KİMSE KIZMASIN KENDİMİZİ ANLATIYORUM 4 (TEMBELLİK 1)

İnsanların tarih boyunca yaşantılarına baktığımızda, bazı kimselerin başarılı ve mutlu olduğunu, bazılarının ise yenilgiye uğrayıp mutsuz olduklarını görürüz. Bu konu üzerinde düşündüğümüzde, ister istemez şu sorularla karşılaşırız: Hayatta başarılı olmanın ya da yenilgiye uğramanın sırrı nedir? Acaba başarılı olmanın ya da başarısızlığın bir sırrı var mıdır?

23 Aralık 2020 13:22
A
a

İslam dünyasının içinde bulunduğu Buhran’ın sebepleri ve çıkış yolları konumuza devam ediyoruz İnşallah…

 

Buhran’ınsebepleri çok çeşitli olmakla beraber biz bunu üç ‘’T’’ olarak formulüze edceğiz.Tembellik,Taklitçilik,Tepkisizlik…

 

Bu günkü yazımızda ‘’Tembellik’’sorununu irdelemeye çalışacağız.

 

Tembellik (ya da üşengeçlik), faaliyet yeteneğine sahip olunmasına rağmen efor sarf etmede isteksizlik halidir. Genellikle küçük düşürücü bir terim olarak kullanılır.Tembellik bir alışkanlıktan öte ruh sağlığı sorunudur. Benlik saygısı olmaması, onaylanma eksikliği, disiplin eksikliği, özgüven eksikliği, etkinlik veya aktivite eksikliği, inanç ve ilgi eksikliği gibi durumlardan kaynaklanır, 

Tembel olma durumu; tembelce davranma, çalışmayı, iş görmeyi sevmeme, çaba göstermekten, sıkıntıya katlanmaktan, kaçma ve vücuttaki herhangi bir organın tıbbî fonksiyonunu yerine getirmede yavaşlık göstermesi manaları için kullanılır.

 

‘’Tembel’’ kelimesi farsçadır. Tembellik kelimesinin Arapça karşılığı "kesel"dir. Tembellik manasında olan "kesel", "kesile" fiilinin masdarıdır. Tembel olan kişi manasındaki "keslân" kelimesi de aynı kökten gelmektedir.Tembellik manasındaki "kesel", önemli kabul edilen konular hususunda ilgisiz ve lakayd davranmak demektir. Bundan dolayı, yerine getirilmesi önemli olan hususların ihmali manasına gelen tembellik kınanmış ve hoş karşılanmamıştır (el-İsfahânî, el-Müfredât fi Caribi'l-Kur'an, İstanbul 1986, 650).

 

Tembellik etkin olmaya karşı gönülsüzlüktür. Bir iş yapabilecekken bundan çekinme, bir uğraş için gayret etmeme ve eyleme geçmeme durumudur. Genellikle yapılması gerekeni yapmayan kişiye yakıştırılan bir sıfattır. Miskinlik, uyuşukluk, haylazlık, aylaklık, avarelik, kaytarıcılık ile yakın anlamdadır. Bütün dinler ve düşünceler tarafından yerilmiş bir davranıştır. Birinin eksikliğini gördüğümüzde “tembel” deriz. Öncelikle belirtmek lazım ki, buradaki tembellik kastımız, yapılması gereken bir şey varken bundan geri durmaktır. Bilinçli bir şekilde dinlenmek ya da öylece durmak tembellik olmayabilir. Gereken eylemi yapmama durumuna tembellik diyebiliriz. Eylemsizlik ile karıştırılmamalı, bir eksiklik ve geri durma davranışı olduğu hatırlanmalıdır. Farklı görüşlere göre her zaman yapacak bir şeyler bulunabilir, ya da yapacak hiçbir şey yoktur. Bunu tembellik kapsamında değil, hayatta ne yapmalı sorusuna bağlayabiliriz.

Olması gerekenden geri durmak, işten el çekmek, görevi aksatmak, ihtiyaç varken hareket etmemek tembellik eylemleridir. Tembellik arzu edilen bir davranış değildir. Ancak sorumluluk duygusu eksik insanlarda sıkça görülür. Bir kaçış yeri olarak çalışmaya tepki biçiminde ortaya çıkar. İnsan görev ahlakı ile hareket ederse tembelliği önleyebilir. Görev ahlakı her işi kendimizinmişçesine yapmak demektir. Çünkü, halihazırda, hayatın böyle bir yanı vardır. Biz hayatın ta kendisiyiz,biz insanlığın ümidiyiz,biz mazlumların beklediğiyiz.

 

Kur'anda uyuşukluk ve üşengeçlik olarak tanımlanmıştır كَسَل (kasal).[13] Tembelliğe karşı ‘’Nefs Cihadı’’ yapılmalıdır yani kişinin kendi egolarına karşı ve kendine karşı mücadele etmesi gerekmektedir.

Tembellik ve tükenmişlik sendromları yaşam(fiziki,ruhsal,düşünsel ve kulluk) kalitesini düşürüyor. Tembelliğe göre daha çok klinik etkiler gösteren tükenmişlik sendromu kişiyi, dünyada hastaneye ahrette de maazallah Cehenneme bile düşürebilir.

Tembellik bir hastalık değil, bir kişilik ya da durumdur. Tembellik sadece hareketsizlik değil aynı zamanda üretime yönelik motivasyonsuzluktur. Bazı kişilik bozukluklarının ve ciddi psikiyatrik hastalıkların belirtileri arasında motivasyon eksikliği var. Bazılarının ise kişiliği böyle. 

 


Tembelliğin belirtileri; hatalar yapma, bazı şeyleri erteleme, işe geç gelme, izinsiz olarak ya da hastalık nedeniyle işe gelmeme, işi bırakma eğilimi, ilişkilerde bozulma, hizmet verilen kişilere karşı alaycı tavır sergileme ve başka şeylerle vakit geçirmedir. 

 

Tembellik obeziteye, obezite fiziksel sorunlara yol açar. Bu, kısır döngü haline gelir ve insanın hayatını zorlaştırır. Tersine, fiziksel yetersizlikler kişiyi daha motivasyonel kılabilir. Sol kolun olmaması, sağ kolun güçlenmesine sebep olur. 

 

Tükenmişlik sendromuyla tembellik arasında ilişki var mıdır ?
 

Hayır yoktur. Tam tersi tükenmişlik sendromu; işlerine son derece bağımlı, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen, mükemmeliyetçi, kendini aşırı derecede zorlayan, baskı altına sokan kişilerde görülür. Ayrıca pedagog, doktor, yönetici gibi insan ilişkileri yoğun ortamlarda çalışanlarda daha sık rastlanır. Tükenmişlik sendromu bir direnme ve çabanın sonuç vermediği algıdır.
 

Duygusal bitkinlik, kronik sinirlilik hali, çabuk öfkelenme, bilişsel becerilerde güçlükler yaşama, hayal kırıklığı, çökkün duygu durum, anksiyete, huzursuzluk, sabırsızlık, benlik saygısında düşme, değersizlik, eleştiriye aşırı duyarlılık, karar vermekte yetersizlik, boşluk ve anlamsızlık hissi, ümitsizlik ortaya çıkar. Tükenmişlik; özellikle birey iyi bir performans gösterdiği halde bu çabasının karşılığında uygun bir ödül alamadığı veya takdir edilmediğinde görülür.

 

TÜKENMiŞLiK SENDROMU EVRELERi

Şevk ve coşku evresi: Hastalığın bu evresinde umut ve ve enerji çok yüksektir. Kişi, gerçekçi olmayan mesleki beklentiler içine girer. Uykusuzluğa ve gergin çalışma ortamlarına karşı üstün bir uyum sağlama çabasındadır.
Durağanlaşma evresi:  Kişinin istek ve umutları azalmaya başlar. Karşılaştığı zorluklardan daha önce rahatsız olmazken bunlar gözüne batmaya başlar. İşinden başka bir şey yapmadığını düşünmeye başlar.
Engellenme evresi: Kişi; insanları, sistemi, olumsuz çalışma koşullarını değiştirmenin ne kadar zor olduğunu anlar. Üç yoldan birini seçmek zorunda kalır. Bu yollar, adaptif savunma ve başa çıkma stratejilerini harekete geçirme, maladaptif savunmalar ve başa çıkma stratejileriyle tükenmişliği ilerletme, durumdan kendini çekme veya kaçınma.
Umursamazlık evresi: Bu evrede duygusal kopmalar yaşanır. Kişi kendini kısırlaştırılmış hisseder ve bir şey üretemez.

Tembel insanlara ruhlarını beslemeyi öğretmeliyiz. Ruh merakla, öğrenmeyle sevgiyle, araştırmayla beslenir. 

 

Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi kim göze alır. Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır. Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri dışarıya taşır ve yuvayı yeni kardeşleri için temizler. Önce vücudunun salgıladığı mikrop öldürücü sıvıyı yuvaya sürer. Ardından da yeni doğan binlerce kardeşleriyle uyum içinde kanatlarını vantilatör gibi çırparak içerdeki kirli havayı dışarıdaki temiz havayla değiştirir. Hayatı yeni başlamıştır ve son nefese değin durmayacak, yavaşlamayacaktır. Kovan içinde veya dışında, ilahi plan kendisine hangi görevi vermişse onu gerçekleştirmek üzere sürekli çalışır. İnsanlara bir kilo bal bırakabilmek için 40 bin kardeşiyle birlikte 6 milyon çiçeği dolaşır. Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi göze alır. Bal arısı çalışkanlığı sayesinde adını tarihe yazdırmış, insanların hayatında yer ve rol edinmiştir. İnsan da benzer biçimde İnşirah suresinin sonundaki ilahi emre tam uysa adı tarihe altın harflerle yazılır. Dertlerden kurtulur, huzur bulur. Başarının efendisi olur. Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek istiyoruz. Bu yolda bize yol ve yordam sunacak eserler arıyoruz. Ancak son zamanlarda televizyonun ve internetin getirdiği eylemsiz, girişimsiz hayalcilikten sıyrılamıyoruz. Hele de anne babalarımız bizi koruyup besledikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrum büyüyoruz.

Derken ergenlik çağı geçiyor ve ansızın yaşadığımızı, omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyoruz. Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz. Alın terinin değerini keşfedemeyenler piyangoyla, at yarışıyla hayata tutunabileceklerini sanıyorlar. Derken akıllı gibi görünerek başta türlü hayalciliklere kapılıyoruz. “Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan” kitapların büyüsüyle bodruma çekilip hayal kurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sanıyoruz. Sihir gibi, hokus pokus yoluyla… Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli, kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Biz böyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor. Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar. Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolapları anlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli, borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsa mutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı. Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor. Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilince soyulduğumuzu anlıyoruz. Bir sır arayana benim verebileceğim sır iki kanattır: Hikmetine uygun şekilde üretmek için çalış ve gerektiği gibi dua et. İste ve hakkıyla çırpın. Dua ve çalışma başarı güvercininin iki kanadıdır. Hayatta yeterince başarılı olabilecek misiniz? İnsanların dünyasına muhteşem katkılar sunabilecek misiniz? İyi şeyler üretmek istemiyorsanız, yeşeren çekirdek olmak istemiyorsunuz demektir. Öyleyse ya ekildiğiniz toprakta, ya da sizi yiyen bir kuşun midesinde çürüyüp yok olursunuz. Değerinizi beslemek istiyorsanız yapacağınız bellidir:

 

-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın. -Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin. -Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır. -Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta… Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır. -Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.
 

-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın. -İlle de işi başkası vermek zorunda değil. Kendinize iş yapın. Siz de bir gün kendi işinize ücret ödeyebilir hale gelirsiniz. -İşleriniz arasında saat başı 5-10 dakika kaslarınızı gevşetmek ve zihninizi boşaltmak için durun. Ancak en iyi dinlenmenin yolunun da farklı biçimde çalışmak olduğunu unutmamalısınız. İnsanı çok çalışmak bir yorarsa, boş oturmak onu yorar. Çalışarak ilerleyeceksiniz ve attığınız her adım sizi yeni bir kapının önüne getirecek. Siz ilerledikçe yeni yollar açılacak. Çalışmaya alışmanızın sonunda, -Akşamınıza gönül huzuru içerisinde uyumaya hazır ulaşacaksınız. -O günkü iş ve üretim hâsılanız kalbinizi coşturacak. -Yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin evrende varlık, etki ve iz oluşturmanın değerini kavrayacaksınız. -Sevilen meşguliyetlerle en ciddi hastalıkların bile iyileşebildiğini fark edeceksiniz. -Vücudunuzdan toksinleri, zihninizden düşünce virüslerini atmış olacaksınız. -Basit kafalarla ve dedikodularla kıvranan doyumsuz ve tatminsiz insanlarla aranızda uçurumlar oluşacak. -Üretiminiz ve birikiminiz hızla artacak, başarınız geometrik katlanacak. -Varlığınız insanlığa rahmet olacak ve vesilenizle çok sayıda insanın ıstırabı dinecek. Edison'a başarısının sırrını sormuşlar da yüzde birini zekâyla, yüzde doksan dokuzunu çalışmayla ilişkilendirmiş. Çalışmaya köle olan başarıya sultan olur. İşte başarının sırrını açıklayan o ayet: “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur'an: İnşirah, 7-8) Çalışmanın coşkusunu keşfetmek muhteşem bir ilahi lütuftur. Şükürsüz gönüller çalışmaktaki lezzetleri tadamıyorlar. Herkesin çalışmanın coşkusunu keşfetmesini dilerim.

Dünyada en büyük inkılabı gerçekleştirmiş olan Hz. Peygamber (s.a.v.) başarının sırrını şu veciz kelimelerle ifade buyurmuştur: “Hepsinde hayır olmakla beraber Allah katında kuvvetli mümin zayıf müminden daha değerlidir. Sana faydalı olan şeyi gerçekleştirmede ısrarlı ol, âcizlik getirme. Neticede başarısız olursan şöyle söyle: “Kader böyleymiş, Allahın dilediği olur.” Sakın keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı deme. Çünkü keşke sözü şeytan işine kapı açar. (İbni Mâce, Hadis no: 4168)

Başarılı olmak için azim ve ısrar şarttır. Arapların şöyle güzel bir sözü vardır: “Peşinde takipcisi olan hiç bir hak zayi olmaz.” Bizim görevimiz gayret ve takiptir. Başarıyı sağlayacak olan Allah'tır. Onun için: Gayret bizden tevfik (başarı) Allah'tandır, denir. Sebeplere yapışmadan, eldeki güç ve imkanları seferber etmeden başarı beklemek Sünnetullah’a aykırıdır. Neticede elbette Allah'ın dediği olur, fakat başlangıçta kulun azim, irade ve ısrarı şarttır. Müslümanlar genellikle inşallah, maşallah kelimelerini, yapmak niyetinde olmadıkları işler için kullanırlar. Bir şey yapmadığı halde yapacakmış gözükmek ve işi doğrudan Allah’a havale etmek en hafif tabirle insanlara ve Allah’a karşı saygısızlıktır.

Hz. Ömer, bir konuda birisine görüşünü sordu. O da; Allah bilir, deyince Ömer kızdı ve; "Ahmak herif! Allah’ın daha iyi bildiğini ben de biliyorum, fakat ben sana senin ne bildiğini soruyorum," dedi. Önce azmedip sonra tevekkül etmek Kur’an'ın emridir. İnsan her teşebbüsünde başarılı olmayabilir. Çünkü mutlak başarı Allah’a aittir. Bir işte başarılı olamadım diye azmi elden bırakmak, gereksiz pişmanlık göstermek, faydasız gerekçeler ileri sürmek insanı güçsüz ve moralsiz kılar. Yüce Allah insanı başaramadığı için değil, başarmak için teşebbüs, azim ve gayret göstermediği için hesaba çeker. Kadere inanan kederden emin olur.

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) iki kişinin dâvasına baktı. Dâvayı kaybeden zat: Hasbiyallah ve ni’me’l-veki’l (Allah bana yeter. O ne güzel vekildir) dedi. Rasûlullah bunun üzerine: O zatı bana çağırın buyurdu ve ne söylediğini sordu. O zat da: Hasbiyallah ve ni’me’l-veki’l dediğini söyledi. Bunun üzerine Allah Rasûlü: Allah acizliği sevmez, kınar. Senin görevin gayret göstermen, akıllı davranmandır. Elinden geleni ortaya koyduğun halde işin altından kalkamazsan o takdirde: Hasbiyallah ve ni’me’l-veki’l, dersin. (Nesâi, Amelü’l yevm ve’l leyle. Hadis no: 625)

Kadere inanmak insanı güçlü ve cesur kılar. Mümin neticeye razı olur, kusuru varsa tekrarlamaz, yoksa; böylesi hayırlıdır. Bizim hayır sandığımız belki de şer olabilir, şer sandığımız da belki hayır olabilir. Biz bilmeyiz, Rabbimiz bilir, der ve teselli olur. Bir sonraki iş için gücünü moralini kaybetmez, her işe aynı azim ve gayretle girişir. İşlerin önceden Allah tarafından planlanmış olması insanı büsbütün devreden çıkarmaz. İnsan olarak görevi tam yaptıktan sonra başarılı olmak ve olmamak, neticeyi Allah’tan bilmek şımarma ve üzülmeyi ortadan kaldırır.

Nitekim yüce Mevla şöyle buyurmuştur. “Ne yerde ne de kendi nefislerinizde meydana gelen hiç bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapda yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah için çok kolaydır. Öyle ki bu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verdiğine şımarmayasınız diyedir. Çünkü Allah kendini beğenip övünen kimseleri sevmez.” (Hadid, 22-23)

Yüce Allah olacak olan her şeyi vukuundan önce bilir. Vakti gelince de her şey meydana gelir. Buna kader denir. Bu Allah’ın programıdır. Kaderin tersi olmaz. İnsan buna inanırsa bir şeyin olup olmamasına, neden şöyle veya böyle olduğuna üzülmez. Her şeyi Allah’a havale eder. Aksi halde neden böyle oldu, keşke şöyle olsaydı demek insanı bunalıma sürükler.

Başarıya sevinmemek başarısızlığa üzülmemek insanın elinde değildir. Ayette geçen üzüntü ve sevinme, ölçüsüz olan üzüntü ve sevinmedir. Aşırı üzüntü bunalıma aşırı sevinme şımarıklık ve gurura sevkeder.

 

İbni Abbas hazretlerinden şöyle bir söz nakledilir. “Sevinmeyen, üzülmeyen kimse yoktur. Önemli olan kişinin başına gelen musibete sabır, hayrı da şükürle karşılamalıdır.” (İbni Kesir, 4/177) Ayrıca bu dünya da, fırtına, yangın, sel ve deprem gibi insan iradesi dışında cereyan eden olaylar vardır. Kula düşen bunlar için üzülmek değil sabretmek ve tedbir almaktır.

Başarılı olmanın bir sırrı da yapabileceğin işi yapmak, kendi imkanlarınla yola çıkmaktır. Sırf başkalarının desteğine güvenerek yola çıkanlar genellikle hayal kırıklığına uğrarlar. Bu konuda pek çok ata sözü vardır. Bir arap ata sözü şöyledir: “Kendi vücudunu kendi tırnağın gibi güzel kaşıyan olmaz.” Türkçemizde “Elden gelen övün olmaz, olsada vaktinde gelmez.” “Kurda neden ensen kalın demişler, o da; kendi işimi kendim yapıyorum” demiş.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir zat gelmiş ve “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni bilgilendir, fakat kısa ve öz olsun," dedi. Rasûlullah da: Namaz kıldığın zaman, son namazınmış gibi kıl, özür dileyeceğin sözü söyleme, insanların elindekilere ümit bağlama” (İbni Mace, Hadis no: 4171)
Tarihte büyük işler başarmış insanlar baştaki hadis-i şerifin ruhuna göre hareket etmiş kişilerdir. Kaybettiklerinin yasını tutan, kazandıklarıyla şımaranlar kendilerine de toplumlarına da daima zararlı olmuşlardır. Geriye sadece ders almak için bakmak ve büyük hedefler için daima plan ve proğramlar yapmak, önce Allah'a sonra kendi imkanlarına güvenmek başarının en önemli anahtarıdır.

Başta Hz. Peygamber efendimiz olmak üzere bütün peygamberlerin hayatları büyük zorluk ve engellerle doludur. En büyük sıkıntılarla, komplo ve ölüm tehditleriyle karşılaştıkları halde davalarında direnmişler ve Allah’ın da yardımıyla başarmışlardır.

Başarılı olmak için baştaki hadis-i şerifin mesajını şöyle özetleyebiliriz: Öncelikle müslümana güçlü olmak yakışır. Güçlü olmak için de faydalı bir işi başarmada ısrarlı olmak, acze düşmemek, her şeye rağmen bir iş başarılamazsa kadere inanarak zaaf ve bitkinlik göstermemek, gereksiz pişmaklık ifade ve tavırlarından uzak durmak, yeni bir azim ve iradeyle yeni işlere koyulmak gerekir. Son söz: Gayret bizden başarı Allah'tan.

 

Başarının sırrına vâkıf olup mutluluk anahtarını elde edebilen bir kimse, sürekli işkazançlı olur. Bu yüzden herkes, ister hayatın doruğuna doğru yükselme aşamasında olan gençler, isterse hayatın zirvesinden iniş döneminde olan yaşlılar, mutluluk ve başarının sırrını aramaktadırlar.

İnsanların tarih boyunca yaşantılarına baktığımızda, bazı kimselerin başarılı ve mutlu olduğunu, bazılarının ise yenilgiye uğrayıp mutsuz olduklarını görürüz. Bu konu üzerinde düşündüğümüzde, ister istemez şu sorularla karşılaşırız:

Hayatta başarılı olmanın ya da yenilgiye uğramanın sırrı nedir?
Acaba başarılı olmanın ya da başarısızlığın bir sırrı var mıdır?

Yoksa, başarılı olup mutluluğu yakalamak veya yenilgiye uğrayıp mutsuzluğa duçar olmak, tamamen bir şans ve rastlantı eseri midir?

 

Bu sorularınızın cevabı da gelecek yazımıza kalsın.Selametle Kalın.

 

Aklı Selim,Kalbi Selim,Hissi Selim,Zevki Selim.
 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası
Askıda Meal