Trump’tan farklı hareket edeceği anlaşılıyor.

Joe Biden, Mayıs 2019’da kampanyasının ilk büyük dış politika duyurusu olarak Yemen'deki Arap Koalisyonuna ABD desteğini sona erdirme sözü verdi. Demokratlar, Suudi Arabistan ve BAE’nin herhangi bir şeffaflık ve kısıtlama olmadan kayıtsız-şartsız desteklenmesini engellemek için Kongre’de girişimde bulundular. Bu doğrultuda ABD’nin Yemen’deki koalisyona askeri desteğini kesecek olan ve başkanların Kongre onayı olmadan savaş bölgelerine süresiz olarak asker yerleştirmesini engelleyen yasa tasarısını Trump veto etti.

Biden kampanyasının temel dış konularından biri Yemen oldu. Biden, Yemen savaşının başladığı dönemde başkan yardımcılığı görevindeydi ve Arap koalisyonunun operasyonlarını destekledi. Ancak Arap koalisyonunun Yemen’deki insan hakları ihlalleri ve birçok muhalifin hapsedilmesi, ABD’nin Suudi Arabistan ve BAE’ye gerçekleştirdiği silah satışları ve verdiği istihbarat desteğinin ABD kamuoyu nezdinde sorgulanmasına yol açtı. Bernie Sanders gibi demokratik-sol görüşlü siyasetçilerin ve sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü savaş karşıtı kampanyayı neticede sahiplenen Biden, seçim bildirgesinde, Suud liderliğindeki Yemen savaşına desteği sona erdireceğini ve El-Kaide ile DEAŞ’a odaklanacağını belirtti. [1]

Demokratların Yemen konusunda değişen tutumlarının belirginleştiği diğer bir hadise de 18 Ağustos’ta gerçekleşen Demokratik Ulusal Kongre sırasında onaylanan 2020 Platformunda çatışmanın sona ermesine yönelik çabaların artırılacağına dair söz verilmesi oldu. “Dünyanın en berbat insani krizinin sorumlusu olan bu savaş bölgeye ve çıkarlarımıza yönelik tehditleri artırıyor. Demokratlar, ABD’nin diplomatik çabaları desteklemesi ve onları engellememesi gerektiğine inanıyor,” [2] şeklinde bir ifadenin bulunduğu Platform bildirgesi başkan için bağlayıcı olmasa da Biden’ın Yemen savaşında çatışmalardan ziyade diplomatik adımları önceleyeceğini gösteriyor.

Geçtiğimiz iki yıl içinde Biden, krallık hakkında çok sayıda eleştirel yorumda bulunarak Suudilerin Yemen’de “çocukları ve masum insanları” öldürdüğünü söyledi. Ayrıca Biden Amerika’nın silah satma veya petrol alma konusundaki değerlerini kontrol etmesini sağlayacağını da ifade etti

Yemen savaşı konusunda Biden’ın resmi tutumu bir yana, son iki yılda Amerikan kamuoyunda ABD’nin bu savaştaki rolüyle ilgili tartışmalar artmış durumda. Susan Rice, Samantha Power, Ben Rhodes ve Jake Sullivan gibi Demokrat Parti’nin mühim isimleri, Yemen savaşına dair ABD söyleminin yeni bir mecraya girmesini sağladılar. Bazı Obama dönemi yetkilileri de ABD’nin çatışmadan çıkması gerektiğini savunuyor. Bu isimlere ek olarak Meclis üyeleri Alexandria Ocasio-Cortez, İlhan Omar, Ayanna Pressley ve Rashida Tlaib’in yanı sıra Cumhuriyetçi Senatör Mike Lee’nin de yeni yönetime Körfez monarşilerine yapılan silah satışları konusunda baskı yapması bekleniyor.

Demokratlar, ABD kamuoyunda artık iç tartışma meselesi haline gelen Yemen savaşını, Biden’ın savaş karşıtı, Trump’ın ise savaşlara destek veren bir başkan olduğu imajını verme stratejisinin bir parçası olarak da kullandılar. Bu nedenle seçim sürecinde Biden’ın yaptığı açıklamaların ve ABD’de kamuoyundan gelen baskının, bizatihi Yemen krizine dikkat çekmeye yönelik samimi gayretler olmaktan ziyade, rakipler arasındaki bir iç tartışma polemiği olduğu söylenebilir.

Diğer taraftan, Yemen savaşındaki insani krizden ve siyasi çözümsüzlükten yalnız Arap koalisyonunun sorumlu tutulması, İran ve Husiler’in Yemen kaosundaki rolünün perdelenmesine yol açıyor.

Biden yönetimin bir “Yemen Barış Planı” ortaya koyması ne kadar mümkün?

Kampanya sürecinde Suudi Arabistan ve Arap koalisyonu karşıtı bir söylem benimseyen müstakbel ABD başkanı, Yemen konusunda da köklü değişiklik sinyali verdi. Yemen savaşının durdurulması, insani yardımların sağlanması ve çatışan tarafların müzakere masasına dönmesi için taraflara baskı yapması bekleniyor. Dolayısıyla Yemen’de El-Kaide ile mücadelenin ön plana çıkması ve Yemen el-Kaide’si ile mücadelenin ABD’nin küresel söyleminin önemli bir parçası haline gelmesi beklenebilir. Biden’ın, Obama döneminde bölgede ilerleyen ABD yayılmacılığını Trump kadar önemsemeyeceği ve İran’a yakın Husilerin başkent Sana’da hüküm sürmesinden rahatsız olmayacağı da söylenebilir.

Biden döneminde Yemen’de barış görüşmelerinin hız kazanması ve müstakbel başkanın buradan dış politika alanında bir başarı hikayesi çıkarması yüksek ihtimal. Gerçekten de Biden yönetiminin Yemen’deki savaşı sona erdirme konusunda olumlu bir etkisinin olabileceği yönünde beklentiler var. Zira hem savaşan tarafların Biden’la uzlaşma arzusu hem de Biden yönetiminin Yemen savaşına gösterilecek yeni yaklaşımı ABD dış politikasındaki değişimin bir işareti kılma arzusu ve kısa vadede bir dış politika başarısı elde etme isteği, bölgedeki şartların da etkisiyle bu konuda elverişli bir ortamın oluşmasına çok büyük bir katkı sağlayabilir.

Bu nedenle Biden’ın Yemen konusunda kapsamlı bir barış planı ortaya koyması halinde Suudi Arabistan’ın bunu birkaç nedenden ötürü kabul edeceği söylenebilir. Birincisi, beş yıllık askeri müdahaleye rağmen Husileri geriletememiş, stratejik amaçlarına ulaşamamış olan Suudi Arabistan’dan son dönemde gelen, sınır güvenliği karşılığında Husilerle uzlaşabileceklerine dair açıklamalardan da görülebileceği gibi Suudi yetkililerin savaşa bir an önce son verme niyetinde oldukları anlaşılıyor. İkincisi, Suudi Arabistan hem iç hem de dış gelişmeler bağlamında zaten geçirmekte olduğu zorlu sürecin üstüne eklenen Biden’ın diplomatik baskı uygulayabileceği endişesiyle Yemen konusunda ılımlı bir tutum benimseyecektir.

Aslında Suudi Arabistan da bir çıkış stratejisi arıyor. Fakat diğer taraftan Husilerin Yemen’deki hakimiyeti ve Suud topraklarını doğrudan tehdit etme kabiliyetine sahip olmaları, ayrıca İran’ın etkinliği ve sınır güvenliği meselesi Suudi Arabistan’ın önemli sorunları arasında yer almaya devam ediyor. Bunun için Suudi Arabistan’ın kapsamlı ve uygulanabilir garantiler almadan Yemen’den çıkması konusundaki beklentiler gerçekçi olmayabilir.

Diğer yandan Yemen savaşında Husileri destekleyerek taraf olan İran da Biden’ın genel bölgesel politikaları kapsamında daha yakın bir ilişki kurma arzusunda. İran’ın Biden’ın olası bir Yemen barış planına destek verebileceğini söylemek mümkün. Tıpkı Suudi Arabistan gibi, İran’ın da olası bir plana destek vermesi için birçok sebep var. Yemen’in bel büken ekonomik maliyeti, dış müdahaleciliğine gelen uluslararası baskılar ve Husi bölgelerinde yaşanan ağır insani maliyet gibi unsurlar yüzünden İran’ın -mevcut kazanımlarını korumak şartıyla- Biden’ın olası planlarına sıcak bakabileceği söylenebilir. İran’ın ayrıca Yemen konusunu nükleer anlaşmanın da dahil olduğu pakette bir koz olarak kullanma ihtimali de yüksek.

Biden’ın Yemen konusunda nasıl davranacağını zaman gösterecek; ancak, Trump’ın Suudi Arabistan ve BAE’ye sağladığı serbestiyeti Biden’ın aynı şekilde İran’a sağlaması halinde, dengeler daha da bozulacak ve savaş uzayacaktır.

Trump ve Husileri terör örgütü olarak tanıma tartışmaları

Trump yönetimin son günlerinde Yemen’e ilişkin en önemli tartışma konusu, İran destekli Husilerin terör örgütü olarak tanınması ihtimali etrafında şekilleniyor. Suudi Arabistan destekli sosyal medya paylaşımlarında son dönemde buna yönelik büyük bir çaba sarf edildiği görülüyor. Diğer yandan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun son Riyad ziyaretinin en önemli gündem maddesinin de bu konu olduğu iddia ediliyor ve Başkan Trump’ın da bunu onaylayabileceği belirtiliyor. Son dönemdeki bazı gelişmeler de bunu kanıtlar nitelikte. Kasım 2019’da Yemen’de BM ve diğer yardım kuruluşlarında çalışan ABD’liler Husilerin kontrolündeki Sana’dan geçici olarak çıkartıldılar. [3] Ayrıca Trump, seçimdeki mağlubiyet nedeniyle, yeni yönetimin işini zorlaştırmak ve onu dış politikada başarısızlığa sürüklemek için elinden gelen her şeyi yapacak gibi.

ABD yönetiminin Husileri terörist ilan etme ihtimali, Yemen’de çeşitli sonuçlar doğurabilir. Bir örgütün terörist ilan edilmesi temelde politik bir eylemdir ve çeşitli teknik sonuçları olur. Trump’ın bu muhtemel adımına birçok Demokrat karşı çıkıyor ve Husilerin aşırılık yanlısı bir örgüt olmasına rağmen, ABD veya İsrail’e saldırmadığı için bunun hukuki bir gerekçesi olmayacağını ifade ediyor. Trump’ın bu “son dakika” adımını atması, Biden yönetiminin Yemen’de kendi politikasını geliştirme yeteneğine ket vurabilir. Bunun için Yemen dosyasından sorumlu ABD’li yetkililer, Yemen’deki barış sürecini olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle buna hararetli bir şekilde karşı çıkıyor.

Trump yönetiminin Husileri yabancı terör örgütleri listesine alması Yemen’deki iç dengeleri ve insani durumu da son derece olumsuz etkileyecektir. Uluslararası camiadan tamamen izole edilmiş bir Husi grubu, bölgeyi daha fazla kontrol edebilmek için savaşı tırmandıracaktır, bu ise insani yardımları daha da zorlaştıracağı için krizin iyice şiddetlenmesi riskini artıracaktır.

Sonuç

Biden’ın yeni ABD başkanı olarak seçilmesi Yemenliler için bir paradoks ifade ediyor. Zira Biden Yemen’de savaşın başladığı 2014 yılında Obama hükümetinin başkan yardımcısıydı ve Arap koalisyonunun operasyonlarını onaylamıştı.

Bununla birlikte Biden Yemen’de nasıl bir politika izlerse izlesin, Yemen çatışmasının kendine özgü koşulları ve bölgesel ve yerel aktörlerin tutumu nedeniyle savaşın kısa vadede nihai bir çözüme kavuşmasını beklememek gerekir. Ayrıca Beyaz Saray’daki son günlerini geçiren Trump’ın Husileri terör örgütü ilan edilebileceğine yönelik haberler meselenin karmaşıklığına işaret ediyor. İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade suikastında olduğu gibi, Trump’ın bu ihtimali gerçeğe dönüştürmesi Biden için içinden çıkılması zor sonuçlara sebebiyet verecektir.

Trump’ın son dakika kararlarının, Biden’ın olası bir barış girişimi için son derece olumsuz sonuçlar doğurması muhtemel. Zira terörist tanımı pratikte arabulucuların diplomatik adımları için yasal engeller oluşturacaktır. Bu durum aynı zamanda Sana’daki üst düzey Husi liderlerin diplomatik temaslarını da son derece zorlaştıracaktır. Ayrıca son dönemde Suudi Arabistan ve Husiler arasındaki görüşme iddialarını belirsizliğe sürükleyecek ve insani yardım çalışmalarını da çıkmaza sokacaktır.

Bununla birlikte Suudi Arabistan-ABD arasındaki ekonomik ve sair ilişkilerin tarihi seyri, bize Biden’ın Körfez’de gerçekten ne derece farklı bir politika geliştirebileceğinin de sınırlarını gösteriyor. Ayrıca Yemen kamuoyunun büyük bir bölümü ABD seçimlerinin ardından Biden veya Trump’ın başkan olmasının hiçbir fark yaratmayacağı görüşüne sahip. Yemen’in karşı karşıya olduğu sorunlar ve ABD ile Suudi Arabistan arasındaki köklü ilişkilere vurgu yapılması, Biden yönetimi için Yemen’in öncelikli bir mesele olmayabileceği endişelerinin de hâkim olmasına sebebiyet veriyor.

Trump’tan farklı olarak Biden’ın en azından Yemen’deki insan hakları ihlallerine ve büyük insani krize daha fazla dikkat çekeceğini söyleyebiliriz. Böylece ABD’nin yakın müttefiki Suudi Arabistan’a daha fazla baskı yapacağı ve yeni bir bölge politikası şekillendireceği tahmin edilebilir. Biden yönetimi, altı yıldır devam eden Yemen savaşına verilen ABD desteğini bir şekilde sona erdireceğe benziyor.

Kaynak : AA
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası
Askıda Meal