MEANAD MASKESİ

Gönüllere sultan olmak için Yusuf’un kuyusuna atılmak, Nefsin tüm denizlerini aşmak için Musa’nın Asa’sına sarılmak, İnsanları esir alan tüm putları parçalamak için İbrahim’in Baltası ‘nısallamak, kalbimdeki tüm kirlerden arınmak ve çöle inen nurun kalbime de inmesi için ; Nuh’un Tufan’ını istiyorum…

6 Haziran 2020 17:42
A
a
Bir adam , dağınık,yeşil çuhalı bir masa.Boş bir çay bardağı,buruşturulmuş bir sigara paketi…

Dirseğine dayanarak, oradan o yeşil renkli çulha masadan insanların hareket etmekten başka bir şey yapmadığı boş meydana baktı. Yarasa gibi kanat çırpıyorlar, benim aradığım gibi bir şey arıyorlar, benim beklediğim gibi bekliyorlar ama aramızda tuhaf bir boşluk var.
Kaldırıyor gözlerini; Kararmış bir şehir ve sipsivri minareleri camilerin. Küçük bir çocuk ve genç bir kadının gözleri… Birazcık umut , çokça;  öfke, isyan, çaresizlik.

Kapatıyor gözlerini;  Ekşimsi badana kokuyor duvarlar. Gölgemsi adamlar geçiyor önünden, solgun yüzlü bitkin adamlar fışkırıyor her yandan, kurulu bir maket gibi yürüyorlar hedefsizce… Aylak aylak gezen ama bitkin yürüyüşleri olan kılıksız tipler çıkıyor yan sokaktan.

Toplum içindeyken manevi olarak ruhsuz yani duygusuz ve ölü olduğunu saklamak için, yapay bir gülümseme ve heyecanla abartılı ve eğreti bir gösteri yapıyorlar.Adeta  beni asla gerçekten tanıyamayacaksınız,kim sırrımla ilgili bir şey biliyor ki diye haykırıyor. Bu yaşayan ölülerin Suratlarındaki  ‘’Meanad Maskesi’’ni  kazısanız altından solgun ve bitkin boş gözlerle bakan bir robot çıkacak. Tekrar eden rutin hayat içindeki tüm heyecanları, sevgileri, aşkları eritiyor gün be gün. Ah tekerrür nasılda tutkuları tekdüzeleştirip sıradanlaştırıyor…

Bu telaşla koşuşturan insan kalabalığında amaçsızca süreklenişte ilginç ve sizi kendisine çeken bir şey var. Kanınız bu ruhsuz, kaba, tiksinç, alelade, kibirle fokurdayan insan kitlesinin içinde kaynıyor.Tüm duygular,insan nefesleri,toz,ter ve sigara dumanının bu uçuk dumanlı berbat kokusuyla bütünleşiyor.

Ben de böyle mi olmalıyım? Gözleri  ümitten ve neşeden yoksun. Az kullanılmış sevgileri ve hiç kullanmadıkları şefkatleri, saman alevi öfkeleri, adeta unutulmuş varlıklarıyla ekşimsi badana kokulu odalarda çalışan, oturan, uyuyan, yaşam süren bir ölü gibi…

Dik başlıydı adam, gururluydu. Pek konuşmazdı ama iyi adamdı. Ama karışmamalıydı o işlere…

Bu kadar isyankar olmasaydı keşke. Hem insan hareketlerini ortama göre, şartlarına ve adamına göre ayarlamalı öyle değil mi ?  Zaman sana uymazsa sen zamana uy değil mi ? Her dönemin adamı olmak lazım bu devirde yoksa Maazallah perişan olusun bu zamanda , aç ve açıkta kalırsın.
Bir bozuk plak çalıyor sanki beyninde. Elleri titriyor, korkuyor, birazdan ter basacak belli ki.Üzerine dökülen sigara küllerini silkeliyor.Silkeleniyor…
 
  • Her bir ses içime saplanıyor, tekrar tekrar titreşerek şakaklarımda zonkluyor.Her bakışı,her dokunuşu fevkalade uyarılan sinirlerimde bir deniz tutması gibi hissediyorum ve bunların hepsi hezeyanlı bir bağlantılar zinciri içerisinde oluyor.Açıklaması zor ama her an yüreğimin kazanını patlatan baskıdan kaçabilmek için yarışan çarklarla çalışan bir makine gibi bir ses, gürültü ve duygularla aşırı ısınma ve dolup taşma gibi bir his.Parmak uçlarım bükülüyor,şakaklarım zonkluyor,ısınmış kan boğazımı tıkıyor ve hızla beynime yükseliyor.Uzun yıllar boyunca süregelen uyuşukluktan sonra aniden gücümü ve takatimi emen bir ateşe dalıyorum.Kendimi, bir kelimeyle, bir bakışla, bir tefekkürle açmalı, derdimi dökmeli, düşüncelerimi dışa vurmalı, çözülmeli/çözümlemeliyim…
     
O  80-90 lı yıllardaki adamla aynı kişi değilim artık. O zamanlar olduğum adamdan oldukça uzağım şimdi. Bitkin, yorgun, kırgın… Yaşadıklarıma bakarak bu yabancıya hayranlık ve hasret içinde bakıyorum, O’nu hem özünü bildiğim hem de samimiyetine inandığım cesur, tavizsiz, fedakar bir dava adamı olarak tarif edebilirim ama ben o ben değilim. Bir zamanlar benim bir parçam olan o kişi hakkında konuşabilir, onu suçlayabilir, kınayabilir, hor ve hakir görebilirim. Ama bunun için geçerli tek bir neden bulamayacağım bundan eminim…
 
Yağmur yağmaya başlıyor.

Vurulmuş adamlar koşuşturuyor sokakta ve damarlarında donmuş kanları. Uykuları,sevinçleri,kinleri göz kapaklarında gizli.Şemsiyeleri yok ve ıslanıyorlar.Yağmurlardan önce eser rüzgarlar ve şafağa özgü bilinir kırmızılık.Oysa kan da kırmızı…
Islanıyor sokaklarda vurulmuş adamlar, rengini değiştiriyor kan. Asfalt siyaha, ışıklar beyaza dönüyor, her şey aslına rücu ediyor. Aniden ölçülemez berraklıkta bir aydınlanmayla doluyor adam.

 
  • Bu tarifsiz duyguyu nasıl izah edebilirim ki? Soğuk, kara şehir eridi gitti. Gürültülü, telaşlı, kasvetli ve fakat anlamsız ve ruhsuz yalnızlık sona erdi. San ki; Boşa geçmiş olan bu fetret dönemi anıları bir anda gözümde canlandı ve bir barajın arkasında bastırılmış su gibi içimde inşa edilen her şey patlatıyor içimdeki barajı.

Resmi kayıtlara ‘’Anarşist’’ olarak geçeceğini bile bile, kesin bir sonuç alınamayacağını bile bile, kasten unutulmuşluğun, terk edilmişliğin, horlanmışlığın, yok sayılmışlığın, ezik ruhların, silik ve sinmiş şahsiyetlerin ancak esaslı bir direniş ve başkaldırışla yok edilebileceğini insanlara kabul ettirmek gerçekten çok zor…
  • Kendimi ; ‘’Yaşam süren leş’’ olmaktan kurtarmam gerektiği hissiyle irkildim. Denizin ortasında susuzluktan ölmek üzere olan bir adam gibiyim sanki. Bu yüzdendir ki garson gelene kadar masanın üzerindeki kırmızı lekeleri sayarak bir zamanlar özgür ama şimdilerde acı çeken biri olarak oturmaya devam ettim…
Bir müddet sonra garsona sesleniyor hesabı ödemek için gelmiyor garson, çay tabağının kenarına birkaç bozuk para bırakıyor ve kalkıyor. Hava kararmaya yüz tutmuş akşam çok yakın. Küçük bir mahşer sanki kaldırımlar. Kösele ayakkabılarının topuklarından çıkan seslerde ezanları, şarkıları, küfürleri ve duaları duyuyor... Harç parasını çıkarmak için, telleri kopmuş gitarıyla kuytu bir köşede müzik yapan gençleri görüyor. Yürümekse evet hareket ediyor ayakları, yaşamaksa evet işte nefes alıyor…

Hafif sisli, yağmurlu ve gök şarkılı bu akşam vaktinde yağmurdan ıslanmaya aldırış etmeyen adamın yüreği ışıyor ve bağırıyor.
  • Öyle değil ve ben hiç pişman değilim. Bir şeylere inanıyor ve acısını çekiyorum. Bu beni olgunlaştırıyor ve insan kılıyor. Bana elbirliği ile dayatmaya çalıştığınız hayatı reddediyorum…
 
Tanıdık tanımadık herkesin koluna yapışıyor ve şöyle söylüyor;
 
  •  Kendinizi açmanız yeterlidir ve kalbinizdeki  coşku,sevgi ve merhamet bulaşıcıdır   bir insandan diğerine geçer. Bir şelale gibi çağlar,yükseklerden aşağıya,derinliklere düşer,sonra tekrar sonsuzluğa yükselir…
 
Bu yağmurun hiç bitmemesini istiyorum. Kuşların özgürce uçmasını, taç yaprakları aşağıya doğru eğilmiş güllerin açmasını, kıvırcık siyah saçlı ‘’zenci’’ çocuklarının (dünyanın tüm çocuklarının) tüm zincirlerinden kurtularak koştuklarını görmek istiyorum…
 
Gönüllere sultan olmak için Yusuf’un kuyusuna atılmak, Nefsin tüm denizlerini aşmak için Musa’nın Asa’sına sarılmak, İnsanları esir alan tüm putları parçalamak için İbrahim’in Baltası ‘nısallamak, kalbimdeki tüm kirlerden arınmak ve çöle inen nurun kalbime de inmesi için ; Nuh’un Tufan’ını istiyorum…

Ben tufanı kalbimde istiyorum…
 
Selametle Kalın.
Aklı Selim, Kalbi Selim, Hissi Selim, Zevki Selim…
 
Not; Meanad Maskesi; Gaziantep’teki dünyanın en büyük mozaik müzesi, Zeugma Arkeoloji Müzesi’nde bulunan muhteşem ‘’Çingene Kızı’’ mozaiğinin bir parçası…
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


Ahmed Yasin
MALCOM X