Kokuşmuş Sistemlerin Çemberinde İnsan

Bundan dolayıdır ki Farabi, İbn Rüşd, Sokrates ve Aristo gibi önde gelen antik Yunan ve İslâm filozofları demokratik rejimi kokuşmuş rejimler arasında değerlendirmektedir. Bu iddiasını dile getirdikten sonra İslâm filozofu İbn Rüşd, insan fıtratına en yakın ve en faydalı rejimin şer'i rejim olabileceğini söylemiştir.

10 Kasım 2020 18:44
A
a
Uyuşturucu, morfin, eroin ve insanın fizyolojisini altüst eden birçok madde son çeyrek asırda özellikle tüm toplumlarda küresel güçler tarafından yaygınlaştırılması için müthiş bir çaba harcanmakta. 
 
Bu yaygınlaştırmanın kolay oluşunun en temeline inecek olursak elbette kokuşmuş ve çürümüş sistemler arasında değerlendirilen demokrasi, laiklik ve cumhuriyet rejimlerinin algıya, manipülasyon ve dezaformasyona açık oluşundan başka birşeyle izah edilemez. Zira otoriter rejimlerde manipülasyon daha az olurken, demokratik rejimlerde küresel güçler kafasına göre at koşturabildikleri için denetlenebilirlikleri daha az olmaktadır. 
 
Bundan dolayıdır ki Farabi, İbn Rüşd, Sokrates ve Aristo gibi önde gelen antik Yunan ve İslâm filozofları demokratik rejimi kokuşmuş rejimler arasında değerlendirmektedir. Bu iddiasını dile getirdikten sonra İslâm filozofu İbn Rüşd, insan fıtratına en yakın ve en faydalı rejimin şer'i rejim olabileceğini söylemiştir. 
 
Uyuşturucu derken, sadece fiziksel uyuşturucuyu mu konuşmalıyız? Yani kendinden geçmek için, acılarını bir nebze olsun o anlığına unutmak için kendini avutarak madde kullanan, içki içip sarhoş olan, özetle envai uyuşturu maddelerini kullanan insanlar elbette az değil. 
 
Fakat insanı ahlâksızlığa ve kötü maddeleri kullanmaya dûçar eden etkenin toplumsal sebebinin bidayetinde evvela ailesi tarafından gerektiği gibi yetiştirilemeyen, sevgiden mahrum bırakılan, çevresi tarafından dışlanan ve aradığı şeyi etrafında bulamayıp yalnızlaşmanın müsebbib olduğunu görebiliyoruz.  
 
Sistemin müfredatında dinin kültür, ahlâkın da bilgi olarak telakki edilip bu minvalde öğretmeye ve eğitmeye değil ezbere dayalı enjekte ediliyor olması da ailesi tarafından dışlanan çocuğun okulda fıtratına uygun bir eğitim görememesinin fıtrat gereği içindeki boşluğu maddelerde ve geçici hazlarda aramasının etkenleri arasında yer alıyor.
 
Mevcut demokratik yönetimler insan fıtratından uzak bir anlayış sergilediği içindir ki fıtratından uzaklaşan insanlar kendisini yetiştiren sistemle yeniden bağrından çıktığı topluma düşman bir anlayışla yetişebiliyor. Diğer bir deyişle, içinde yetiştiği toplumla taban tabana zıt bir zihin yapısıyla kodlanıyor.
 
Dolayısıyla toplumuna zihinsel anlamda yabancı olan eğitimciler ve idareciler içinde bulunduğu toplumu bu sefer yabancı bir zihin yapısına göre yetiştirme ve yönetme çabasına girişiyor. 
 
Uyuşturucu derken sadece fizyolojiyi uyuşturan maddeleri mi konuşacağız peki? Aslında uyuşturucu madde kullanımı tehlikenin son aşaması. Temelde, insanı fıtratına yabancılaştıran etkenlerin en temelinde farklı problemler de mevcut. Örneğin teknolojiyi de bunun içine ekleyebiliriz.  
 
Televizyonlar ve bilgisayarlar/sosyal medya aracılığıyla insanlar ve báhusus gençlerimiz zihnen mankurtlaştırılıp uyuşturuluyor. Belki madde kullanan bir genç tedaviye tabi tutulduğu vakit kendine gelebilecekken zihnen mankurtlaştırılıp koyun hâline gelen insanlar çoğaldıkça etkisiz/tepkisiz insan sürüleri ortaya çıkıyor. 
 
 
Aile etkeni, toplumsal etkenler, rejimin manipülasyona açık olması dedik. Bunun yanına bir de doğallıktan uzaklaşmayı ekleyebiliriz; insanlar son 2 asırdır köy hayatından kent hayatına göç etmeye başladığı günden beridir ve bilhassa sanayileşme sonrasına tekabül eden dönemde artık her şeyin yapay bir hâl aldığını görüyoruz. 
 
Artık insanlar yiyeceklerin doğal olanını değil hazır olanını tercih ediyor. Yani insanlarımız her yönden kuşatılmakla karşı karşıya.
 
 Televizyonla ve sosyal medya ile gözler ve zihinler dümûra uğrarken maddesel uyuşturucularla fizikler akıl tamamen devre dışı bıraktırılırken; kullanılan hazır yiyecekler sebebiyle de her yönden koyunlaşma sürecine giren tepkisiz insan yığınları oluşuyor. 
 
Çünkü hazır yiyeceklerin içerisine sokulan öyle tehlikeli maddeler var ki her bir insan onları her gün azar azar tüketirken aslında kendisi tükeniyor da farkında değil. Azar azar tüketerek vücuduna enjekte ettiği o uyuşturucu maddeleri bir süre sonra ciddi anlamda fizyolojisinde yer edinince artık neyin zararlı beyin faydalı olduğunu kestiremiyor. 
 
Hulâsa; bugün insanlık her yönden kuşatılmış durumda. 'nereden geldim? Neden geldim? Nereye gidiyorum? Beni yaratan kim? Bu dünyada ne işim var? Kime hesap vereceğim?' sorularını zihninden geçirmemesi için her taraftan saldırıya maruz kalıyor. 
 
Batı dünyası kendi gençlerini ve ailesini paramparça edip kafası kopmuş tavuk gibi sağa sola savrulan bir toplum meydana getirdikten sonra diğer toplumları da aynı seviyeye çekmek için bir takım projelerle girip istediğini cebren yaptırmaya çalışıyor. Kimileri de gönülden kabul ediyor. Örneğin Ortadoğu'ya silahla topla tüfekle askerle girerken Türkiye gibi manipülasyona çok fazla açık olan ülkelere cumhuriyet kurulduğu günlerde olduğu gibi şuanda da bir takım proje ve anlaşmalarla girerek toplumun yaşam standardını ve giyim kuşamını ve alışkanlıklarını kendi istediği minvalde uyarlamaya çalışıyor. İstanbul sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve cedaw gibi projeler son 50 senelik projelerin en tepesinde yer almaktadır.
 
Sözde kadını ve aileyi koruduğu iddia edilen bu projelerin 'en iyi' uygulandığı ülkeler; en fazla intihar vakalarının görüldüğü, en fazla tecavüz, taciz ve uyuşturucu maddelerinin en yüksek olduğu ülkelerdir aynı zamanda. 
 
Bize örnek gösterilen batı toplumu kendi ailesini ve gençliğini zaten kaybetmiş ve bitirmiş durumda. 
 
Bizi de her yönden aynı seviyeye çekmenin peşindeler şimdi. 
 
O yüzden Hz.Musa gibi firavuna baş kaldırıp tahtını sarsacak gençlerin yeniden dirilişe geçmemeleri için türlü entrikalarla zihinleri dümura uğratmaya çabalıyorlar, çabalayacaklar da.. 
 
Yeniden başa ve esas konumuza dönecek olursak her türlü uyuşturucu illetinden gençlerimizi korumamız ve bunlara dair musbet çalışmalar yapılması gerektiği elzemdir.
 
 Problemin temeli rejimdir, bataklık rejimin ta kendisidir. Bataklik var olduğu müddetçe pislikler yaymaya devam edecektir. İnsanın temelden nefsi emmaresini yani terbiye edilmemiş nefsini terbiye etme metodu ve irade terbiyesi metodu eğitim müfredatına en temelden sokulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Peygamberimiz 'kendini bilen Rabbini bilir' buyurarak kendimizi bilmemizin Rabbimizi de bilmeye götüreceğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla en temelden evvela insanın kendini tanıması için çaba verilmesi gerekiyor.
 
 Rabbim en kısa sürede insan fıtratına ters olan bu rejimi kaldırıp fıtratımıza paralel bir sistem kurulduğunu görmeyi bizlere nasip etsin.
 
1000
icon
Adem boyacı 20 Kasım 2020 18:32

Harun bey kardeşim açıklayıcı güzel bir makale olmuş Allah gayretlerini artırsın

0 0 Cevap Yaz
Hasan 10 Kasım 2020 20:47

Ne yazık ki bizlere telefona baktığımız kadar kurana bakmıyoruz ne yazık ki bize Resulullah var iken başkasının peşinden gidiyoruz

0 2 Cevap Yaz
Paragraf Soru Bankası