Hukukçu Ali Aktaş'ın Hezeyanlarına Cevap

Saadet Partisi Eski GİK üyesi, Avukat/Hukukçu Ali Aktaş’ın İstanbul Sözleşmesine dair sosyal medya hesabından yaptığı hezeyanı tek tek okudum. ‘

15 Mayıs 2020 16:01
A
a

Saadet Partisi Eski GİK üyesi, Avukat/Hukukçu Ali Aktaş’ın İstanbul Sözleşmesine dair sosyal medya hesabından yaptığı hezeyanı tek tek okudum. ‘’Hiçbir şey bilmeyen, ama sırf farklı gözükebilmek için konuşabilmiş olmak için konuşanlar’’ korosuna kendisi de dahil olmuş oldu böylece.

Ne kadar da üzücü bir durum gerçekten. Yazılarının tamamına olmasa da bir kısmına tek tek cevap yazmayı gerekli gördüm. Çünkü tamamına cevap vermek için burası yeterli gelmeyecektir. Öncelikle şunu söylemeliyim, bir hukukçu olmasına rağmen sözleşmeye ve ona istinaden çıkarılan mevzuata, güncel olan mağduriyetlere de bihayli yabancı olduğunu söylemem gerekiyor.

 

1-       İddia: ‘’Birdenbire tüm dindar kesim İstanbul sözleşmesi konuşmaya başladı. Herkesin en önemli gündemi bu oluverdi. Neden?’’

 

Cevap: İstanbul Sözleşmesinin gündeme oturması maalesef birden bire olmadı. Denizin yüzeyinde gözüken bir Yunus balığını düşünün. Ne de güzel yüzüyordur değil mi? Fakat suyun altındaki mücadelesini görmeyiz genelde. İstanbul Sözleşmesi bu ülkede senelerdir alanında işon erbabı olan kişilerce gündem yapılmaya çalışılıyordu. Bendeniz de onlar sayesinde yaklaşık 2 senedir gündemime almış bulunmaktayım. Bugün bu duruma gelindiyse gerisinde müthiş bir çaba ve gayret yatıyor. Tüm bu çabaları görmezden gelmek insaflıca olmasa gerek!

 

2-       İddia: ‘’Erdoğan muhtemel erken seçim kararı öncesi İstanbul Sözleşmesini fesheder ve 6284 sayılı kanun aynen kalırsa hiçbir şey değişmez ama dindarlar zafer çığlığı atar.’’

 

Cevap: Sayın Ali Aktaş, mevzuya gerçekten yabancı olduğunuz burada da belli oluyor. İstanbul Sözleşmesine istinaden çıkarılmış ETCEP projesi, sizin daha yeni fark ettiğiniz ve ‘birdenbire ortaya çıkmış..’’ dediğiniz ekip tarafından geçen sene ocak ayında sosyal medyada baskılar sonucu iptal edildikten sonra kimse rehavete kapılmadı, bu sefer de bataklığa yöneliş başladı. Yani İ.S ve T.C.E!

 

3: İddia: ‘’6284 sayılı kanun öncesinde 1998'de çıkmış 4320 sayılı kanun ve sonra bu kanunun 2007'de revize edilmesi ve sair mevzuat zaten kadına yönelik şiddeti önleme amaçlı ve türlü tedbirleri içeriyor. Yani İstanbul Sözleşmesi kaldırılsa bile kanuni güvenceler sabit kalmakta.’’

 
Cevap: 4320 nolu yasa mi kalmış, 2012'de 6284 sayılı yasa çıkarıldı!

 6284 nolu yasa İstanbul Sözleşmesi’nin meclisten geçirilmesinin (8 Mart 2012) tam 12 gün sonrasına tekabül edecek şekilde yürürlüğe sokuldu. Ve bu yasa henüz 2014’te uygulamaya geçirilecek olan İ.S’ne istinaden çıkarıldığı da belirtilmiştir. 6284 nolu yasa, Fatma Şahin tarafından 236 kadın dernekleri tarafından ortak toplantılar neticesinde hazırlanmıştır. Ve bu derneklerin birçoğunun sonradan PKK ve LGBT ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır. Sanırım bunlardan da haberiniz yok..Kadına yönelik şiddeti amaçlı olduğunu iddia etmeniz ise tam bir hezeyan. Buna aşağıda değinilecek.

4-İddia: ''Peki "bir propaganda merkezi" tarafından planlanan ve kimi kanaat önderlerince de şişirilen "İstanbul Sözleşmesi iptal edilsin" talepleri muhtemel bir erken seçim öncesi Erdoğan tarafından karşılanırsa ne olur? Dindarların gazı alınır, Erdoğan kazanır, SAADET ise havasını alır.''

Cevap: Biz tüm islami camia müntesipleri olarak Müslümanların bir türlü biraraya gelip kolektif bir bilinç ile çalışma yapamadıklarından yakınırız. Tam da bu mevzu üzerine bu biraraya gelemeyiş tabusu bir nebze de olsa kırılmışken bunun adını ‘’propaganda merkezi’’ olarak tanımlamak, kime hizmet etmiş olabileceğini sanırım Ali Aktaş düşünememiş. ERDOĞAN KAZANIR, SAADET HAVASINI alır gibi söylemler gerçekten İstanbul Sözleşmesine yabancı olup, hayatını, dinini, tüm varlığını politika üzerinden değerlendirebilecek bir kafa yapısının ağzından çıkabilecek sözler olabilir ancak. Şahsımın en çok yakındığı durumlardan bir tanesi de budur. İstanbul Sözleşmesine karşı çıkan bazı şahıslar tamamen Sayın Erdoğan’ın ayağına vurmak için karşı çıkıyor, bazı savunanlar da sırf Erdoğan’ın şahsından ötürü sahip çıkıyor sözleşmeye. İstanbul Sözleşmesi ve ona istinaden çıkarılan bütün yasa ve projeler siyaset üstü meselelerdir, hatta bakanlıklar üstü bir meseledir, hatta Erdoğan’ı da aşan bir mevzudur çünkü kökü 45 sene öncesine dayanmaktadır bu ülkede. Dolayısıyla bunu siyaset üzerinden konumlandırmaya kalkmak bu dertle dertlenilmediğinin en bariz göstergesidir. Ama illa birilerinin ayağına sıkılacaksa CHP ve HDP’nın 20 seneden beridir LGBT ve cinsel yönelim mevzusu üzerine yaptıkları gün gibi duruyor ortada. Siyaset üzerinden birkaç şey daha yazmış, hepsine toplu yazmış oldum bu maddede.


5. İddia: ‘’Sözleşmeyi altını çize çize 3 kez okudum. 4.3 maddedeki "cinsel tercih, cinsel eğilim" ve 60. maddedeki "cinsiyete dayalı mülteci başvuruları" hariç tamamında kadından söz ediyor. Yani birdenbire her SP'liye sözleşmeyi en önemli şeymiş gibi konuşturtanlar neye alet oluyor acaba?''

CEVAP: İstanbul Sözleşmesini senelerdir hiç gündemine almayıp güncel gelişmeler üzerinden MECBUREN ele almış olmak için GÖZDEN GEÇİRENLER hep sakat yorumlar yapıyor genelde. Hiçbir vasfı olmayan ve mevzunun künhüne vukufiyeti olmayan bireylerin sakat yorumlar yapmasını anlarım da, hukukçu olarak Ali Aktaş’ın böyle yapmasına üzüldüm açıkçası. İddiasına göre 3 yer dışında tamamı kadından söz ediyormuş. Bütün maddeleri burada ele alacak değiliz ama onun iddiasını çürütecek kadarıyla ele alıp bakalım öyle miymiş: Bu sözleşmenin sözde aileyi koruma sözleşmesi olduğu iddia ediliyor. Fakat sanırım Ali Aktaş aileyi koruduğunu iddia eden sözleşmenin bir yerinde dahi aile kelimesinin geçmediğini bilmiyordur. Başlığı dahi ev içi diye geçmektedir. Aile mefhumu devre dışı bırakılıp yerine ev içi kavramı getiriliyor. Peki, ne var ev içinde? Aile mi var? Eşler mi var? Karı koca mı var? Tabiî ki hayır! Sözleşmenin 36. Maddesinin 3.fıkrasında ‘’partner’’ kavramıyla da ev içinde zina yapan ahlaksızları yasal güvence altına almış oluyor ve devam ediyor: Cinsel, fiziksel, ekonomik yada psikolojik şiddet vuku bulursa aralarına girer gerekeni yaparız. Kocayı evden uzaklaştırır kadını da meydana salarız aç kurtların önüne. Ve yine Madde 55/1’de bu şiddetlerden birinin işlenmesi neticesinde yapılacak işlemlerin şikâyetin geri alınmasına bağlı olmayıp devamı sağlanacaktır deniyor. Peki, soruyorum Ali Aktaş’a: Sizce bir evde şiddetin meydana gelmesinin sebepleri arasında bu 4 boyut yeterli midir? Hangi aile vardır ki bu dört şiddetten birisi yoktur? Üç günlüğüne bir araya gelen insanlar arasında bile bunlar vardır. Ama mesele bambaşka Sayın Ali Aktaş! Bu maddeler yüzünden iftiraya uğrayan nice kocalar, babalar, abiler var! Burada bunu açmaya gerek görmüyorum. Yada şöyle soralım: eşler arasında şiddeti meydana getirecek etkenler arasında birçok sebep vardır. Ben burada en az 20 tane sıralayabilirim: Alkolik olma durumu, işsizlik, adil gelir dağılımı olmaması neticesinde dar gelirin yaşanması vs… Birçok sebep var. Fakat bunlar İstanbul Sözleşmesi’nin mümessillerinin/mühendislerinin umurunda bile değil! Maddelere devam ediyorum: Madde 14,13 ve 9’da isimleri açıkça zikredilmese de lgbt ve feminist derneklerle bir araya gelip ortak çalışmalara gerektiğinde imza atılabilecek deniyor. Zaten bu kapsamda ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’ zırvası Aile Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Adalet Bakanlığında ‘’bakanlıklar üstü’’ bir politika olarak en zirvede uygulanıyor. Hatta Diyanet’te bile uygulanıyor. Peki, nedir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği? Basit bir ifadeyle söyleyelim: Kadın ve Erkeklere yüklenen bütün cinsiyet algıları toplumsal algı denilerek çöpe atılıp, kavramların içini boşaltıp sonra o kavramların içerisine Eşcinselliği ve diğer cinsel yönelimleri ekleyerek böylece ibneliği meşrulaştıracaklar. ETCEP yoluyla bunu pratikte birebir körpe beyinlere pilot bölgelerde anlatmışlardı. Biz geçen seneye kadar ETCEP’in kaldırılması için mücadele ederken siz neredeydiniz? Diye sormaktan da alamıyorum kendimi! 

 6.İddia: ‘’…Sözleşme yanlılarının AB Fonları ile beslendiği ifade ediliyor, doğrudur. Öte yandan sözleşmede doğrudan doğruya yer almayan LGBTİ ile ilgili hususların tartışılması yönünde bir AB Fonuna alet olunduğunu da sanıyorum.''

Cevap: Bir paradoksla daha başbaşayız efendim! LGBT ile ilgili bir madde yokmuş. Yukarıdaki 4.İddiada kendiniz cinsel yönelim var diyorsunuz, burada da yok demişsiniz. Sanırım ya cinsel yönelim’e yüklenen manadan bihabersiniz, yada LGBT lobilerinin aldığı fonlara dair bir haberiniz yok.. Yine 13.Maddede LGBT’nin açıkça ismi verilmese de ‘’ taraflar….. başta kadın örgütleri olmak üzere ulusal insan hakları….’’ Kurumları ile farkındalık yaratmak için ortak kampanyalar geliştirir ve yürütür. ‘’ Çok merak ediyorum, burada ulusal insan hakları ödülü derken acaba sayın Aktaş ne anlamıştır? Mesela İstanbul Sözleşmesi’nin meclisten geçişinin 1 sene sonrasına tekabül eden zaman diliminde CHP’li Binnaz Toprak’ın zafer kutlama mahiyetinde düzenlenen bir çalıştayda ‘’ uluslararası gay ve lezbiyen insan hakları komisyonu’’ ndan aldığı ‘’2013 insan hakları ödülü’’nün LGBT tarafından verildiğinden bihaber midir kendisi? Yada gerçekten sırf isminde insan hakları geçti diye bunu LGBT’den saymamakta mıdır? Batı’nın ‘ insan hakları’ dediği yerde insanlara zulüm, ‘özgürlük’ dediği yerde despotizmin, ‘ eşitlik ‘ dediği yerde de eşitsizliği dibine kadar yaşattığını bilmiyor mu acaba Sayın Aktaş?

 

7.İddia: ‘’ Milli Gazete'ye göre İstanbul Sözleşmesi son 10 yılda 10 bin ailenin dağılmasına yol açmış. TÜİK İstatistikleri (ise) bize son 10 yılda 1.2 milyon boşanma vakasının gerçekleştiğini gösteriyor. Şimdi bu iki rakama bakıp kıyas yapınız; Biz esasen hangi mesele ile uğraştırılıyoruz?’’

Cevap: Daha birçok hezeyanı olmasına rağmen sadece bu iddiaya cevap verip konuyu okuyucuların takdirine bırakacağım. 6284’e aşağıda değineceğim demiştim.
 

1- İstanbul Sözleşmesi 10 yılda 10 bin ailenin dağılmasına yol açmadı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kapsamında çıkarılan 5237 sayılı TCK’nun 6/1-c maddesi gereğince 18 yaşını doldurmamış kişiler çocuktur. TCK 103/2 ve TCK 109 maddesi gereğince erken evlenen 10 bin genç ‘tecavüzcü’ sıfatıyla içeriye atıldı. Bu apayrı bir mevzu.
 

2-Gelelim 1 milyon boşanma vakasına: İstanbul Sözleşmesine dayanılarak çıkarılan 6284 sayılı yasadan ötürü tam 1 milyon koca/eş ‘’kadının beyanı esastır’’ putu gereğince evinden yurdundan edildi. Kadının eline vermişler ‘’iftira’’ kozunu, mağdur edilen erkeğin haddi hesabı yok. Üstelik atılan iftiralar ortaya çıktıktan sonra iftirayı atana herhangi bir müeyyide de uygulanmamakta, iftira atan iftirasıyla kalmakta, itibarı sarsılan koca da itibarsız bir şekilde dışarıda yüzü yerde gezmekte! Nafaka mağduru onbinlerce insandan bahsetmiyorum bile! Ali Aktaş 10 bin boşanmanın gözlere sokulduğunu, 1 milyon boşanmanın görmezden gelindiğini söylüyor. Yahu zaten 1 milyon boşanma bizzat bu sözleşmeden ötürü gerçekleşmiş. Mağduriyetler de çabası!

 

Toparlayacak olursak Sayın Ali Aktaş’ın hezeyanları saymakla bitmez,  daha uzun cevaplar da verilebilirdi ama paradokslarını özetleme mahiyetinde bu kadarı yeterdir diye düşünüyorum. Ali Aktaş’ın bu çıkışını tamamen siyasi amaçlar için yapılmış bir hamle olarak görüyorum. Sırf Ak partiye yarar endişesiyle İstanbul Sözleşmesi konusunu gündeme getiren Müslümanların nice zahmet ve emeğini küçümsemekten imtina etmemiş. Yazıktır..Keşke bilmeyenler sussa, sadece bilenler konuşsa, meseleyi halletmeye çalışsa. Sayın Ali Aktaş’a acizane tavsiyem, ‘’propaganda merkezi’’ olarak itibarsızlaştırmaya çalıştırdığı o insanlara bizzat gidip danışsa, meseleyi metinler üzerinden değil de reelde karşılığı nasıl olmuş noktasında bilgi edinse, çok daha iyi olacak.

Allah basiret versin!

1000
icon
Hasan 19 Mayıs 2020 18:54

Yazın için sağol, Allah muvaffak etsin.

0 1 Cevap Yaz

MD DİJİTAL