KAVVAM NE DEMEK?

Demek ki erkek kadına veli/koruyucu olabildiği gibi İslam’ım ilk yıllarında Hz Hatice annemizin Peygamberimize olduğu gibi  kadın da erkeğe veli/koruyucu olabilmektedir.

2 Ağustos 2020 11:56
A
a

Kavvâmlık, kıyam mastarının mübalağalı ifadesidir. Yani;’’KIYAM ‘’kelimesi ile aynı kökten olan ‘’ KAVVAMUNE – KAVVAMİNE’’, adaleti ayakta tutmak ile ilgilidir.Hakkı ikame etmek için çokça çabalamayı, bu uğurda var gücüyle çalışmayı tazammun etmektedir. Kavvâm, sanki hakkı tutup kaldıran, hakkın ikamesi için bütün kuvvetlerini ve bütün imkânlarını seferber eden kişiyi akla getirmektedir.

Akif’in feryadı da sanki tam olarak budur işte:

“Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım;
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.”
 
Sözlük manası olarak; ‘’bir şeyin üzerinde duran, hakim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen” demek olan kavvamlığa “reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme” manalarını yüklenmiştir. Ayetlerde kavvâmlık ‘Allah için’ ya da ‘Allah adına’ istenmektedir. İnsanlar için ya da gösteriş olsun diye değil. Her işin olduğu gibi, adaleti/hakkı ayakta tutmanın da ölçüsü Allah için olmasıdır. Allah rızasına dayanmayan her iş fasiddir. Kavvâm, bir şeyi ikame eden, isbat edendir. En açıkçası, hakkı ayakta tutmak, hakkı hâkim kılmaktır. Hak ancak müminlerin eliyle ikame edilir. Hakkın hak olduğu, müminlerin yaşayışlarında, ahlak ve muamelelerinde ortaya çıkar. Kâğıt üzerinde ve sözlerde terennüm edilen haktan insanlar pek bir şey anlamazlar.
 
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olunuz; bu takvanın ta kendisidir. Allah'a isyandan sakınınız. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.(Maide 8)

Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutunuz; kendiniz, anne babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Haklarında şahitlik ettikleriniz zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. İğreti arzularınıza uyup adaletten sapmayınız. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğip bükerseniz ya da doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı bilir.(Nisa 135)
 
Her iki ayette de ilk olarak biz müminlere, kavvâmlar olmamız emredilmektedir. Bu iki ayet, mümin bir ferde hitap etmemekte, “kavvâm ol!” emrini tek tek fertlere yöneltmemektedir. Bunun yerine, çoğul olarak müminlere seslenmekte ve “Kavvâm olun!” (kûnû kavvâmîne) buyurmaktadır. Demek ki murad-ı ilahî, bir tek ferdin değil, bütün müminlerin kavvâm olmalarıdır. İslam cemaati bir bütün halinde kavvâm olmalıdır. Yüce İslam’ın hedefinde bütün bir toplum ve bütün bir insanlık bulunmaktadır. İslam’ın hedefi insanlığın ıslahı ve hayrıdır.
 
Bu yoruma muvafık olarak Mevdudi, Nisa 135. ayetin tefsirinde mealen şunları söylemektedir: Sadece adaleti yerine getirmek yetmez. Haksızlığı da ortadan kaldırmak, onun yerine adaleti ve hakkı ikame etmek gerekir. Bunun için adaletin koruyucuları ve şahitleri olmak gerekir. Yeryüzünde adaletin ikamesi, demek ki ancak müminlerin eliyle olacaktır. Demek ki İslam ümmetinin fertlerinin tek tek hakkaniyetli kimseler olmaları yetmemektedir. Ümmet olarak ayrıca, hakkın ikamesi, adaletin sağlanması ve Allah için şahitler olunması için artı bir çaba gösterilmesi gerekmektedir. Bu da, topyekûn Müslümanların hak, adalet, Allah için şahitlik ve Allah için kavvâmlık uğrunda seferber olmalarını gerektirir.
 
Ayetlerin her ikisi de müminlerden adaletle şahitlik etmelerini istemektedir. Şahit, adil olacaktır. Adil olmayan şahitlik zulümdür. Müslüman şahit adil olmuyorsa, laik mahkemelerdeki düzene sitem etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bir şeyi, bir davayı hak ettiği yere koyabilen kişi, adaleti gözetmiştir. Şayet bu şahitliği, en yakın akrabalarının aleyhine de olsa… Diğer türlü şahitlik herkesin harcıdır.

Maide suresinin sekizinci ayeti bütün insanlığın kulağına küpe olacak bir elmas kural öğretmektedir: Bir kavme olan kininiz sakın sizi adaletsizliğe sevk etmesin! ‘Şeneân’ buğuz ve kin anlamına gelmektedir. Kevser suresinde bu kelimeyle, Allah Rasulü’ne kin/düşmanlık besleyen kâfirlere atıf yapılmaktadır.
 
Ayetin bu cümlesi müminlere insafı, vicdanı, merhameti, dürüstlüğü, adaleti, insanlığı, ‘delikanlılığı’ öğretmektedir. Neyi öğretmektedir? Şunu: Bir kişiye ya da topluluğa kin duyuyor olabilirsiniz. Aranızda şu veya bu sebeple bir husumet oluşmuş olabilir. Dikkat edilirse ayet, ‘bir kavme’ duyulan kinin/düşmanlığın sebeplerine v.s. değinmemektedir. Bunu verili bir durum olarak kabul etmektedir. Mademki öyle bir kin/buğuz oluştu, bari hiç değilse, adaletsizlik yapmayın buyurmaktadır. Kininiz/nefretiniz/düşmanlığınız bir ‘seviye’ üzere olsun, belirli bir ilkesi, yaslandığı bir ahlakî değerler silsilesi bulunsun! Şöyle dersek sanırım yanlış yapmış olmayız: Bir grup insana kin duyuyor olabiliriz ama bu gibi hislerimizin de bir sınırı olmalıdır. Hikmet kelimesinin kökü olan ‘ha-ke-me’ ata gem vurmak demektir. Ata gem vuruyoruz ama kendi nefsimize vurmuyoruz, bilakis nefsimiz bize gem vurmaktadır. Hislerimizin İslam’la terbiye edilmesi gerekir, kin duymak serapa mubah bir tavır olamaz. Kinimiz/öfkemiz İslam düşmanlarınadır. Ama işte ayet bir mümin olarak bize emrediyor, diyor ki: Kininizde/öfkenizde haddi aşmayın, adaleti şaşmayın, ölçüsüz tepkiler vermeyin!

Türkçede, “yiğidi öldür hakkını inkâr etme” gibi sözler, adalet ve hakkaniyeti terennüm eden hikmetli ikazlardır.
 
Müslümanın kini/düşmanlığı eften-püften sebeplere dayanamaz. Onun kini sırf Allah rızası için olabilir. Yani Allah’ın dinine yapılan en küçük bir saldırı, Allah adının yüceltilmesi değil de, horlanması müslümanı gayz ve nefrete sürükleyebilir. O durumda da Müslüman yine ölçüyü kaçırmayacaktır. Müslüman, nefsinin kabarma kapasitesine göre, istediği tonda istediği miktarda taşkınlık yapan, kırıp geçiren, ortalığı dağıtan biri değildir. …

Rabbimiz, adil olmak takvaya daha yakındır buyurmaktadır. Takva, adaletli olmaktan geçer. Adaletsiz bir takva olamaz. Hakkaniyet sahibi olmak için adil şahitler olmamız gerekir.
Yeryüzünün direği adalettir desek, abartılı olmaz. Şüphesiz adaletin önkoşulu ‘’tevhid’’dir. Tevhidden neş’et etmeyen adalet, adalet değildir. Yeryüzünde adaletin, hakkaniyetin, adil şahitliğin timsali de müminler topluluğudur. Eğer müminler adil şahitler değil de, zalim yardakçılar olmuşsa, yeryüzünde hangi dürüstlükten, hangi insaftan, hangi merhametten, hangi hayırdan bahsetmek gerekir?
 
Biz inanıyoruz ki, İslam’ın tebliği sadece söz ile değil, belki sözden ziyade, davranışlarımızla, amellerimizle, kısacası yaşamımızla olandır. Kâfirler müminlere bakınca, içinde bulundukları ikiyüzlülük, hak bilmezlik, taraf tutma, adam kayırma, partizanlık, tarafgirlik gibi tutumlarından dolayı yüzleri kızarmalı, utanç duymalı ve müminler gibi olamadıkları için esef duymalıdırlar…
 
Oysa durum böyle midir? Bilakis kâfirler “müslümanım” diyen insanlara bakınca, iyi ki Müslüman değilmişiz diye sevince kapılmaktadırlar. Kâfir öyle bir Müslüman görmelidir ki, Müslüman olmadığı için bir eziklik ve pişmanlık duymalıdır. “İyi ki Müslümanları tanımadan İslam’ı tanımışım!” diyen, gayri Müslimken hidayete ermiş insanların sayısı azımsanmayacak kadardır…
 
Kavramın geçtiği ve fakat İstismar edilen ayetlerden biri de ‘’Erricâlu kavvâmûne ‘alâ annisâ-i’’ yani ‘’Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar’’ diyen Nisa Suresi 34. Ayettir.
’’ Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkar kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür.(Nisa 34)’’

Bazı çevreler bu ifadeye dayanarak kadınların kocalarına karşı mutlak itaat içinde olmaları gerektiğini savunurlar. Kocaya itaat edilecek! Şeyhe itaat edilecek! Mürşide itaat edilecek! … Böyle olunca da sıra bir türlü Allaha ve Resulüne gelemiyor tabi…

Halbu ki burada bir durum tespiti yapılmaktadır.Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar, çünkü; bimâ faddala(A)llâhu ba’dahum ‘alâ ba’din vebimâ enfekû min emvâlihim… Yani, "Allah'ın fazlından onlara daha fazla nimet vermesi ve mallarından (eşleri için) infak etmeleri sebebiyle…"

Görüldüğü üzere kavvam; erkeklerin mallarından eşleri için harcama yapmaları ile ilgili olan bir durumdur, ayetin gerekçesi böyle; Onları koruyup kollamaları, ele güne muhtaç etmemeleri ve -ayetin devamı nedeniyle- nüşuz halinde bile adaleti elden bırakmamaları demek... Ve bu durum erkekler için Nisa 34’te infak ile gerekçelendirilmiştir. Genel bir ilke olarak bildirilmemiştir Oysa ayetin bu kısmı hüküm belirtmez. Buyruk verilmiyor burada, durum tespiti yapılıyor.

Demek ki. Erkekler ve kadınlar için her halükarda geçerli olan evrensel ilke şudur;

‘’Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler.’’ (Tevbe, 9/71)

Demek ki erkek kadına veli/koruyucu olabildiği gibi İslam’ım ilk yıllarında Hz Hatice annemizin Peygamberimize olduğu gibi  kadın da erkeğe veli/koruyucu olabilmektedir.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


MD DİJİTAL