İskilipli Atıf Hoca'nın Şehadetinin 94. Yıl dönümü

ÖZEL HABER 2 Şubat 2020 01:10
Videoyu Aç İskilipli Atıf Hoca'nın Şehadetinin 94. Yıl dönümü

4 Şubat 1926 Perşembe günü, şapka kanunun yürürlüğe girdiği dönem içerisinde idam edilen büyük İslam şahsiyetlerinden olan İskilipli Atıf Hoca’nın idam edilmesinin 94. yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.

 ISLAHHABER    HABER MERKEZİ  

Dönemin cuntacı rejimi tarafından büyük zulümler içerisindeki şapka kanunun uygulandığı zaman diliminde, batı özentisi veya batı taklitçiliği karşısında dik duran ve durmayı iyi bilen İskilipli Atıf Hoca, her türlü zorbalığa rağmen dini İslami Mübin için kendi canını hiçe sayarak adeta idam sehpasında cellâtlarına gülümseyerek şahadete ermiştir. İskilipli Atıf Hoca, aslında bir köşede sessiz kalıp bu durumdan uzak durabilirdi. Kanunun yürürlüğe girdiği dönem içerisinde, zalimane batı zihniyeti istilası durumunda Hoca kendi İslami kimliğini saklamamış hatta bunu her zaman dile getirmiş bunun bedelini canını teslim ederek kanıtlamıştır. İskilipli Atıf Hoca’nın İslam davasına oldukça bağımlı ve oldukça hassaslığı söz konusuydu. Batının oyunlarını iyi bilmekte ve bu oyunları da İslam ümmetine göstermek için kitap neşretmiştir.

Atıf Hoca o dönemde medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini görüp bunu telafi edecek bir şeylerin yapılması için bir rapor hazırlar ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sunar. Fakat rapordaki değişiklikler bazı kişilerin menfaatlerine uymadığından dolayı hem raporu tanımazlar hem de onu Şeyhülislamlık makamına şikâyet edilir. Şeyhülislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürülür. Kırım'dan Varşova'ya geçen Atıf Hoca, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a döner. Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. Hayatı boyunca hep ümmetin aydınlanması ve uyanması üzerine çabalarla dolu olan bir hayat yaşayan Atıf Hoca tam bir İslam aşığı müstesna bir kişidir. Sürgünlerle geçen bir hayat Atıf Hoca için bir pes etmek olmaz ve Atıf Hoca devamlı irşat hareketlerine devam eder.

Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklanır. Fakat mahkeme suçsuz bulur ve serbest bırakır. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler. Atıf Hoca medreselerde fahri olarak ders vermeye İttihatçılara karşı İttihad-i Muhammed-i içerisinde yer alır. Mebus seçilmesi ittihatçılar tarafından engellenir. Mahmut şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır.

1,5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebulula Mardin Huzur dersleri adlı eserinde suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini söyler. Hayatı bu derece zorlu geçen Atıf Hoca, ülkede yeni başlayan kötü yapılanmanın bozukluğu ve Müslümanların şaşkın ve cahil kaldığı bir ortam içinde bu konuda üzerine düşen görev bilinci gereği, Müslümanları bu tehlike karşısında uyarmak ve aydınlatmak için Atıf Hoca 1924’te “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli bir kitap yazar. Aradan geçen 1,5 yıl sonra yürürlüğe giren yeni kanun maddesi ise şapka kanunu idi, ne tezattır ki halkın savaş ile ülkeden kovdukları İtalyanlardan daha sonra 3 gemi dolusu şapka satın alınır ve bu şapkayı giymeyi de zorunlu kılan kanunlar yapılmıştı. Bu duruma halk ve ulemadan büyük tepki gelmesine rağmen bu karardan geri dönülmüyor ve uygulama kanlı bir şekilde devam ediyordu. Zaten bu uygulama içinde bazı kurbanlar verilecekti ve bu daha öncede dile getirilmişti Mustafa Kemal tarafından.

M. Kemal 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya gitmiş ve Kastamonululara hitaben şu konuşmayı yapmıştı: “Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”

(K. Z. Genç Osman, Atatürk Ansiklopedisi, İstanbul 1981, X, 67) Daha önceleri de hem Cumhuriyet rejimi tarafından hem de çıkarcılar tarafından damga yiyen Atıf Hoca, Müslüman halk tarafından sevilen sayılan ve saygı duyulan şahsiyet olmasına rağmen 1,5 yıl sonra yürürlüğe giren ve hala yürürlükte olan şapka kanununa muhalefet bahanesiyle tutuklanır. Giresun İstiklal mahkemesinde yargılanarak suç bulunamaması nedeni ile İstanbul’a gönderilir. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklanan Atıf Hoca, 26 Aralık 1925’te arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderilir. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara istiklal mahkemesinde yargılanır.


Bayrakla muhteşem savunma.. 

Atıf Hoca’nın mahkemede konuşması zaten tarih için meşhur olmuş bir vakadır. Hoca, sakin ve vakur (ağırbaşlı) bir tavırla: “Evet efendim. Şapka Kanunu çıkmadan iki sene önce, şapkanın bir Müslüman kisvesi (giysisi) olmadığına dair bir risale yazmıştım” dedi. Kel Ali, “Şimdi ne yapıyorsun?” diye sordu. Hoca, “Kanunlara itaat ediyorum” cevabını verdi. Bunun üzerine Kel Ali hiddetle bağırarak, “Sen bilmiyor musun ki şapka da bezdir, fes de bezdir?” deyince hoca sükûnetle, “Evet biliyorum, ancak hey’et-i hakimin (hakim heyetinin) arkasındaki bayrak da bezdir, lütfen o bezi kaldırınız da yerine bir İngiliz bayrağı asınız” karşılığını verdi.

Kel Ali hiddetlenmişti. “Ne diyorsun?” diye bağırdı. Hoca, “Şapka bir alamettir; âdet ile alamet arasındaki farkı düşünerek o risaleyi yazmıştım” dedi. Bunun üzerine celse tatil olundu ve savunmasını yapmak için mahkeme bir gün sonraya ertelendi.   “Delil bulunamadı ama bu kitap bugünkü devrim ruhuna aykırı” Savcı, İskilipli Atıf Hoca için 3 yıl hapis cezası ister, mahkeme müdafaa için bir gün sonraya bırakılır, ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atıf Hoca için alınan kararı açıklar. Kararı idam diye verilir. İskilipli Atıf Hoca, kendinden hiçbir şey kaybetmemiş imanın verdiği sorumluluk ve örneklik açısından idamında büyük bir heybetle cellâtlarına gülümseyerek şunları söylemiştir: “Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız"

Ve Atıf Hoca idam edilerek şehit edilir. Atıf Hoca’nın şahadeti ile uyanış gösteren halk, karanlık zaman içinde yol gösteren bir kandil olan Atıf Hoca’yı, kendisine aydınlatıcı kandil olarak görür ve onun izinde yol sürür ve rejim bu aydınlanmayı bastırmak için Atıf Hoca’yı örnek alan herkesi idam ettirir. Yani şapka giymeyen herkes idam edilir ve birçok kişi şapka giymediği için idam edilir. Cumhuriyetin kuruluş döneminde bu şapka inkılabıyla başka bir travma yaşamıştır. Atıf Hoca, Cumhuriyet döneminde Müslümanlara yapılan baskıların ne derece zalimce ve hunharca olduğunu gösteren olaylardan sadece bir tanesidir.


Atıf Hoca’yı İngiliz Ajanı olduğu hezeyanı

Atıf Hoca, şapka kanunu için değil de İngiliz Ajanı olduğu için idam ettirilmiştir deme hezeyanını gösteren bugün ulusal çevreler, Atıf Hoca’nın hayatında vermiş olduğu mücadeleden yoksun çevrelerdir. Atıf Hoca, hep batının oyunlarını halka göstermiş ve Müslüman milletinin bu oyunlara gelmemesi için onları uyarmış bunun karşılında eziyetler cefalar ve sürgünler yaşamıştır. Şimdi Atıf Hoca’nın idam edilme sebebinin İngiliz ajanı olduğunu diyen kişiler, aslında atalarının yapmış olduğu zulümleri örtbas etmek ve topluma Atıf Hoca’yı kötü göstermekten başka bir şey olmadığını gösteriyor. Atıf Hoca İngiliz ajanı olmadığının en basit ispatı; Frenk Mukallitliği Ve Şapka adlı eseridir, bu eseri okuyan kişinin Atıf Hoca’nın ne derece İngiliz ve batı karşıtı olduğunu bilir. Bu şahsiyetin hayatını bilmeyenler veya geçmişi örtbas etmek isteyenlerin başvuracağı tek şey karalamaktır. Atıf Hoca İngiliz ajanı olduğuna dair somut olarak zerre kadar delil ispat getiremez. Bu söylemlerin tek amacı dediğimiz gibi bu büyük şahsiyeti karalamak ve o dönemde yapılmış olan zulümlerinin olmadığının yaygarasından başka bir şey değildir.   Aslında bunu en iyi yanıt Atıf Hoca’nın iddianamesinde mevcuttur. İddianame her şeyi ispatlar durumdadır. İşte o tutanaklara göre Atıf Hoca hakkında istenen cezanın nedeni ve karar:

İDDİANAME

CELSE (2 ŞUBAT 1926 SALI) Reis Ali Çetinkaya (Kel Ali) Savcı Necip Ali (Küçüka) Azalar Kılıç Ali ve Reşid Galip Savcı Necip Ali: Mesela Rize’de çıkmış hadisede, Rizeli asileri tahrik etmek suçuyla yakalanmış kişilerin evleri arandığında Hoca Atıf Efendi’nin ‘Şapka ve Frenk Mukallitliği’ adındaki kitabı ortaya çıkarılmıştır. (...) Atıf Efendi gerçekten de o bilinen meşhur kitabını 1340’da (M.1924 ) yazdığını ve Maarif Vekâleti’nin özel izni ile neşrolunduğunu iddia etmektedir. Yaptığımız araştırmalara göre, bu beyanı doğrudur. Atıf Efendi’nin kitabı elden ele o kadar çok dolaşmış ve o kadar ehemmiyetle okunmuştur ki, mesela “Şapka emri çıktı, ne yapacağız?” denildiği zaman bazı mihraklar tarafından “Hoca Efendi’nin kitabını okuyunuz” diye telkinde bulunulmuştur. (..) Atıf Hoca Efendi’nin neşretmiş olduğu eserlerden, Neşr-i Şer’i, Terakkiyat-ı Diniyye, Şapka ve Frenk Mukallitliği kitapları incelendiğinde görülecektir ki; İnkılâp ruhuyla bugünün ruhuyla, TC ruhuyla hiçbir zaman bağdaştırılması mümkün değildir.” Bazı çevrelerin Atıf Hoca’nın İngiliz Ajanı olduğu için idam edildi demesi, istiklal Mahkemeleri’nin meşru olduğunun peşinde olanların iftirasıdır. İstiklal Mahkemeleri’nin yaptığı adaletsiz ve hukuksuz yargılama ve idamlarını hiçbir güç bize meşru olduğunu ispat edemez.

İSKİLİPLİ ATIF HOCA'NIN BİYOGRAFİSİ

1875 yılında Bayat'ın Toyhane köyünde doğduğu bilinen İskilipli Âtıf Hoca'nın babası, Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları ailesinden gelen Hasan Kethüdaoğlu Mehmed Ali Ağa, annesi Mekke'den göç etmiş, Arap Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım'dı. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Âtıf, dedesi Hasan Kethüda'nın himayesinde yetişti.

İLK TAHSİL VE İSTANBUL'A SEYAHAT

Abdullah Efendi'den başladığı tahsiline 1891'den itibaren iki sene İskilip'te devam etti. İstanbul'a giderek ilim tahsilini devam ettirmek istedi. 1893'ün Nisan ayında ailesinin itirazlarına rağmen İstanbul'a gelerek medrese eğitimine Fatih'te devam etti. Fatih Camii medresesinde ders gören Atıf Hoca, 1902'de girdiği ruus sınavını vererek İstanbul müderrisliğine hak kazandı.

Fatih medresesinde müderris olarak ders verirken aynı zamanda Darulfünun Üniversitesi'ne devam etti. Darulfünun'un İlahiyat bölümünden mezun olan Atıf Hoca, İstanbul Kabataş Lisesi'ne Arapça öğretmeni olarak atandı.

KIRIM'A SÜRÜLMESİ VE 31 MART OLAYLARI

Medreselerin ve müderrislerin eksikliklerini gidermek için bir rapor hazırladı ve bu raporunu Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne sundu. Fakat rapor köklü değişiklikler içermesi ve dairedeki bazı kişilerin çıkarlarına dokunması nedeniyle Şeyhulislamlık makamına şikayet edildi. Şeyhulislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından önce Bodrum'a daha sonra Kırım'a sürüldü.

Kırım'dan Varşova'ya geçen, sürgün cezası bittikten sonra İstanbul'a dönen Atıf Hoca, Beyanül'l hak, Sebilürreşad, dergilerde makaleler yazdı. İttihatçılarla yıldızı barışmayan Atıf Hoca, 31 Mart olayından bir hafta önce yazdığı bir yazı nedeniyle tutuklandı. Fakat mahkeme suçsuz buldu ve serbest bıraktı. İttihatçılar, Atıf Hoca'ya devlet dairesinde görev vermeyerek onu eğitimle iştigal etmesinden uzak tutmak istediler.

İFTİRALAR VE İKİNCİ SÜRGÜN

Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle İttihatçılar tarafından suçlanarak Divan-ı Harb'te yargılanır, suçlu bulunarak önce Sinop'a daha sonra Çorum-Sungurlu sonra da Boğazlayan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde halka vaaz vermesi ve talebelere ders vermesi yasaklanır. 1.5 yıllık sürgün cezası sona erdikten sonra İstanbul'a gelir. Ebul'ula Mardin, Huzur Dersleri adlı eserinde "suçsuzluğunun anlaşılmasına rağmen hiçbir görev verilmediğini" söyler.

Atıf Hoca, Şeriat Medeniyeti, Mirat'ul İslam gibi eserlerini bu dönemde yazar. Eserlerinde medeniyet, terakki, eğitim sosyal hayat, İslam nizamı, örtünme, ahlak, hukuk gibi konulara vurgu yapar. Siyasi yazılar yazar ve İttihatçıların din-siyaset ayrımına karşı çıkar.

VAHDETTİN İLE TANIŞMA VE FATİH DERSİAMLIĞI

Mustafa Sabri Efendi sayesinde veliaht Vahdettin'le tanışır ve veliahtla kişisel dostluk kurar. Birinci Dünya Savaşı'nın sona İttihatçı liderlerin ülkeyi terk etmesiyle Atıf Hoca, Fatih dersiamlığı görevine dönerek başta fıkıh ve tefsir, Arapça dersleri vermeye devam eder. 1918'de hilafet-i aliye ve Medresetül Kudat'ta da dersler verir.

HİLÂFET YANLISI TEAL-İ İSLAM CEMİYETİ'NİN KURULMASI

İskilipli Atıf Hoca, Mondros mütarekesine ilk tepkiyi koyanlardan birisidir. Yakın arkadaşı Mustafa Sabri Efendi ile birlikte "Müderrisin" cemiyetini kurar ve Mustafa Sabri Efendi'nin şeyhülislamlığa getirilmesinden sonra cemiyetin başkanlığı görevini üstlenir. Cemiyet başlangıçta bir ulema meclisi iken daha sonra Anadolu'nun itilaf devletleri tarafından işgal edilmesinden sonra ismini Teal-i İslam Cemiyeti olarak değiştirir.

İzmir'in işgal edilmesine karşı ilk karşı beyanname hazırlayan cemiyet Teal-i İslam Cemiyetidir. Bu beyannamede işgalciler eleştirilmiş, yurdun her sathında mücadele edilmesi için çağrı yapılmıştır. Cemiyet kurtuluş olarak halifeye bağlı kalmayı, halifeliği kurtarmayı esas almıştı. Çünkü halifelik cemiyete göre İslam'ı ve Müslümanları temsil eden bir makamdı. Halifeliğin işgal kuvvetlerin hakimiyetine geçmesi Müslümanlar için bir felaket olurdu, bu nedenle işgalcilere karşı Müslümanlar halifelik şemsiyesi altında tek vücut olmalıydılar.

İNGİLİZLERİN İSTEDİĞİ FETVAYA ONAY VERMEZ

İngilizler, iktidardaki Hürriyet ve İtilaf Partisi'nden Anadolu'da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı bir fetva yayınlanmasını Şeyhülislamlıktan ister. Atıf Hoca bu şekilde bir fetvanın yayınlanmasına karşı çıkar fakat fetva hazırlanır. Atıf Hoca ve Tahirül Mevlevi'nin karşı çıkmalarına rağmen fetva cemiyet bildirisi şeklinde yayınlanmak istenir. Atıf Hoca bu fetvanın cemiyet adına yayınlanmasına karşı çıkar ve bildiriye imza ve mühür basmaz. Teal-i İslam Cemiyeti'nin adı kullanılarak uçaklarla atılan bu fetvaya karşı Atıf Hoca, Vakit Gazetesi'ne bir tekzib yazısı gönderir. 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920, No: 1032 Vakit gazetesinde çıkan tekzib yazısında Atıf Hoca memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söyler ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söyler.

1922'de Dolmabahçe Sarayı'nda "huzur dersleri" verir. Bu dönemde özellikle batılılaşma karşıtı yazılar yazar. Tesettür-ü Şer'i, Din-i İslam'da Men-i Müskirat (İslam Dininde İçki Yasağı), Frenk Mukallitliği ve Şapka kitaplarını kaleme alır.

"FRENK MUKALLİTLİĞİ VE ŞAPKA" ESERİ

Atıf Hoca, 1 Kasım 1925’te yürürlüğe giren Şapka Kanunu'ndan bir buçuk yıl önce yayımlanmıştır. Yayımlamış olduğu Frenk Mukallitliği ve Şapka risalesinde Müslümanları amel-iman bütünlüğüne davet ediyordu. Müslümanların Müslüman olmayanların kılık kıyafet ve kültürel alışkanlıklarına benzemeye çalışmasının caiz olmadığını söylüyordu. Bir Müslüman ile Hıristiyanın veya bir Yahudinin kılık kıyafetinden ayırt edilebileceğini, hatta edilmesi gerektiğini savunuyordu.

"GAYR-İ MÜSLİMLERİ TAKLİT ETMEK ŞER'ÂN YASAKTIR!"

32 sayfalık bu eserinde Avrupa’nın ilim ve fennini almanın câiz, hattâ lüzumlu bulunmasına rağmen bizde yapılanın daha çok bilinçsiz bir Batı taklitçiliği olduğunu, kılık kıyâfette onlara benzemenin aslında ruhtaki bir bozuluşa alâmet veya onun bedene aksetmesine sebebiyet vereceğini, bunun ise müstakil bir şahsiyet inşâ eden İslâm düşüncesine zıt düştüğünü, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır” hadisini kaynak göstererek izah etmeye çalışıyor ve şu hükmü veriyordu:

Bir Müslüman, şiar ve alâmet-i küfür addolunan bir şeyi zaruretsiz giymek ve takınmak sûretiyle Gayr-i Müslimleri taklîd etmesi ve kendini onlara benzetmesi şer’an memnû ve yasaktır.

Şapka hakkında ki kitabını yazdıktan 1,5 yıl sonra Şapka devrimine muhalefet etmek suçundan tutuklanır. Şevket Süreyya Aydemir, Tahirül Mevlevi, Hasan Tahmilci, kızı Melahat Hanım, Atıf Hoca'nın şapkaya muhalefet etmekten tutuklandığını belirtmişlerdir.

İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 Perşembe günü sabaha karşı eski meclis binasının yakınındaki çarşıda asılarak idam edilmiştir.

4 Şubat 1926 Perşembe günü, şapka kanunun yürürlüğe girdiği dönem içerisinde idam edilen büyük İslam alimi İskilipli Atıf Hoca’nın idam edilmesinin 94. yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.
Kaynak : ISLAH HABER
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


Ahmed Yasin
MALCOM X