Ömer Özkızılcık

İdlib’de Son Durum Ne?

Mart 2020’den bu yana İdlib’de bulunan el-Kaide’ye bağlı grupların askeri yapılanmaları HTŞ tarafından yok edilmiş, lider kadroları ise ABD’nin SİHA saldırıları ile etkisiz hale getirmiştir.

1 Kasım 2020 17:01
A
a

Fırat Kalkanı Harekatı (FKH) ile özgürleştirilen ilk şehir olan Cerablus Rus hava kuvvetlerinin saldırısına maruz kaldı. Saldırıda hedef alınan petrol rafinerisi Fırat Kalkanı Harekatı bölgesindeki sivil yaşam için büyük ehemmiyete haiz olan bir alandı.

Nitekim bölgede elektrik, su ve ısınma ihtiyaçları benzin ile sağlanmaktadır. Bu saldırının hemen akabinde Rus hava kuvvetleri İdlib bölgesinde Türk sınırına 10 km yakınlıkta Suriye Milli Ordusu’nun eğitim kampını hedef aldı ve 50’nin üzerinde Suriyeli askeri şehit etti. Saldırıda hedef alınan Feylak el-Şam grubu Türkiye’nin İdlib’de en yakın çalıştığı gruptur. Grup aynı zamanda bölgedeki Türk askeri için ön güvenliği sağlamakla sorumludur. Buna ilaveten Feylak el Şam’ın hem Astana görüşmelerinde hem de anayasa komitesi çalışmalarında temsilcisi bulunmaktadır.

Peki, Rusya neden hem Cerablus’u hem de Suriye Milli Ordusu’nu hedef aldı?

Aslında bunun cevabı Azerbaycan’ın Karabağ’ı özgürleştirmesi ve Türkiye’nin bu süreçte oynadığı aktif rolde bulunmaktadır. Rusya açısından bu o kadar aleni ki geçtiğimiz günlerde katıldığım yabancı kanaldaki tartışmada ilk sözü alan Rus araştırmacı da İdlib’deki saldırının Türkiye’ye Karabağ’daki rolüne dair bir uyarı olduğunu ifade etmekten çekinmedi. Hatta Rus haber ajansları İdlib’deki saldırıda hedef alınan Suriyelilerin Karabağ’a savaşmak üzere eğitim gördüğü yalanını ortaya attı.

Anlaşılan o ki Rusya’nın kendi “sorumluluk alanı” olarak gördüğü Kafkaslar’da Türkiye’nin aktif bir politika oynamasından rahatsızlık duymaktadır. Buna ilaveten, Türk yapımı SİHA’ların Suriye ve Libya’dan sonra Karabağ’da da Rus Hava Savunma Sistemleri’ni imha etmesi ve Türkiye’nin Ukrayna ile yaptığı savunma sanayii iş birliği ve ortak üretim anlaşmaları da gelmektedir. Kısaca, Türkiye’nin proaktif dış politikasından rahatsız olan Rusya, Türkiye’ye Suriye üzerinden uyarı mesajı göndermektedir.

Benzer bir durum geçtiğimiz aylarda da yaşanmıştı. Türkiye’nin Libya’daki büyük galibiyeti sonrasında Rusya Suriye’de el-Bab şehrini bombalamıştı. Saldırının akabinde Türkiye sınırında bulunan Dirbesiye kasabasında YPG ile toplantı halinde olan Rus subayları kamikaze drone saldırısına maruz kalmış ve yaralanmıştı. Bu olayın sonrasında Rusya tarafından uzun bir süre benzer bir provokasyon gerçekleşmemişti.

Görünen o ki Rusya Türkiye’nin dış politikasından rahatsız olduğunda ne Libya’da, ne Kafkaslarda, ne Karadeniz’de ne de başka bir sahada Türkiye’nin doğrudan karşısına çıkmıyor. Ancak kendisini askeri olarak üstün gördüğü Suriye’den cevap vermeye cesaret edebiliyor.

Nitekim İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi anlaşmasındaki tecrübe gösteriyor ki Rusya askeri olarak caydırıcılık ile karşılaşmadığında daha fazla agresifleşiyor ve anlaşmalara rağmen ihlallerini artırarak devam ettiriyor. Türkiye Bahar Kalkanı Harekatı’nda olduğu gibi askeri caydırıcılığını gösterdiğinde Rusya masada anlaşma yapmayı kabul ediyor.

Türkiye bir yandan Rusya’ya karşı askeri caydırıcılığını idame ederken diğer yandan da Suriye dosyasında elini güçlendirmelidir. Esed rejimi tarafından kuşatma altına alınan ve cephe hattının gerisinde kalan Türk gözlem noktalarının İdlib’in iç bölgelerine doğru geri çekilmesi son derece doğru bir karar olmuştur. Bu adım ile beraber Türkiye İdlib bölgesini FKH, Zeytin Dalı Harekatı ve Barış Pınarı Harekatı bölgeleri gibi fiili güvenli bölgeye çevirmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak için Türk askeri İdlib’deki yoğunlaştırılmış nokta hakimiyetinden alan hakimiyeti modeline geçmeli ve bölgedeki radikal unsurlar tamamen tasfiye edilmelidir.

Mart 2020’den bu yana İdlib’de bulunan el-Kaide’ye bağlı grupların askeri yapılanmaları HTŞ tarafından yok edilmiş, lider kadroları ise ABD’nin SİHA saldırıları ile etkisiz hale getirmiştir. Türkiye, Rusya’nın İdlib’deki siyasi kozunu elinden alıp, bölgedeki HTŞ’yi kendisini lağvetmeye zorlamalıdır. HTŞ’nin lağvedilmesi sonrasında Türkiye’nin eli Rusya karşısında özellikle diplomasi masasında daha da güçlenecek ve Türkiye; Rusya’ya YPG’nin Tel Rıfat, Menbiç ve Fırat’ın doğusundaki varlığı üzerinden baskı kurabilecektir. Hem askeri hem de diplomatik olarak Türkiye’nin Rusya karşısında Suriye’de güçlü konuma geçmesi, Türkiye’yi dış politikada Rusya’ya karşı daha güçlü bir pozisyona getirecektir. Rusya da Suriye üzerinden kendince sopa göstermek yerine Türkiye ile müzakere masasında diyalog ile orta yolu bulma gayretini artıracaktır.

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/perspektif/omer-ozkizilcik/2020/10/31/idlibde-son-durum-ne

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası