BİLİYOR MUYDUNUZ?

“herşeyi Amerika ve İsrail’den bilme” saplantısından kurtulalım artık. Amerika ve israilin haşa bir ilah gibi herşeyi görüp bildiğini, herşeyi takip edip planlar yapabildiği inancından vazgeçelim artık. Onlara üstün güçler yüklemeyi, onların bile haberi olmayan şeylerle onları yüceltmeyi bırakalım artık. Gücü, otoriteyi ve hakimiyeti sadece ve sadece Allah (c.c.) has kılalım.

22 Nisan 2020 17:01
A
a


Mikroplar gözle görülmemesine rağmen 1400 yıl önceden islamın temizlik kuralları mikrobu önleyici ve öldürücü nitelikte gelmiştir. Onun için halk arasında yayılan “Müslümana Bulaşmaz” sözü aslında bir yönden bunu doğrular niteliktedir. İslamın temizlik ölçülerine göre hareket eden bir Müslümana (Allah’ın izniyle) bulaşmayacaktır.
Haberlerde ve sosyal medyada çokça dillendirilen “Virüsü yenmeyi başardı”, “Virüsü Yendi” sözü hiç hoşuma gitmiyor. Biz biliyoruz ki şeytanı yenmek gibi, hastalığı yenmek de ancak ve ancak Allah’ın yardımı ve inayetiyledir.


Musibetlerin 2020 yılı ile alakası yoktur. 2020’ye denk gelmesi sadece tevafuktur. Yoksa musibet gelirken takvime bakıp gelmiyor. Hem zaten gerçek anlamda kameri olarak 2020’de de değiliz. Bırakın da takvimin asıl sahibi olan Hristiyanlar korksun.  Bu, uğura ve uğursuzluğa inanan, imanı zayıf insanlar tarafından ortaya atılan totem tarzında bir batıl inançtır.


Salgın vesilesiyle işlenen bazı haramlara ara verildi. Tabi salgın bittiğinde herşey kaldığı yerden devam edecek. Çünkü bazı haramlar kanunlarla desteklendiği sürece hiçbir yere kaybolmaz. Şartlar oluştuğu an tekrar hortlayıp hayat sürmeye devam edecektir. Temennimiz dinimizce bütün haram bilinen şeylerin devlet eliyle de yasaklanmasıdır.
Kâbenin boş hali her baktığında Müslümanın yüreğini sızlatan bir durumdur. Fakat Kâbe uzun yıllardan beri zaten görevini yapmıyordu. Kabenin otoriter yapısı, birleştirici gücü, kâfire ve zalime karşı tek vücut olmanın merkezi olma vasfı kaybolmuştu zaten. Camiler ve mescitler de aynı keza… Temennimiz kabenin ve camilerin eski gücünü kazanması ve Müslümanların yeniden güç merkezi halini almasıdır.


Yıllarca açıktan işlenen günahlara karşı insanları uyarırken “bunu yapma ! bu açıktan işlediğin günah bir virüs gibi yayılır, seni görenler sana özenip aynı günahı işleyecek ve bu daire gittikçe büyüyecek, olay senle bitmiyor hem sen hem de seni örnek alacak olanları ateşe atıyorsun” dediğimizde “bu benim özel hayatım, kimse karışamaz, devlet bile karışmıyor, annem-babam bile bir şey demiyor  size ne oluyor” demişlerdi. Ne mi olmuştu? İşte bu virüs gibi biz de haramların yayılmasını istememiştik. İşte şimdi bu virüse karşı alınan tedbirler o günahlar için alınsaydı iş bu duruma gelmezdi. Evde kal, dışarı çıkma, çıkarsan maske tak, sosyal mesafeni koru, öksürme, hapşırma… şimdi biri çıkıp diyebilir mi yasak ama ben sokağa çıkarım, maskemi takmam, sosyal mesafemi korumam, bana kimse karışamaz, bu benim özel hayatım….. yaaaa… özel hayat değil işte.. senin özel hayat dediğin şey çevreyi etkileyecekse o özel hayat olmaktan çıkar ve ona müdahale etmek hak olur.


Halk bu gibi musibetlerden ibret alsa nolur ki… Asıl olan yöneticilerin yani devletlerin ibret almasıdır. Eminiz ki bundan sonraki süreçte sağlık ve hastane koşulları daha güzel bir hale getirilecektir. Ama konu bu değil. Sade bir vatandaş bu musibet karşısında ferdî olarak kendine çeki düzen vermeye çalışıyor, eksiklerini tamamlıyor. Ya devletler… İşte Devletlerin musibetlerden ibret alması da yönetimlerini Allah (c.c.)’ın istediği gibi düzenlemesidir. Musibetler karşısında ilk ibreti yöneticiler almalı ki sonra aşağı doğru bütün herkes ibret alsın ve toplum olarak gusül abdesti alınmış olsun. İşin inanç yönünü bırakıp fiziki olarak sadece önlem ve tedbirlerle uğraşmak Allah’ın musibetine (savaşına) karşı savaş açmaktır. Gerçi musibetler karşısında nasıl ibret alınacağını dahi bilmiyoruz. Allahım ! bu gibi musibetler karşısında bize nasıl ibret alınacağını göster. (Amin)
Halk olarak namazı bir köşede saklıyoruz, kılmıyoruz onu bir koz olarak elimizde tutuyoruz. Bu gibi musibet anlarında acil önlem paketi gibi hemen namaza başlıyoruz. Gerçi onun adı namaza başlamak değil çünkü müslüman zaten namaz kılması gerekiyor bunu kendinden bir lütufmuş gibi göstermesi küstahlıktır. Onu adı namaza başlamak değil “Allaha kul olmaya karar vermektir”. Eğer namaza başlamak dersen belki birkaç gün sonra geri bırakabilir ama Allah’a kul olmaya karar veren kişi kulluğu bırakmaz. Öyle bir riski göze almaz.


Korona virüsü dünyadaki zalimlere Allah’ın bir azabı olarak gelmiştir denildi önce…Korona virüsü “Allah’ın yardımı mı yoksa azabı mı?” diye soracak olursak doğrunu en iyi bilen Allah (c.c.)’tır fakat Müslümanların Allah’ın yardımını celbedebilmesi için ortam ve şartların o yardımın gelmesine müsait olması gerekir. Yani iman ve küfür saflarının netleştirilmesi gerekmektedir. Örneğin Bedir savaşında saflar belirgindi ve Allah-u Teala görünmez ordularını kafirlerin safına göndererek Müslümanlara yardım etmiştir. Burada görünmez orduların bir musibet değil de Allah’ın yardımı olduğu kolayca anlaşılmaktaydı. Ebabil kuşları da aynı keza… Oysa bu virüs en azılı kafire ve de en takvalı Müslümana bile musallat olabiliyor. O halde bu virüsün bir “yardım” değil de bir “musibet” olduğu sonucu çıkmaktadır. Ha belki de bizim bilmediğimiz güzel hikmetleri olabilir fakat bu genel yargıyı değiştirmez.


Ha son olarak  “herşeyi Amerika ve İsrail’den bilme” saplantısından kurtulalım artık. Amerika ve israilin haşa bir ilah gibi herşeyi görüp bildiğini, herşeyi takip edip planlar yapabildiği inancından vazgeçelim artık. Onlara üstün güçler yüklemeyi, onların bile haberi olmayan şeylerle onları yüceltmeyi bırakalım artık. Gücü, otoriteyi ve hakimiyeti sadece ve sadece Allah (c.c.) has kılalım.
 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


MD DİJİTAL