‘’el-hayatu'd-dünya’’ nedir?Nasıl anlaşılmalıdır?

Acaba; kafirlere hoş, süslü ve güzel gösterilen el-hayatu'd-dünya nedir?

10 Haziran 2021 22:10
A
a

Bazı ayetlerde zaman zaman "el-hayatu'd-dünya"nın kafirlere süslü, hoş ve güzel gösterildiğinden bahsedilir. Bakara suresi 212. ayet bunlardan biridir. Ayette "İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi; (onlar) inananlarla alay ederler..." denilmektedir.


Acaba; kafirlere hoş, süslü ve güzel gösterilen el-hayatu'd-dünya nedir?


‘’el-hayatu 'd-dünya’’ dünya hayatı demektir. Yani genel olarak dünya hayatı kafirlere hoş gösterilmiştir. Bize öyle geliyor ki, burada sözü edilen, genel anlamda dünya hayatı olmasa gerektir. Zira dünya hayatı müminler de dahil herkese hoş gösterilmiştir ve herkes onu sever.(Ali İmran 14) Hatta müminlere, dünyada kendilerine güzellik verilmesi yönünde dua etmeleri tavsiye edilmektedir.(Bakara 201) Allah'ın kulları için çıkardığı süslü, güzel ve tatlı rızıkların hem bu dünyada, hem de ahirette müminlere ait olduğu belirtilmekte, bunları haram addedenler şiddetle kınanmaktadır. (Araf 32) O halde buradaki el-hayatu'd-dünya, genel manada dünya hayatı değil, inkarcıların içinde bulunduğu hayat olmalıdır.Bunlar, Allah'ı inkar ediyor veya onun yanında başka varlıklara tapıyorlardı. Şu muazzam kainatı sahipsiz zannetmek ya da cansız veya aciz bir varlığın eseri görmek gibi bir basitliğin ve sefilliğin içindeydiler. Kainatı sahipsiz gördükleri için nizam, düzen diye bir şey kabul etmiyorlardı; daha doğru bir ifadeyle kendilerine göre düzen kuruyorlardı. Kurdukları düzen zulüm ve haksızlık üzereydi; mazlumların, sömürülenlerin kanı ve kemiği üzerinde bina edilmişti... O açıdan dış görünüşü itibariyle güzel ve hoş olsa da, gerçekte sefildi, iğretiydi, basitti, alçaktı... inkar edenlerin yaşamakta oldukları dışı süslü bu hayatın da arka planında iğrençlik, sefahet ve rezalet vardı; onlar bunu fark edemedikleri için dış çehresine aldanıp durmaktaydılar. İbrahim suresi 3. ayette de "dünya hayatını ahirete tercih edenler"den bahsedilmektedir: "Ki onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah 'ın yoluna engel olur ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar derin bir sapıklık içindedirler. " Burada da muhatabın müminler olmadığı açıktır. Esasen bundan önceki ayette, bunların kafirler olduğu belirtilmektedir. O halde burada dünya hayatını ahirete tercih edenler, kafirlerdir. Onların ahirete tercih ettiği dünya hayatı da, mutlak manada dünya hayatı değil, kendi iğreti yaşamlarıdır. Onların tercih ettiği dünya hayatında, ne imânî değerler, ne de insanlığın ortak evrensel değerleri vardır. 


 "Ne varsa şu dünya hayatımızdır, başka bir şey yoktur; ölürüz, yaşarız. Bizi zamandan başka bir şey helak etmiyor" diyorlar.(Casiye 24) İşte Kur'an cehenneme giriş sebebi olarak bildirdiği dünya hayatını tercih, bu tercihtir. 


Kur'an inkarcıların nazarından dünya hayatını takdim ettiği gibi, müminler açısından da dünya hayatını nazara sunmaktadır. Kur'an'da Hz. Peygamber'e dünya hayatının süsünü ister bir pozisyonda olmaması emredilmektedir: "Benliğini, sabah akşam rızasını isteyerek Rabb'lerine yalvaranlarla beraber tut. Gözlerin, dünya hayatının ziynetini isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini zikrimizden/Kur 'an'ımızdan alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme. " (Kehf 28) "Onlardan bazı zümrelere/çiftlere kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerim dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir."(Taha 131) 


Hz. Peygamber'in ve ona inananların son derece büyük ekonomik sıkıntı yaşadıkları; maruz bırakıldıkları ekonomik boykot sonucu neredeyse yiyecek bir parça ekmek bulamadıkları dönemlerde,  kendilerine göre lüks ve sefahat içinde yaşayan müşriklerin bu hallerine imrenmiş olmaları, servetlerine göz dikmiş olmaları mümkündür; fıtratın gereğidir. Hz. Peygamber de bu fıtri temayüle kapılmış olabilir... İşte Allah, onlara, müşriklerin içinde bulunduğu bu sefahatin, bu lüksün geçici olduğunu ve buna göz dikip aldanmamalarını söylemektedir. Burada şuna bilhassa dikkat çekmek istiyorum: Hz. Peygamber ve müminler mutlak manada dünya malından değil, müşriklerin yaşadığı lükse, onların sahip olduğu mal ve servete göz dikmekten sakındırılmaktadır.


Hz. Peygamber'in eşlerine hitap eden şu ayetlerde de dünya metaından sakındırma söz konusudur: "Ey Peygamber, eşlerine söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin, size boşanma bedelini vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim. ‘’(Ahzap 28) Bilindiği gibi, Hz. Peygamber'in eşleri, diğer kadınların eşlerinden talep ettikleri gibi ondan giyim-kuşamla ilgili bir takım taleplerde bulunmuşlar, süse, refaha meyletmişlerdi.O zamanlar yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle eşlerinin bu taleplerine olumlu cevap veremeyen Hz. Peygamber, onlardan gelen ısrarlar ve baskılar sonucu daralmış, sıkıntı içme düşmüştür. İşte bu noktada ilahi vahiy, ona eşlerine böyle bir teklif götürmesi yönünde tecelli etmiş ve o da eşlerine bunu söylemiştir. Eşleri ise, yaptıkları hatanın farkına varmış ve sözünü ettiğimiz ayetin akabinde gelen şu ayetteki teklifi tercih etmişlerdir: "Yok eğer Allah 'ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki, Allah, sizin güzel hareket edenlerinize büyük bir mükafat hazırlamıştır. "(Ahzap 29) Aslında burada dünya hayatı ve onun ziynetini kötüleyen herhangi bir ifade yoktur. Bu açıdan bu ayete istinaden, dünyadan ve dünya nimetlerinden inananları sakındırmak doğru olmaz. Ayet, dünya hayatını ve onun ziynetini istedikleri için Peygamber eşlerini kınamamakta; fakat bu talepler Peygamber'i sıktığı ve onu daralttığı için böyle bir teklif getirmektedir.


Kur'an, mü'minlere dünya hayatında güzellikler talep etmelerini tavsiye temekte, dünya hayatının tüm nimetlerinden en güzel şekilde istifade etmelerini emretmektedir: "Onlardan kimi de şöyle der: Rabb’imiz bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver. Bizi ateşin azabından koru!"(Bakara 201) Hz. Peygamber'in en çok ettiği ve müslümanlara da etmelerini tavsiye ettiği duanın da bu olduğu rivayet edilmektedir. Müfessirlerimiz ayette geçen ve güzellik diye Türkçeye çevrilen "hasene "den kastın, beden sağlığı, ilim ve ibadet yanında ayrıca iyi bir geçim, mal ve helal rızık gibi güzellik vasfına haiz olan her şey olduğunu söylemektedirler.


Konuyu geniş geniş irdeleyen Razi, ilgili ayetlerde dua hususunda iki tip insandan bahsedildiğini; bunlardan birinin, sadece dünya için talepte bulunanlar, diğerinin ise hem dünya, hem de ahiret için talepte bulunanlar olduğunu açıkladıktan sonra, sadece ahireti talep eden üçüncü bir tipin zikredilmediğini, çünkü böyle bir tipin Kur'an nazarında kabul görmediğini; ayrıca bunun insanın fıtratına da ters düştüğünü belirtmektedir.


Karun'a yapılan, ama aslında herkese yönelik olan şu hitap ne kadar manidardır: "Allah'ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma..."(Kasas 77) Müfessirlerimiz bu ifadeyi, dünya hayatında mübah olan her şeyden nasiplen şeklinde yorumlamışlardır.  O halde doğru olan, bu ikisi arasında denge kurmaktır; ne dünya için ahireti terk; ne de ahiret için dünyayı terk... İkisini birlikte götürmek, ikisinde de en güzel şekilde yaşamak. Kur'an'ın mü'minlere bu konuda vermek istediği anlayış budur. 


Kur'an, müminlerden dünya hayatında güzellikler dilemelerini istediği gibi, ayrıca bu güzelliklerin onlara ait olduğunu da belirtmektedir: ""De ki; Allah 'ın kulları için çıkardığı süslü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş? De ki: O, dünya hayatında inananlarındır. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindir onlar... " (Araf 32)Bu ayet, çok açık bir şekilde dünya denen gezegen üzerinde halk edilen güzelliklerin diğer insanlarla birlikte inananlar için olduğunu bilhassa belirtmektedir. Müfessirlerimiz ayette geçen "ziynet" ile başta kıyafet olmak üzere kendisiyle süslenilen her şeyin; "tayyibat’’ ile de yiyecek ve içecek türünden lezzet veren her şeyin murat edildiğini söylemektedirler.


Maide suresi 87. ayette de Allah'ın helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmemeleri, bu konuda sınırı aşmamaları inananlara emredilmektedir. Bütün bunlara rağmen, dünya hayatını müminler için zindana çeviren anlayışların nasıl çıktığını anlamak mümkün değildir. Ayet, dünya hayatında halk edilen tüm bu nimetlerin esas itibariyle müminlerin olduğunu ve onların istifadesine sunulduğunu, diğer insanların ancak onlara ittibayla bunlardan yararlanabileceğini sarahatle ifade ederken, müslümanlar arasında oluşturulan garip bir anlayışla bütün bunlar inkarcıların asıl malı addedilmiş, müslümanlar ise ancak onlara ittibayla bunlardan yararlanabilir hale getirilmişlerdir. Yani Kur'an'daki espri ne yazık ki tam tersine çevrilmiştir.  "dünya mü'minin zindanı, kafirin cennetidir’’ şeklinde başta Sahih Müslim olmak üzere önemli hadis kaynaklarımızda geçen bu hadisin, sözünü ettiğimiz anlayışı teyit edip desteklemek üzere kullanılmasını yanlış ve sakıncalı buluyoruz. Bize göre bu hadis -şayet sahih ise- kendi şartlarında değerlendirilmeli, özel bazı kişi ve hallere hasredilmelidir. Bu ve benzeri haberleri esas alarak islamın dünya hayatına bakışını belirlemek asla doğru değildir. Bu tür anlayışlar inananları Allah'ın nimetlerine karşı soğutmak, ilgisiz kılmak ve onları dünyaya küstürüp el etek çektirmek elbette bunu yapanları büyük bir vebal altına sokmuştur. Hele hele de bu kişiler bu anlayışı dinin bir prensibiymiş gibi, din adına ortaya koymakla veballerini katmerleştirmiş olmaktadırlar. Allah bu anlayışı sergileyenleri "Allah'ın kulları için çıkardığı süslü, güzel ve tatlı rızıkları kim haranı etmiş?" diyerek sert bir şekilde eleştirmekte, bunların bu anlayışlarının tam tersine, inananlardan bütün bu nimetlerden bol bol istifade etmelerini istemektedir: "(.,.) Allah'ın rızkından yiyin, için..."(Bakara 60) "(...) Yiyin, için, fakat israf etmeyin..."(Araf 31) Bu nimetler kıyamet gününde ise yalnız inanalar içindir ve Allah orada da bol bol yemelerini salih kullarına emretmektedir: "(Daha önce) yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için!"(Hakka 24) O halde dünya hayatında yaratılan her türlü güzellikten inananlar meşru sınırlar dahilinde gönül rahatlığı içinde ve en güzel şekilde istifade etmelidirler.


Kur'an, "Erkek veya kadın; her kim, inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa/bir hayır işlerse onu hoş bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz. " (Nahl 97) diyerek, müminlerin dünya hayatında tertemiz ve güzel bir şekilde yaşamalarının gereğine işaret etmektedir. O halde, dünya hayatında hoş ve güzel bir şekilde yaşamak, nimetlerden ilahi ölçüler çerçevesinde yararlanmak, öncelikle inananların hakkı ve görevidir. 


Kur'an çoğunlukla dünya" hayatını kınamadan, tahkir etmeden verir. Ancak daima dünya hayatının ahirete göre kısa ve geçici olduğunu söyler. Dünya hayatı geçici, Ahiret ise ebedidir. Bunun gibi dünya hayatının nimetleriyle ahiretin nimetlerinin kıyas edildiği yerlerde de bu gerçeğin altı çizilmektedir, herhangi bir kınama, ayıplama, tahkir yoktur. Kur'an'ın kınadığı ve ayıpladığı şey, insanların ahireti terk edip bütünüyle kendilerini dünyaya vermeleridir. 


Bütün bu aktardıklarımızı nazar-ı itibara alarak şunu söyleyebiliriz: Kur'an ‘’el-hayatu'd-dünya’’ kavramı ile dünya hayatını mutlak manada kötü, çirkin, basit, değersiz bir hayat olarak değerlendirmemektedir. Esasen dünya hayatı, sübjektif bir hayattır; kişilere, şartlara göre değişebilir ve farklılık arz edebilir. Kimi, bu kavramla isimlendirilen hayatı, ilahi emirler doğrultusunda, Hakk'a ve halka hizmet anlayışı içerisinde, insanlığa hayırlı işler sunmakla geçirirken, kimi de tam tersine, ona şirret ve çirkef bulaştırarak, Hakk'ın ve halkın gazabını intaç edecek şekilde, insanlığa eziyet, zulüm ve adavetle geçirir; o hayata nefsânî arzularını, hevâ ve heveslerini hakim kılar. Elbette "el-hayatu 'dünya’’ ile ifade bu iki hayat tarzını aynı göremeyiz. İşte Kur'an'ın basit ve değersiz olarak gösterdiği, sürekli olarak dikkat çektiği, sakınılmasını istediği, aldanılmamasını emrettiği ‘’hayatu'd-dünya’’ bu ikinci hayattır; ahiret kaygısının olmadığı, insanın kötü sıfatlarının sembol adı olan nefsin hakim olduğu dünya hayatıdır. Kur'an, dünya malı ve metaını da mutlak manada kötü görmez. Hatta bizzat Kur'an bunlara "ziynet" diyerek, güzel olduklarını ve insanlara hoş gösterildiğini belirtmektedir. Daha da ötesi Kur'an, ''zinetellah" diyerek bu güzellikleri doğrudan Allah'a atfetmekle de bunların öneminde dikkat çekmektedir. Bu ziynetlerden en güzel şekilde istifade etmek müminin en doğal hakkı, hatta vazifesidir. Mümin, ilahi emirleri yerine getirebilmek için dünyaya ve dünya metaına sahip ve hakim olmalıdır, esasen yeryüzü ancak bu şeklide mamur olabilir. Ancak onların kendisine hakim olmamasına, Allah'ı ve ahireti unutturmamasına çok dikkat etmelidir. O halde, Kur’an’da geçen ‘’el-hayatu 'd-dünya" kavramını ve bu hayatın metaını değerlendirip mana verirken bu hususun mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir. Dünya hayatı diye çevrilen ‘’el-hayatu'd-dünya’’ ile çoğunlukla inkarcıların yaşam tarzının murat edildiği göz önünde bulundurulmalı ve buna göre mana verilmelidir. Bu tür ayetleri, nüzul sebeplerini ve kullanıldıkları bağlamı hesaba katmadan, müminleri muhatap alan müstakil birer ayet gibi düşünüp mana vermenin, yanlışlara sebep olacağı göz ardı edilmemelidir. Müminlerin muhatap alındığı durumlarda da mutlak manada dünya hayatının ve metaının kınanmadığı, ahiret ve dünya hayatı arasında kıyasların yapıldığı yerlerde dünya hayatını tahkir eden bir hususun olmadığı gerçeği nazarlardan uzak tutulmamalı ve manalar-yorumlar bu gerçeğin üzerine bina edilmelidir. Aksi takdirde dünya hayatı konusunda yanlış yönlendirilmelerin olabileceği unutulmamalıdır. Nitekim öteden beri yapılan bu yöndeki değerlendirmeler sonucu müslümanlar tembellik ve atalet içine düşmüş; bunun tabii sonucu olarak hayat standartlarının çok gerisinde kalıp üçüncü dünya ülkeleri sınıfına girmiş bulunmaktadırlar. Dünya hayatı ile ilgili ayetler, dünya hayatına karşı isteksiz olma, dünyadan el etek çekme, dünyadan nefret etme anlamına gelen zühd anlayışını destekler mahiyette yorumlanmış ve böylece bir ölçüde müslümanların geri kalmışlığı, tembellik ve ataletleri Kur'an'a fatura edilmiştir. Ayrıca gayr-ı müslimler de bu anlayışı esas alarak İslam'a hücum etmişlerdir. Yeniden bu tür yanlışlıklara düşülmemesi için ‘’ el-hayatud-dünya’’ kavramının geçtiği ayetleri değerlendirip mana verilirken, işaret etmeye çalıştığımız bu hususların mutlaka göz önünde bulundurulması ve kavramın doğru anlaşılması gerekir.

Selametle Kalın…
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL