KİMSE KIZMASIN BİZİ ANLATIYORUM-6 (TEPKİSELLİK)

Varlıklarını sadece karşıtlık ve tepkisellik üzerine kuran yapıların tarihsel bir fonksiyon icra etmeleri asla mümkün olmayacaktır. Yani mesele bilinç, özgüven ve özne olmakla ilgili… Tabi yeryüzünde özgürlük, adalet, merhamet ve barışın egemen olması arzu ediliyorsa…

21 Ocak 2021 19:10
A
a

                                                                   

Çağımızın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç şöyle söyler;

“Her zaman sonuçlara karşı mücadele ederek, sebeplere vakit ayıramaz olduk ve biz her zaman geç kalmaktayız.” 

 

Tepkisellik; Bireyin seçim özgürlüğünün dış etmenler tarafından kısıtlanması nedeni ile kaybedilen özgürlüğü yeniden kazanma ve/veya kaybı önleme amaçlı yapılan davranışlardır.Örneğin ağlayarak istediğini yaptıran çocuk, ağlamasına karşın ebeveynler bir eylem yapmıyorsa, çocuk bu davranışını daha da arttırarak amacına ulaşmaya çalışacaktır.

Biz bu yazımızda tepkiselliği;

a)Tepkisizlik(Atalet)

b) Yenilmiş ve ezilmişlik psikolojisinin yol açtığı tepkisellik ve kendini yüceltme pisikolojisi.

c) Asabiye ve taassup kaynaklı ‘’kör’’ tepkisellik olarak ele alacağız İnşallah.

a)Tepkisizlik(Atalet)

Temel kaideleri İman, İmtihan ve Mücadele üzerine bina edilmiş İslam Dininin müntesipleri olarak Müslümanlar son 300 yıldır adeta, yenilgiyi kabul etmiş ve havlu atmak üzere antrönörüne yalvaran gözle bakan bir boksör,ölümü kabul etmiş bir hasta,acı çekmekten hoşlanan bir mazoşist,tembelliğin kitabını yazan bir Oblomov, başkasından medet ummaktan sahip olduğu madenlerin ve potansiyelin farkında olmayan basiretsiz,kör bir aciz,sürekli ağlamayı meslek edinmiş bir mızmız,tarihin öznesi iken nesnesine dönüşmüş bir figüran haline gelmiştir.

‘’Ey Örtüye bürünen Kak ve Uyar!) emrine binaen bütün hayatı sıkıntı,zorluk ve mücadele ile geçen ama üzerine aldığı görev ve sorumluluğu tam olarak yerine getiren bir Peygamberin Ümmeti; İzzet yerine zilleti,Özgürlük yerine esareti, mücadele yerine ataleti,sorumluluk yerine boş vermişliği,çalışmak ve üretmek yerine miskinliği,çare olmak yerine problem olmayı,ilim ve hikmet yerine cehaleti, Ümit yerine yeis ve karamsarlığı,örnek ve öncü olmak yerine taklit ve takip etmeyi kısacası Özne olmak yerine Nesne olmayı tercih etmiştir…

b) Yenilmiş ve ezilmişlik psikolojisinin yol açtığı tepkisellik ve kendini yüceltme

İslami yapıların önemli sorunlarından biri de yenilmiş ve ezilmiş olmanın yol açtığı tepkisellik ve kendini yüceltme duygusudur. Bu durum bir davranış bozukluğudur. Ve maalesef  İslam dünyası bu hastalığa düçar olmuştur. Tarihinde yaşamaya devam etmiş ne var ki günü dizayn edememiştir. Suçu hep başkalarına yüklemiş, zulüm, cinayet ve esaretlerden,açlık,yoksulluk ve yoksunluktan sürekli şikayet etmiş ama gereğini yapmak söz konusu olduğunda sorumluluk almamış,çaba göstermemiş,sadece dua etmekle yetinmiştir.Arabesk Kültürü hakim hale gelmiştir.Müslümanlar maalesef kendilerine anlam ve değer veren Ruh Köklerini kaybetmiş/unutmuş/unutturulmuştur.

İslam dünyası uzun zamandır maalesef çaresizlik, öfke ve tepki üretmektedir. Bunda bahsedildiği üzere İslam dünyasının yenilmişlik duygusunun ve büyük bir çoğunluğunun Batı desteğindeki baskıcı diktatörlüklerin hegemonyası altında yaşıyor olmasının da etkisi var kuşkusuz. Müslümanların tepkisel tutumlarında ön plana çıkan ise Batı ve modernizm eleştirisidir. Bu eleştiri de bilinçli ve bilgiye dayalı olarak değil, sathi ve duygusal bir düzlemde hamasi yaklaşımlarla yapılmaktadır. Bir kısım Müslümanlar ise kendi Medeniyet/ kültürel kodları üzerinde yükselmek yerine Batı karşısındaki eziklik ve kompleksten kaynaklı Batı hayranlığına evrilmiştir. Şurası bir gerçektir ki; 19. ve 20. yüzyıl boyunca sürdürülen bu tepkiselliğin İslam dünyasına her alanda fukaralık dışında bir şey kazandırmadığı bilinmektedir. Hâlbuki “Müslümanların, küresel düzeyde moderniteye cevabı nedir?” sorusunun cevabına odaklanmış olunsa idi bu süre zarfında çok daha fazla yol alma imkânı söz konusu olurdu. Bu konuda Said Halim Paşa özellikle iki anahtar terimin altını çizmiştir. Batı’da kültürün temelinin sosyo-ekonomik, Doğu’da ise sosyo-kültürel olduğu. Said Halim Paşa, Batı’ya karşı duygusal ve hamasi söylem yerine bilgiye dayalı bilinçli bir eleştirel tutum sergilemiştir. 

 

Kendi başına var olamayan, bir tez ortaya koyamayan fikriyat ve yapılar hep kendilerini geçmişlerindeki parlak tarihle ya da bir başka fikre ve nedene bağlı olarak ifade etmeye çalışırlar. Kendini ifade edemeyen,kim olduğu ve hangi öz değerlerden beslendiğinin farkındalığına varamayanlar varlıklarını’’karşı olma’’üzerine bine eder. Yani maalesef Müslümanlar söz konusu olduğunda hep şuna ya da buna karşı çıkan, varlığı adeta karşı çıktığının varlığına endeksli insanların-yapıların akla geliyor olması üzüntü verici bir durumdur. Çarşı her şeye karşı yani…

 

c)Asabiye ve taassup kaynaklı kör tepkisellik.

 

Bir de Irk üstünlüğü, bedevilikten ve kabileci-aşiretçi yapılanma ve hayat tarzından kaynaklanan bir tepkisellik söz konusudur. Burada etkili olan daha çok asabiye ve taassuptur. Meselelere bakış körlemesine,gayet yüzeysel ve derinlikten uzaktır. Bu çerçevede İslam dünyasındaki ilk tepkisel harekete belki de Haricileri örnek vermek mümkündür. Haricilerin çoğunluğu bedevi idi ve aralarında şehirli olan çok az kişi vardı. Haricilerden sonra Müslüman dünyada tepkisel tutumlar devam etmiştir. Arabistan’da ortaya çıkan Vahhâbîlik ve 20. yüzyılda Mısır’da ortaya çıkan et-Tekfîr ve’l-Hicre gibi yapılar da tepkisel hareketlerdir. Bugün İslam dünyasındaki şiddetin de önemli bir kısmı geçmişte olduğu gibi kör bir tepkisellikten kaynaklanmaktadır. Tarih boyunca tepkisel tutum serdetmiş dini yapıların gündemlerini oluşturan konulara bakıldığında genellikle şu kavramlarla karşılaşılmaktadır: Tekfir, Huruc, Teberri, Tevelli, Kebire, İman, Daru'l-İslam ve Daru'l-Küfr, İsti'raz ve siyasi otoriteye isyan gibi meselelerdir.

 

 

Aslında durum Ziya Paşa’nın uzun zaman önce ifade ettiği “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler, kâşâneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm.” tespitine benzemektedir. Ki Mehmet Akif de aynı tespiti yapmış İslam dünyasının içine düştüğü durumu benzer ifadelerle ortaya koymuştur.

 

Sözün Özü: Hamaset, aslında hiçbir zaman gerçekleşmeyecek şeyleri vaat etmektir, sahte umut tüccarlığıdır. Hangi toplum ve kültürde olursa olsun, aşırı duygusallık, tepkisellik yani bir başkası üzerinden kendini tanımlama, popülizm ve hamaset körleşmeye neden olmaktadır. Ayrıca her tepkisel tutum karşıt tepkisel tutumların doğmasına neden olur. 

Duygusallık ve tepkiselliğe dayalı olarak yapılan eleştiri ve söylemlerin gerçekte bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Kimsenin bu türden eleştirileri ciddiye aldığı da yok. 

Varlıklarını sadece karşıtlık ve tepkisellik üzerine kuran yapıların tarihsel bir fonksiyon icra etmeleri asla mümkün olmayacaktır. Yani mesele bilinç, özgüven ve özne olmakla ilgili… Tabi yeryüzünde özgürlük, adalet, merhamet ve barışın egemen olması arzu ediliyorsa…

 

 Yazımıza Yüce Rabbimizin şu ayeti Kerimesiyle son vermek isterim;

‘’Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.’’(Kasas Suresi 5)

 

Şüphesiz Allah doğru söyler.

 

Selametle Kalın.

Aklı Selim,Kalbi Selim,Hissi Selim,Zevki Selim…

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası
Askıda Meal

MD DİJİTAL