İşgal Edilmiş Beldeler, Zihinlerimiz ve Çıkış Yolu

Özelde Türkiye için genelde ise tüm İslami beldeler için bir çıkış yolu var. Bu çözüm siyasi parçalanmışlığımıza son verecek, ekonomik potansiyelimizi sömürüden ve kapitalist manipülasyonlardan kurtaracak, kalkınmamızın fikri ve siyasi alt yapısını hazırlayacak, bölgemizde cereyan eden çatışma alanlarını ortadan kaldıracak Raşidi Hilafetin tekrar tesis edilmesidir.

27 Haziran 2020 17:37
A
a
Batı, İslam ile mücadelesinde fikri, ekonomik, siyasi ve askeri akla gelebilecek tüm yolları kullanmış ve kullanmaya da devam etmektedir.
 
Batı, doğrudan veya dolaylı olarak medya üzerinde hâkimiyet kuruyor. Medyayı kendi lehine manipüle ederek kendi çıkarlarına hizmet ettiriyor. Bu alanı Batılı mefhumları, fikirleri ve bakış açılarını yaymak için bir alan olarak kullanıyordu. Batı, bununla da kalmıyor, İslami fikirleri de çarpıtmak ve tahrif etmek yoluyla medyayı ikinci bir yıkım alanı olarak da kullandı. Fikri işgal sadece medya alanında da değildi. Batı, bizim ülkelerimizin eğitim müfredatlarını da etkilemek suretiyle, biraz hafif bir ifade oldu sanırım; bizzat belirleyerek yeni gelen nesillerimizi de savaşmadan kendine hayran bıraktı. Nüfuz ettiği zihinler eliyle de, yani bizim kardeşlerimizle bize batının mefhumlarını anlatmaya başladı. Böylece bizler karşımızda batıyı değil kendi kardeşlerimizi bulduk. Onlarla mücadele etmeye başladık. Bu yolla batı kendini gizlemeyi başardı. Bizlerde batının bu tuzağına düştük, kendi kardeşlerimize düşman gibi yaklaştık. Asıl düşmanı ise unuttuk. Aydınlarımız, akil adamlarımız, düşünürlerimiz yönlerini hep batıya çevirdi. Onları batının zihinsel işgalinden kurtaramadık, koruyamadık. Fikirlerin doğup büyüyeceği alanlar oluşturamadık. Batının işgal edici, ayartıcı fikirleri onları kapladı.
 
Batı, insanı insanın kurdu yapan bir anlayışla şefkatsizce, merhametsizce ve insanlık dışı bir anlayışla güçlünün zayıfı ezdiği ve bunun sistematik bir hal alarak kapsamlı ve sürekli hale getirdiği ekonomik anlayışını bize dayattı ve kabul ettirdi. İletişim ve ulaşım teknolojisinin gelişmesiyle bu sömürü dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaştı. Hammadde kaynaklarına egemenlik kurmak için suni çatışma alanları oluşturuldu. Batı kendi parasını rezerv para haline getirerek tüm dünya piyasalarını etkileme ve manipüle etme gücüne ulaştı. Gelişen Müslüman beldeleri ağır sanayi kurmaktan hatta bazı Müslüman beldeleri hafif sanayi kurmaktan bile mahrum hale getirdi. Batının bize biçtiği elbise ise kendi mallarının pazarı olmaktan başka bir şey değildi. Uluslar arası kuruluşlar ortaya çıkardı ki (IMF, BM gibi) batının elleri her zaman ümmetin ümüğünü sıksın.  Kendi iktisadi kalkınmasının bir ayağı olarak teknolojik gelişmeyi sürekli hale getirmek için İslam beldelerindeki beyinleri kendi boyunduruğuna aldı. Batı o kadar alçaklaştı ki, eski teknoloji silahlarını bize satabilmek bölgesel kriz alanları oluşturdu. Suni savaşlar çıkardı. Sermaye birikimin Batı dışındaki alanlarda birikmemesi için oluşturdukları sistem ile sermayenin bizde birikmesine engel oldu.  İslam dünyasının, Batıdaki rehin tutulan sermaye tutarı 800 milyar doların üzerindedir. Bu hem sömürünün hem de ihanetin ne derece büyük olduğunu göstermektedir. Küreselleşme, özelleştirme, dev kapitalist şirketler yoluyla ekonomimizi kontrolleri altına aldılar.  Ülkelerimize askeri üsler açmak yoluyla nüfuz alalarını daha da pekiştirdiler. Batı kendi beldelerinde birlikler kurarak güçlenmeyi düşünürken, İslam beldelerini her zaman parçalama yoluna gitti. Bizlere bağımsızlık! Kahramanları hediye ettiler.

Bizim bütünlüğümüzü parçaladılar. Birliğimizi ifade eden Hilafeti kaldırdılar. Filistin’de Yahudi işgal devleti kurarak bedenimize bir ur yerleştirdiler. Böylece devamlı kanayan bir yaramız oldu. Bizleri aşırıcılar, muhafazakârlar, ılımlılar, dindarlar olarak sınıflara ayırdı ve çatıştırdı. Ayrıca bu kavramlar ile başka bir şeye daha ulaştılar. Bizler bu ayrımı kabul ettik. Kendimizi bu sıfatlar ile tanımlamaya ve bu kavramlar ile sınıflandırmaya başladık.  İslam ile olan bağımız idealler, gelenekler ve belirli normların ötesine geçip sahih bir bağa ulaşamadı.
 
Kendisiyle hiç savaşmadığımız Avustralya Doğu Timor’u, Çin Orta Asya’nın güneyinde Sincan’ı, Rusya; Kafkasya, Kırım, Kazan diğer birçok İslami beldeyi, Hindistan ise Delhi, Keşmir ve kuzey Hindi işgal etmiş. Fransa, kuzey ve bazı orta Afrika ülkelerini nüfuzu altına aldığı, Amerika’nın ise işgal edip, burnunu sokmadığı hiçbir yer kalmamışken, evet tüm bunlar bizim siyasi, fikri, iktisadi hayatımızın gerçeği iken bundan bir çıkış yolu yok mu?
 
Evet; var. Özelde Türkiye için genelde ise tüm İslami beldeler için bir çıkış yolu var. Bu çözüm siyasi parçalanmışlığımıza son verecek, ekonomik potansiyelimizi sömürüden ve kapitalist manipülasyonlardan kurtaracak, kalkınmamızın fikri ve siyasi alt yapısını hazırlayacak, bölgemizde cereyan eden çatışma alanlarını ortadan kaldıracak, yaşadığımız kardeş kavgalarını nihayetlendirecek Hilafet Nizamının tekrar tesis edilmesidir. Evet Hilafet projesi özelde Türkiye, genel anlamda ise tüm İslam ümmeti için yegane kalkınma projesidir. Artık bunu ciddi bir şekilde konuşmak zorundayız.
 
El A'rac'tan o da Ebu Hüreyre'den rivayetle Nebi (s.a.v) dedi ki: "Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur." (Müslim K. Imara Bab 9 H. No: 1841)   
 
1000
icon
kamuran 7 Temmuz 2020 06:46

Allah razi olsun

0 0 Cevap Yaz
Ferhat 28 Haziran 2020 05:33

Allah razı olsun

0 0 Cevap Yaz

Ahmed Yasin
MALCOM X