İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINI GERÇEKTEN YAŞATIYOR MU?

ÖZEL HABER 2 Ağustos 2020 16:58
Videoyu Aç İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINI GERÇEKTEN YAŞATIYOR MU?

Aile Danışmanı ve Yazar Sema Maraşlı Twitter hesabından yayınladığı istatistiksel grafik ve sözleşme metnindeki fenalıkları madde madde açıkladığı makalesinde istanbul sözleşmesini savunanların ipliğini pazara çıkarıyor.

Aile Danışmanı ve yazar Sema Maraşlı twitter hesabından yaptığı paylaşımında "Bir illüzyonun içinde cinayetleri artıran sözleşme, kurtarıcı gibi gösteriliyor. Sözleşme sonrası kadına karşı şiddet hiç olmadığı kadar arttı. Birileri AB FONUNDAN hortumlayacak diye kadınları kurban edemezsiniz. İst söz ve 6284 iptal edilsin." dedi

Maraşlı İstanbul Sözleşmesi ve 6284 ü savunanlara, Sözleşme 2011 de imzalandı 2012 de 6284 sayılı kanunla çok sıkı bir şekilde uygulamaya geçildi. 2012-6284 sonrası kadına şiddet hiç olmadığı kadar arttı. Hangi veriye dayanarak 6284 ün şiddeti bitireceğini iddia ediyorsunuz?" diye sordu. 



paylaşımında "İstanbul Sözleşmesi'ni ve 6284 ü savunan "6284 ve istanbul sözleşmesi yaşatır" diyen feministler cinayetlerin arttığını da söylüyor. 6284 ün hem kadına cinayeti artırdığını ispatlamaları hem de kadını yaşattığını iddia etmeleri ya zeka seviyeleri düşüklüğünü ya da başka niyetleri gösterir." diyen Sema Maraşlı "İstanbul Sözleşmesi'ne Cinsiyetçi, Ayrımcı, Adaletsiz, Kadın hakları maskesi ile kadınları kullandığı ve Aile kurumuna zarar verdiği; Ayrıca LGBT örgütleri desteklediği Cinayetleri artırdığı için karşıyız." diyerek sözleşmeye karşı ortaya koydukları tepkinin temelsiz olmadığını ortaya koydu.


Sema Maraşlı Konu ile ilgili olarak bir süre önce cocukaile.net sitesinde yayınladığı bir makalede istanbul sözleşmesine neden karşı olduklarını madde madde açıklıyor. Konunun ne kadar ciddi olduğunu serahaten ortaya koyması bakımından söz konusu makalenin ilgili bölümünü dikkatinize sunuyoruz:
 

İstanbul Sözleşmesi neden iptal edilmelidir?
Sema Maraşlı - cocukaile.net

Bunu daha iyi görmek için sözleşmenin bazı maddelerine daha yakından bakalım.

1-“Sözleşmenin amacı” bölümünde şöyle deniyor:

“d-Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini geliştirmek”

Öncelikle bu Sözleşmeyi imzalayarak ülkemizde baş edemediğimiz, yurt dışından destek almak zorunda kaldığımız, bir kadına şiddet problemimiz olduğunu kabul etmiş olduk, yıl 2011.

2011 yılda nüfusumuz 73 milyon ve ülkede 121 kadın öldürülmüş ve bunların çoğu da cinsiyetlerinden dolayı yani kadın olduğu için değil, katil ile aralarında bir problem olduğu için öldürülmüş. Yani ülkemizde kadına şiddet uluslararası yardım isteyecek boyutta değil.

Ayrıca Avrupa ülkelerinde kadına şiddet ve cinsel taciz yaşam tarzlarından da kaynaklanarak alkol, uyuşturucu, gece hayatı gibi etkenlerle bizdekinden binlerce kat daha fazla. Yapılan araştırmalarda şiddette alkol etkisi yüzde seksenlerde.

Kendi ülkelerinde şiddeti çözememiş, şiddetle baş edememiş insanların, bize yol gösterme gibi bir lüksü olmamalıydı. Bu sözleşmeyi önümüze dayayanlara “Siz kendi ülkenize bakın, bizde kadına şiddet sorunu yok” dememiz gerekirken ezik ezik sözleşmeyi imzalamışız.

Ardından da Sözleşme şartlarını yerine getirmek için 6284 nolu kanunu çıkarmışız.

6284 nolu kanuna kısaca “kadın ve erkeği birbirine düşman etme kanunu” diyebiliriz.

6284 ile 2012-2019 yılları arasında 2 milyondan fazla erkek çoğunluğu psikolojik şiddet bahanesi ile evinden atıldı.

Sokağa atılan, iftiraya uğrayan, mahallesine bile giremeyen, cinnet geçiren erkekler sebebiyle cinayet sayıları arttı.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 ten sonra kadına yönelik şiddette gelinen nokta.

2011 de 121 kadın öldürülmüş

2018 de 490 kadın öldürülmüştür.

Yani çok açık ve net olarak belli ki bu sözleşme ve kanun ülkemizde kadına yönelik şiddeti kat be kat artırmıştır. Yukarıdaki verilere bakarak ilkokul çocuğunun bile anlayacağı sonuçları yetkililer ve siyasiler neden anlamak istemiyor. Ve ısrarla sözleşmeyi devam ettiriyorlar? Daha çok kadın ölmesini isteyen kimler?

2- Madde 3 de “Tanımlar” başlığında şöyle diyor:

 İşbu Sözleşmenin amacına ulaşması için:

“a-kadına yönelik şiddet’’ kadına yönelik ayrımcılığın bir türü ve bir insan hakkı ihlali olarak anlaşılmaktadır. İster kamu hayatında ister özel hayatta meydana gelsin, baskı veya rastgele özgürlüğünü engelleme de dâhil kadınların fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zararı veya ızdırabı ile sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan tüm eylemler toplumsal cinsiyete dayalı şiddet anlamına,

Sözleşmenin en temel problemi burada. Şiddet dedikleri  sadece fiziksel şiddet  değil, psikolojik şiddeti de kapsıyor.

Şiddeti “Kadına şiddette hayır” diye şiddetin içinden kadını çekip aldığımızda, kadın dışında kalanlara şiddet olabilir, pek de önemli değil, gibi bir anlam çıkıyor.  Fiziksel şiddette de insan temelli bakılmalı. Bir erkeğe de fiziksel şiddet uygulandığında cezalandırılmalı ve bizim kanunlarımız bunun için yeterli olmalı. Kanunlarımız yetersizse kanunlarımız düzeltilmeli. Kendi insanını korumak için yurt dışından destek almaya ihtiyacımız olmamalı.

Psikolojik şiddet, kavramı çok geniş bir kavram. Erkeğin sesini yükseltmesi, sinirlenmesi, kızdığı zaman ters ters bakması ya da ağır bir söz söylemesi hepsi bunun içine dahil. Kadın bunları kocasına yaptığında psikolojik şiddet sayılmıyor fakat erkek kadına yaptığında şiddet oluyor. Dünyanın en iki yüzlü ve adaletsiz sözleşmesi bu olsa gerek.

Ayrıca özgürlüğünü kısıtlamayı özellikle belirtmişler. Erkek karısına “nereye gidiyorsun?” diye sorsa ya da karısının gitmesini istemediği yer olsa suç oluyor. Erkek karısının gittiği geldiği yere karışamaz bu sözleşmeye göre. Fakat kadın kocasının gittiği geldiği yerleri karışabilir, erkeğin ailesi ile görüşmesine problem çıkarabilir bunlar suç sayılmaz.

3- Tanımlar bölümünde bir de ola ki bilmeyiz diye toplumsal cinsiyet tanımı yapmışlar.

‘’c-Toplumsal cinsiyet’’ belli bir toplumun kadınlar ve erkekler için uygun gördüğü sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, etkinlikler ve yaklaşımlar anlamına gelir.”

Kısacası kadın ve erkek doğmamız önemli değil, bize kadın ve erkek olmayı toplum öğretiyor ve kadına kadınlıkla ilgili rol beklentisi şiddet sayılıyor. Kadın ve erkeğin birbiri ile evlenmesi de toplumun, dinin, örfün dayatması.

Toplumsal cinsiyete göre kişi kendi cinsini mi karşı cinsi mi ya da her ikisini mi cinsel olarak tercih edecek buna kendi karar verecek. Kısacası LBGT önlenmemeli, hatta toplumsal cinsiyet eşitliği altında yaygınlaştırılmalı, diyor. Kabul etmişiz.

4- Tanımlar bölümünde: 

‘’d-‘Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet’ kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet anlamına gelir.”

Bunun da kısaca açıklaması ve 6284 ile uygulanışı şöyle: Erkek ev hanımı da olsa karısından yemek yapmasını talep edemez çünkü yemek yapmak kadınlara toplumun yüklediği roller sayılıyor, toplumsal cinsiyet eşitliğine göre. Erkeğin karısından yemek yapmasını talep etmesi şiddet sayılıyor ve kadın kocasını şikayet ederse haklı bulunuyor ve kocaya evden uzaklaştırmayla başlayan ve hapis cezası ile sonlanan ceza uygulanıyor.

Fakat kadın kocasından her şeyi talep edebiliyor. Erkek evin masraflarını karşılamıyorsa, karısına onun istediği kadar para vermiyorsa, sözleşmeye göre ekonomik şiddet sayılıyor ve yine erkek cezalandırılıyor. Kadın toplumsal rollere mecbur değil fakat erkek mecbur. Bu ne kurnazlık!

5- Tanımlarda gözden kaçmaması gereken bir madde daha var.

‘’f-kadın’’ kelimesi 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da içerir.

Bu ayrı bir rezalet. Doğumdan itibaren kız çocuklarını “kadın” olarak tanımlıyor ve aslında pedofiliyi destekliyor.

6- Madde 4    Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yapmama, başlığında:

1-….“Bireylerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet… cinsel tercih/yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği… özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirler başta olmak üzere işbu Sözleşme hükümlerinin Taraflar tarafından uygulanması güvence altına alınmıştır.”

Bu madde ile cinsel tercih ve istediğin tarafa cinsel yönelim normal kabul edilmiş ve güvence altına alınmış olduğu netleştiriliyor. Bu maddenin devamında şöyle bir cümle var ki akıllara ziyan.

“Kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması için gerekli olan özel tedbirler, hali hazırdaki Sözleşme kapsamında ayrımcılık olarak kabul edilmeyecektir.”

Dedim ya dünyanın en kurnaz, en iki yüzlü ve insanı aptal yerine koyan sözleşme metni. Yukarıdaki cümleyle aslında yaptıklarının cinsiyetçilik olduğunu, ayrımcılık olduğunu kabul ediyorlar fakat “bunlar cinsiyetçilik sayılmaz” diye de işi garantiye alıyorlar.

“Kadın beyanı esastır” diye bir cümle var, bu sözleşmeye dayandırılarak çıkarılan 6284 nolu kanunda. Dünyanın en cinsiyetçi söylemi fakat Batılı kumandanlarımız bu cinsiyetçilik sayılmaz diyorsa sayılmıyordur diye inanmamızı bekliyorlar.

 7-  Madde 6     Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Politikalar, başlığında:

“Taraflar işbu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasında ve etkilerinin değerlendirilmesinde toplumsal cinsiyet bakış açısına yer vermeyi ve kadın erkek eşitliği ve kadınların güçlendirilmesine yönelik etkili politikalar geliştirmeyi ve uygulamayı taahhüt ederler.”

Hükumet yetkilileri bu sözleşmeye imza attıktan itibaren devletin tüm kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları başladı ve son hızla devam ediyor, bütün bakanlıkların bünyesinde. Milli Eğitim de dahil. Zaten kurnazlar çocuklarımızın cinsiyet özelliklerini bozmak için sözleşmede başka bir madde ile de tekrar ele almışlar.

Eğitim bölümünde  “öğretim materyallerine resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar..” demişler.

2012 den beri Milli Eğitim kitaplarında bütün kadın ve erkek rolleri çıkarıldı ve resimlerde de mümkün olduğu kadar cinsiyeti belirsiz tipler kullanılıyor. Ayrıca öğretmenlere ara ara toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi veriliyor ki çocukları ona göre yetiştirsinler.

Geçenlerde tepki gösterdiğimiz ETCEP projesi bu işin sadece bir ayağı. Milli Eğitim kitapları dışında okullarda aktif olarak bu eğitimi verecekti. 162 pilot okulda uygulama yapıldı. “Erkek çocuklarına ‘rahmin kadar konuş’ gibi iğrenç pankartlar taşıttılar, kızlara erkeklere has etkinlikler, erkeklere kızlara has etkinlikler yaptırıldı. Tepkiler çok olunca Milli eğitim “proje bitti” diye açıklama yaptı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi bitti gibi anlaşıldı oysa Milli Eğitim “pilot okul uygulaması bitti ” dedi. İstanbul Sözleşmesi durduğu sürece Milli Eğitim bu çalışmayı bitiremez.

8-     Madde 8 de Mali Kaynaklar bölümündeki şart ise din, vatan ve aile sevdalısı herkesin yüreğine oturacaktır.

“Taraflar, sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülenler de dahil işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddetle mücadele ve şiddeti önlemeye ilişkin bütüncül politikaların, tedbirlerin ve programların uygun biçimde uygulanması için yeterli mali ve beşeri kaynak tahsis eder. .”

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunan derneklere ki ülkemizde bunların çoğu din ve devlet düşmanı ve LBGT destekçisidir, sözleşme ile taraflar bunları maddi olarak besleyeceklerine söz vermişler. Anlaşıldığına göre bu din ve devlet düşmanı derneklere sadece Avrupa fonundan değil, bizim cebimizden de para akıtılıyor. Bizim paramızla bize küfrediyorlar.

9-    Madde 9     Sivil Toplum Kuruluşları ve Sivil Toplum, başlığında:

“Taraflar, kadına yönelik şiddetle mücadelede aktif olan ilgili sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun çalışmalarını her düzeyde göz önünde bulundurur, teşvik eder ve destekler ve bu kuruluşlarla etkin işbirliği tesis eder. .” diyor.

Bu madde gereğince o zamanın Aile Bakanı Fatma Şahin, 236 kadın derneği ile masaya oturup 6284 nolu yasa tasarısını hazırladı. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunduğunu iddia eden derneklerin çoğunluğu PKK ve LBGT destekçisi derneklerdi. Yani 6284 PKK destekçisi din, devlet ve aile düşmanı derneklerin Aile Bakanlığı ile birlikte hazırladığı tasarı ile çıkmış oldu.

10-  Madde 12   Genel Yükümlülükler, başlığında:

1-Taraflar, kadının aşağılığı iddiasına veya kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

5-Taraflar; kültür, gelenek, görenek, din veya sözde ‘’namusun’’ işbu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için gerekçe oluşturmamasını sağlar.

Kabul edilenler gayet açık. “Din, gelenek, örf ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak…”

“…kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”

Bu da gayet açık. Muhafazakar ve dindar görünen hükumetimiz de bu sözleşmeye imza atmış. Bu sözleşme iptal olmazsa Avrupa Konseyi belki kadın haklarına aykırı diye Kur’an-ı Kerimden bazı âyetleri çıkarmamızı isteyebilir, sonuçta kabul etmişiz, isteyebilirler.

11- Madde 18 Genel Yükümlülüklerde

“-çocuk mağdurlar dahil olmak üzere kırılgan bireylerin ihtiyaçlarını ele alacağını ve bu ihtiyaçların bireylere mevcut bulundurulacağını temin eder.” Diyor.

Kırılgan bireyler dediği çocuklar, kadınlar ve eşcinseller.

12- Madde 30   Tazminat, bölümünde

“1-Taraflar, mağdurların işbu Sözleşmede belirtilen suçlardan herhangi birini işleyen faillerden tazminat talep etme hakkına sahip olmalarını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Kadın, eşim ya da sevgilim bana fiziksel, cinsel ya da psikolojik şiddet uyguladı, diye şikayet ederse tazminat alma hakkı oluşuyor. Zaten sözleşmede eş ve patner ayrı ayrı kullanıldığı için gayri meşru ilişkilerde aynı eşleri gibi kabul ediliyor. Ayrıca cinsel istismar iftirası atılan kişilerden de maddi tazminat talep etme hakkı doğuruyor ki bu da ayrı bir facia. İlerde 6284 e buna yönelik bir madde ekleme ihtimalleri yüksek görünüyor.

13- Madde 31  Velayet, Görme Hakkı  ve Güvenlik, başlığında:

“1-Taraflar, çocuklara ilişkin velayet ve görme haklarının belirlenmesinde, işbu Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinin göz önünde bulundurulmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Bu şu demektir kadın kocasını psikolojik ya da fiziksel şiddet uyguladı, diye şikayet etmişse çocuğun babaya gösterilmemesi için tedbirler alır. Kısacası çocuklar babalarını görmek için annenin vicdanına bırakılıyor.

Bu yüzden çocuk haczi utancı da bir türlü düzenlenemiyor. Babaların çocuklarını görüp görmemesini de görüldüğü gibi Avrupalı Bakan kılığında bizi  komuta edenler belirliyor. Evlatlarını göremeyen boşanmış babalar da çırpınıp duruyor evlatları için. Bu sözleşme durduğu sürece babalar daha evlatlarına çok hasret kalacaklar gibi duruyor.

14- Madde 36     Tecavüz Dahil Cinsel Şiddet, bölümünde şöyle bir madde var.

“c-bir kişinin rızası olmaksızın üçüncü bir kişiyle cinsel nitelikli eylemlerde bulunmasına neden olma.”

Rıza varsa üç, beş toplu seks suç olmaz, devlette buna karışamaz. Rıza yoksa suçtur.

15- Aynı başlık altında 3. Madde de şöyle:

“Taraflar, 1. paragrafta yer alan hükümlerin iç hukuk tarafından tanındığı şekliyle eski veya şu anki eşe veya partnerlere karşı işlenen eylemler için geçerli olmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alacaklardır.”

“Eş ve eski eşe özellikle dikkat çekiliyor. Bunlar için özel kanun çıkarılsın diyor. ki 6284 çıkarıldı.

 16- Madde 37     Zorla Evlilik, başlığında

“Taraflar, yetişkin bir bireyi veya çocuğu evlenmeye zorlayan kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Bu yüzden de hükumetimiz 18 yaş altı gönüllü evlenen gençlerin dini nikahını kabul etmeyerek erkeklere tecavüzden 5 yıldan 16 yıla kadar ağır cezalar veriyor. İşin en tuhaf tarafı da şu ki erkek de 18 yaş altı olsa hapis cezası alıyor fakat kızlara hiçbir ceza yok. Genç evlilik suçsa neden kızlara da ceza verilmiyor? Aynı suçu işleyip bir taraf ceza almıyorsa çocuk değilse deli olması lazım. 18 yaş altı kızlara çocuk diyorlar fakat 18 yaş altı erkeklere ağır ceza veriyorlar.

Demek ki hükumet yetkililerimiz gönüllü evlilik de olsa kadın bedenini kirletilen bir meta olarak görüyor ya da 18 yaş altı kızların aklının olmadığını düşünüyor ki kızlara bir ceza yok. Avrupa’da ise evlilik yaşı 18 fakat büyük çoğunluğunda 14 yaş sonrası gönüllü ilişkilerde ceza yok, hapis cezası hiç yok ama bizde var. Çünkü biz onların beklentilerini daha üst düzeyde karşılayacak kadar … yız.

17- Madde 40   Cinsel Taciz, başlığında

“Taraflar; bir kişinin onurunu zedelemek amacıyla veya böyle bir etkiyle istenmeyen sözlü, sözsüz veya fiziksel olarak cinsel nitelikte davranışta bulunmayı, bunların özellikle de tahrik edici, düşmanca, küçük düşürücü, yüz kızartıcı ve kırıcı bir çevre yaratarak yapılmasını cezai ve diğer yaptırımlara tabi kılmak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.” Diyor.

En berbat maddelerden biri de bu. Sözlü, sözsüz cinsel sayılacak bir davranışla, fiziksel olanı aynı kefeye koyuyor. Hepsi cinsel istismar kavramı içerisine giriyor ve tacize de tecavüze de birbirine yakın cezalar veriliyor. Bu çok adaletsiz.

Bir laf atma, bir bakış ve tecavüzün aynı kefeye konması mantık dışı fakat şu an bu sözleşmeye istinaden kanunlarımız böyle uygulanıyor, Ayrıca bu iftiraya kapı açıyor. Hele bir de 6284 te “kadın beyanı esastır” kanun maddemiz olduğu için nice canlar iftira ile yanıyor. Hapiste binlerce masum var iftira ile cinsel istismar suçundan yatan. İstanbul sözleşmesi fesh olmazsa daha çok canlar yanar.

18-Madde 42       Sözde ‘’Namus’’ Adına İşlenen Suçlar Dahil Suçlar İçin

                                                     Kabul Edilemez Gerekçeler

“1-Taraflar, işbu Sözleşme kapsamında yer alan herhangi bir şiddet eyleminin gerçekleşmesini müteakiben başlatılan cezai işlemlerde kültür, gelenek, din, görenek veya sözde ‘’namus’’un bu eylemlerin gerekçesi olarak görülmemesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır.”

Namus kavramımızı “sözde” diye aşağılayarak başlayan bir madde içine dini de alarak devam etmiş. Ne anlamalıyız? Uygulama nasıl?

Daha yeni bir örneğini gördük. Kadın kocasını aldatıyor ve adam mahkeme de bunu açıkça ispat ettiği halde erkeğe kadına nafaka verilmesine hükmedildi. Namus, din gibi değerlerimizi çiğneyeceğimizin garantisini vermişiz adamlara sözleşmeyi imzalayarak.

Ya da din adına eşcinselliğe karşı çıkmak bu maddeye göre suç. Toplum tepkisinden korkulduğu için olmalı şimdilik bunu uygulamıyorlar fakat zamanla bu da uygulanacaktır.

19-Madde 44            Yargı Yetkisi

“…kovuşturmanın yalnızca suç mağdurunun bildirmesi veya suçun işlendiği yerdeki devlet tarafından bilginin sunulması üzerine başlatılabileceği koşuluna bağlanmaması için gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır..”

Yani kadın şikayet etmese de işlem yapılmalı diyor. Mesela karı-koca kavga ediyor komşular şikayet ettiğinde de kadın şikayetçi olmasa da erkek cezalandırılmalı, diyor. İnsan aklını, iradesini hiçe sayan bir madde. Kadına diyor ki senin aklın yok, bak bu adam sana kızdı, bağırdı sen istemesen de ben seni ayırır bu adamı da cezalandırırım. Ki 6284 e dayandırılarak bu yapılıyor.

Bununla bağlantılı Madde 55 de şöyle deniyor:

” mağdur şikayetini veya ifadesini geri alsa bile kovuşturmanın devam etmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Kadın şikayet etse ve vazgeçse 6284 e göre devlet vazgeçmiyor ve karı-koca kavgası kamu davasına dönüşüyor ve en hafifinden erkeğe 3 bin civarı para cezası veriliyor. Davanın devam etmesi karı-koca arasını soğutuyor ve boşanmalara sebep oluyor. Son yıllarda artan boşanma sayılarında 6284 ciddi rol oynuyor.

20-   Madde 45     Yaptırım ve Tedbirler

“mağdurun güvenliğini de içerebilen, çocuğun yüksek yararının başka hiçbir şekilde garanti altına alınamaması durumunda, ebeveyn hakkının elinden alınması.”

İşte burada sözleşme kadınların aleyhine de dönüyor. 6284 ü destekleyen kadınlar çok. Kadınlar ellerinde keskin kılıç gibi 6284 ü sallarken erkeğin boynunu vurma yetkisi bulunması hoşlarına gitse de erkekten sonra sıra kadınlara gelecek. Çünkü kılıcın iki tarafı da keskin.

Ve çocuğun yararına görürse devlet çocuğu aileden alabilecek. “Ebevenlik hakkını ailenin elinden alır.” diye açıkça yazıyor. Mesela anne çocuğuna kızdı, sinirlendi bir terlik fırlattı çocuk da şikayet etti. Çocuk şikayet etmeyi nerden bilecek derseniz, öğretecekler. Çocuk hakları, diye okullarda öğretiliyor fakat sıra kadınlara geldiğinde çocuklara arayacakları telefon numarasına kadar verilecektir, kadınlara yapıldığı gibi. Çocuğu annenin elinden alacaklar. Eğer anne çocuğa vurmuşsa anneye hapis cezası da olacaktır, çocuğun yüksek yararına. Batı da bunun örnekleri çok. Sıra bizim ülkemizde.

 21-  Madde 46      Ağırlaştırıcı Sebepler

a-suçun iç hukuk tarafından tanınan, failin şu anki veya daha önceki eşlere veya partnere karşı mağdurla birlikte oturan veya yetkisini kötüye kullanan bir aile bireyince işlenmesi,

Yani önemli ve öncelikli olan kadına şiddet değil, bu şiddeti eş ya da eski eşin ve ya kadının birlikte oturduğu ailesinden ağabeyi, babası gibi bir yakının yapmasıdır ve bu ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Yani kadın kadına kavga etmişler falan işin içinde erkek yoksa cezaya gerek yok diyor. Maksat aileyi dağıtmak, kadını korumak falan değil, çok açık belli.

” d- Suçun çocuğa karşı veya çocuğun gözleri önünde işlenmesi” yine çocuklar hedefte.

 23-  Madde 48      Zorunlu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Usul  ve Hükümlerinin Yasaklanması

“1-Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinde arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Bu maddeye göre karı-kocayı ya da ebeveyn ile çocuğu barıştırmak suç sayılacak. “Arabuluculuk ve uzlaştırmanın yasaklanması” diyor. Aynı şekilde de uygulanıyor. Arabuluculuk sisteminin içine karı-koca uzlaştırmayı alamıyorlar.

24- Madde 52           Acil Engelleme Emirleri

“Taraflar, ani tehlike durumlarında; ilgili yetkililerin kendiliğinden aile içi şiddet failine belli bir süre zarfı için mağdurun veya risk altındaki kişinin ikamet ettiği bölgeden ayrılma ve failin mağdurun veya risk altındaki kişinin ikamet bölgesine girmesini veya onlarla irtibat kurmasını yasaklama emri verme yetkisine sahip olmalarını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır. Bu madde uyarınca alınan tedbirler mağdurun veya risk altındaki kişinin güvenliğini ön planda tutar.”

6284 ile sözleşmenin bu emri de yerine getiriliyor. Erkekler ikamet ettiği bölgeden uzaklaştırılıyor, 10 günden 6 aya kadar. Altı ay uzaklaştırma daha çok veriliyor ve altı ay altı ay artırılabiliyor.  Erkek evinden atılıyor, mahallesine giremiyor, çocuğun okuluna gidemiyor.

Bu maddenin içinde “sadece atılması yetmez irtibat kurması da yasaklansın” diyor. Bu da aynı şekilde uygulanıyor. Erkek barışmak için ya da çocukları sormak için karısına mesaj atarsa ya da ararsa hapis cezası veriliyor.

25-     Madde 60    Toplumsal Cinsiyete Dayalı Mülteci Başvuruları

“1-Taraflar, 1951 Mültecilerin Durumuna İlişkin Sözleşme’nin 1 A(2) maddesinin anlamı çerçevesinde, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir zulüm çeşidi ve tamamlayıcı/yardımcı korumayı gerektiren ciddi bir zarar olarak tanınması için gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Kendi ülkenizdeki kadınları zehirlediğiniz yetmez, mültecileri de zehirlemelisiniz diyorlar. Bu da yapılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi Suriyeli kadınların kaldığı kamplarda da yapılıyor.

 26-     Madde 66      Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu, adı altında bir de izleme mekanizması kurulmuş.

“1-Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet uzman grubu (bundan sonra ‘GREVIO’’ olarak adlandırılacaktır), işbu Sözleşme’nin Taraflarca uygulanmasını izler.”

Bu GREVİO ayrı bir yazı konusu.

Sözleşmenin vatanımız için en tehlikeli iki maddesini en sona bıraktım.

27-    Madde 2      Sözleşmenin Kapsamı

“3-İşbu Sözleşme barış zamanında ve silahlı çatışma durumlarında geçerli olacaktır.”

Memleketinde silahlı çatışma ortamları olsa da sen yine kadınları aynı şekilde korumaya söz veriyor musun, demişler buna da söz verilmiş. Bu neden tehlikeli. Çatışmayı kadınlar çıkardığında tehlikeli. O zamanda diyecek sen kadınları koruyamadın. Ki bunu geçenlerde gördük. Bir yürüyüşte kadınlar polise saldırdılar, polis de müdahale etmek zorunda kaldı. Yabancı haber kaynakları “Türkiye kadınları koruyamıyor” diye haber yaptı. PKK destekçisi, din, devlet ve aile düşmanı feminist kadın dernekleri sürekli örgütleniyorlar.

Bu yıl 5 ocak da #TürkiyeKadınBuluşması adı altında ülkenin her yanından gelmiş kadınlarla toplantılar yaptılar. Gerekli acil durumlarda nasıl haberleşeceklerini, nasıl irtibat halinde olacaklarını konuştuklarını sosyal medyada yazdılar. Toplantı sonunda da “Feminist Devlet” ilan ettiler.

Bu feminist dernekler açık açık aile düşmanlığı yapıp LBGT destekçiliği yapıyorlar. Bu yıl 14 şubat için yapacakları yürüyüş için hazırladıkları sloganları sosyal medyada günlerdir paylaşıyorlar. Bir tanesi şu: “Aşkın kanununda Leyla ile Mecnun mu yazıyor? Yeniden yazıyoruz. Aslında Leyla Şirin’i seviyor.” Açıkça eş cinselliğe çağırıyor, teşvik ediyor, normalleştirmeye çabalıyorlar fakat İstanbul Sözleşmesinden dolayı hükumet eşcinsellerin her türlü hakkını koruyacağına söz verdiği için toplantılarına yürüyüşlerine engel olmuyor.

“Devlet bizden korksun” diye pankartlar taşıyorlar ve hiçbir engelle karşılaşmıyorlar. On kişi başörtülü kadın çıkıp “Devlet bizden korksun” diye pankart taşısa içeri atılır fakat bunlara sınırsız tolerans var. Çünkü bu din ve devlet düşmanı kadın dernekleri İstanbul Sözleşmesi ile kendilerini garanti altına almışlar. Silahlı çatışmayı onlar bile çıkarmış olsa onlara devletin müdahalesi suç sayılacak.

28-    Madde 29    Hukuk Davaları ve Çözüm Yolları başlığı ise şöyle:

“2-Taraflar; uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak, yetkileri dahilinde önleyici veya koruyucu önlem alma görevini yerine getirmekte başarısız olmuş Devlet yetkililerine karşı mağdurlara yeterli kanuni başvuru yolu sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.”

Bu madde ile açıkça Avrupa Konseyine iç içlerimize karışma hakkı da vermişiz. Eğer feminist kılığındaki terörist kadınlar olay çıkarırlarsa devlet de bunları koruyamazsa, isyan durumlarında korumada başarısız olmuşsa onlar hukuki ve diğer tedbirleri alırlarmış. “Diğer tedbirler” dedikleri ne olabilir? Bu maddeyi kabul ederek Avrupa Konseyine Türkiye’ye müdahale hakkı vermişiz açıkça. Bu nasıl bir basiretsizlik.

İstanbul Sözleşmesine kutsal kitap gibi sarılan bu kadın dernekleri feminist devlet ilan ediyor, “devlet bizden korksun” diye slogan atıyorlarsa bir sebebi olmalı. Gezi olayı gibi bir olayı sadece kadınlar çıkarsa, hükumet onları durdurmak için güvenlik güçlerini harekete geçirirse bu anlaşmaya dayanarak Avrupa Konseyi ülkemize müdahale edebilecek. Hem de kadınları koruma kılıfında ve bir kahraman görüntüsünde.

Bu kadın derneklerinin örgütlenme hızına ve attıkları sloganlara bakarak bizleri çok büyük tehlikeler bekliyor gibi duruyor. Büyük bir kadın terörü ile karşı karşıyayız.

Hükumet İstanbul Sözleşmesini ve 6284 acilen iptal etmeli. İsteseler hemen iptal edebilirler. Zorunlu bir bağlayıcılığı yok.

29- Madde 80 Fesih

“1-Herhangi bir Taraf, herhangi bir zaman diliminde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

“2-Bu tür fesihler bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.”

Bir an önce bu sözleşme fesh edilmeli. Bunun için sivil toplum örgütleri ve her birimiz hukuki yollardan, sosyal ağlardan tepkimizi göstermeliyiz. CİMER e yazalım. Twitter dan etkinlik düzenleyelim. Siyasetçilere mesajlar atalım. Tehlike büyük.

Aile kanunu ile gelen şikayetlerin ve adaletsiz kanunların kaynağı bu sözleşme. Bu sözleşme iptal edilmeden 6284 ü kaldıramazlar, boşanmış babaların çocuklarını görmeleri konusunda bir düzenleme yapamazlar, nafaka, mal paylaşımı, kadın bitirmedikçe bitmeyen boşanma davaları ve iftiralara karşı da bir şey yapamazlar.

İstanbul sözleşmesi durduğu sürece hiçbir erkeğin şerefi güvence altında değil. Her an bir iftira ile cinsel istismardan delilsiz belgesiz on beş yıl gibi ağır bir ceza alabilir ve ömrünüzün kalanını hapiste geçirebilirsiniz, bunun çok örneği var şu son yıllarda.

Aile konusunda bütün mağdurlar birleşip “İstanbul Sözleşmesi iptal olsun” diye ses duyurmazlarsa herkes kendi davasını savunursa hiçbir sonuç elde edilemez.

Mağdur olmak da gerekmiyor, Hak ve adalet için, nesli ve aileyi bozmaya karşı, vatanımızın bekası için hep birlikte “İstanbul sözleşmesi iptal edilsin” diye tepkilerimizi gösterelim.

Not: TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu son iki buçuk yılda tam 746 bin 336 erkeğin evden atıldığını açıkladı. Kanun kapmasında 2017’de 295 bin 618, 2018’de 358 bin 499, 2019’da Nisan ayına kadar ise 92 bin 219 erkek evinden atıldı.

Adalet Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ http://www.basin.adalet.gov.tr/ yapılan açıklamada 2019 da sayı iyice artmış ve sadece bir yılda 553 bin 463 erkek önleyici ve koruyucu tedbir kararı adı altında evden atılmış. Evden atılan erkeklerin sayısı 2 milyonu da geçmiş. 

Kaynak : İSLAM MEDYA
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


MD DİJİTAL