Modernist İslamcılar/Kur'an'cılar ve İstanbul Sözleşmesi

Hulasa edecek olursak modernist İslâmcılar kendini Kur’an’cı olarak nitelendirmesine rağmen İstanbul Sözleşmesi’ne Kur’an perspektifinden yaklaşarak eleştirel bir yorum getirme gayretine hiç girmediler. Aksine Kur’an’ı kenara bırakarak seküler kafa yapısıyla hareket edip sözleşmeyi müdafaa etme gayretine girdiler. 

6 Ocak 2021 12:06
A
a

İstanbul Sözleşmesi meselesi üzerine uzun süredir hemhâl oluşumdan ötürü birçok kesimin bu konudaki tavrını, duruşunu ve kendini konumlandırdığı saiklerin zihinsel kodlarını iyi çözümleme fırsatım oldu. Bundan dolayı Feministleri, Modernist (Mealist ve Kurâncı) İslâmcıları ve Muhafazakarların İstanbul Sözleşmesi konusunda duruşlarının sebeplerini irdeleyeceğim bu 3 serilik yazımın ilkinde Modernist İslâmcıları ele almayı uygun gördüm.

Evvela şunu net olarak söyleyebilirim; içinde bulunduğumuz şu dönemde insanları İstanbul Sözleşmesini Savunanlar ve Reddedenler olarak ikiye ayırmak pekala mümkündür.
Fakat bu sözleşme öylesine girift ve karmaşık ki tek başına okuma yapacak birisinin anlaması bihayli mümkün.
Çünkü okumak isteyen kişi daha okumaya başlamadan evvel algı manipülatörlerinin medyatik sihirbazlığına ve dezanforme edilmiş enformasyon bilgi yığınına maruz kaldığı içindir ki okumaya başladığı metni evvela maruz kaldığı ideolojik zemine dayanarak okuyor.
Diyeceksiniz ki İstanbul Sözleşmesi ideolojik bakış açısından yada dinî bir bakış açısından soyutlanarak okunabilirmi? Elbette hayır.

 Çünkü sözleşmenin bizatihi kendisi bir ideolojik zemine dayandığından dolayı, onu okuyan kişi de kendini konumlandırdığı çerçevede ele almak, yorumlamak ve duruşunu ona göre belirlemek mecburiyetindedir.

Peki İstanbul Sözleşmesinin dayandığı zihinsel kodlar dinî mi ideolojik mi? Net olarak diyebilirim ki salt ideolojik zemine dayanmaktadır, dinle bir alakası kesinlikle yoktur: zira son bir asırdır ateist aydınlanma felsefesini yoğun bir şekilde yaşayan batı hümanizm, nihilizm, materyalizm, pozitivizm, oryantalizm ve daha birçok felsefî ve akademik argümanların daha ötesine geçerek insanın yerine makinenin, her türlü doğallığın yerine yapaylığın yerini alacağı transhümanist ve posthümanist bir çağa geçişte, insanüstü varlıkların var edilerek insanı, yine insanın ürettiği makinelere hapsetmeye gayesini gerçekleştirme sürecinde insanları bu sisteme razı edebilmek için bazı anlaşılması çok çok zor olan sözleşmeler vesilesiyle insanları kendine itaat ettirebilecekti: kendi öz benliğinden, fıtratından, cinsiyetinden ve içinde bulunduğu çevreden ve her türlü dinî anlayıştan soyutlayarak ‘’nötr’’ bir insan profili bunun için biçilmiş kaftan olabilirdi.

İstanbul Sözleşmesinin ideolojik arka planını anlamakla mudrik olabilmek için bir Müslüman ancak dininin temel esasları olan ‘Kur’an ve Sünnet’ eksenli bakmak zorundadır.

Son bir asırlık yenilmişlik kompleksinin getirdiği eziklik duygusu bazı Müslümanları ‘batıdan gelen her şeyi alalım! Tekniklerini de her türlü toplumsal yasalarını da alalım!’ anlayışına sevk etti.

Bu elzem olan kısa girizgahtan sonra sözü çok da fazla uzatmadan ülkemizdeki modernistlere getirmek istiyorum: Ülkemizin  kendini ‘Kur’an’cı’ ve ‘Mealist’ ve ‘Mezhep karşıtı’ olarak nitelendiren  modernist anlayışına sahip olan kesimi İstanbul Sözleşmesi konusunda sınıfta kaldılar. İstanbul Sözleşmesi’nin Kur’an’a aykırılığı noktasında modernistlerin düştüğü çıkmaz ve açmazlara değinmeye gerek bile görmüyorum. Belki bu husus farklı bir başlıkta ele alınabilir. Zaten kitabımızda bunun İslâm’a olan aykırılığını uzun uzadıya ele almıştık..
Ehli sünnet karşıtı, modernist, yenilikçi ve mealist akımın temsilcileri İstanbul Sözleşmesi’ne dair her konuşmalarında müstakil bir fikir beyan etmek yerine Ehli Sünnet karşıtlığı üzerinden yorum yapıyorlar.

Mesela şöyle diyorlar:
‘görüyor musunuz tüm tarikatçiler ve cemaatçiler kadına şiddeti arzuladığı için sözleşmeye karşılar..’,
‘bakın işte bu ehli sünnet kafasını görüyor musunuz, bunlar hep böyle..’
Mesela İslamoğlu şöyle demişti:
‘Onlar İstanbul Sözleşmesini okumadı bile. Kadının hakkını savunmasına ve eşit olmasına karşılar..’

Biz senelerdir bu sözleşme üzerine mütalaa ve mülahazalar yapanlar olarak sözleşmenin aslının eşitlik yada şiddeti önlemekle bir alakası olmadığını maddeleri tek tek analiz ederek bağırmaktan dlimizde tüy bitti, İslamoğlu gibi bir fikir beyan etmekten aciz olan koca koca profları da buna dahil; ki o da örneğin Ankara İlahiyattan İ.Maraş isimli Prof: Bu konuda konuştuklarında ağızlarından evvela Ehli Sünnete ve Cemaatlere Hakaret, sonra da Avrupa’nın getirdiği sözleşmelerden medet uman sözlerini serdediyorlar.

Fikirsel mülahaza ve izahattan yoksun bu koca koca(!) mealist akımın temsilcileri geldikleri boyutun vahametini görmemiz açısından bizlere ibretlik portreler olarak karşımızda duruyorlar:
Mezkûr İlahiyatçı Prof ile konuşurken ‘hocam ama bakın Ortodoks dünyasının merkezi Rusya ile Protestan Hristiyanların merkezi mesabesinde olan Polonya da sözleşmeye karşı.  Macaristan da karşı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?’ diye sorduğumda inanılması güç ama gerçekten şu sözlerle mukabelede bulunmuştu:
‘Onlar da Hristiyan dünyasının tarikat zihniyeti..  Aldırmamak gerekir..’

Bahsettikleri birisi Putin, diğeri Polonya Başbakanı.. Diğeri de Macaristan’ın muhafazakar muhalif kesim.

Hulasa edecek olursak modernist İslâmcılar kendini Kur’an’cı olarak nitelendirmesine rağmen İstanbul Sözleşmesi’ne Kur’an perspektifinden yaklaşarak eleştirel bir yorum getirme gayretine hiç girmediler.
Aksine Kur’an’ı kenara bırakarak seküler kafa yapısıyla hareket edip sözleşmeyi müdafaa etme gayretine girdiler. 

Tarikat ve Cemaatlere hunharca saldırmalarının altında yatan kin ve öfke, sırf tarikat ve cemaatler karşı diye İstanbul Sözleşmesini savunma moduna girdiler.

Batı'nın coğrafyamızda çevirdiği bu oyunların farkında olmaktan fersah fersah uzak bu kanser olmuş kafa yapısının zararından ümmeti muhafaza buyursun Rabbimiz. 
Bizleri hem Batı, hemde Batılılaşmış kafa yapısından muhafaza buyursun.

Şu bir gerçektir ki Batılılaşmış olanlar Batılılardan daha zararlıdır. Zira Batı'nın duruşu nettir, kaypak değildir.
Eğer Batı'lı birisinin İslâm'a girme söz konusu olursa yine net olarak girecektir. 
Ama Batılılaşmış kafa yapısı Haktan görünüp Batıla hizmet etmektedir. 
En zararlı insan türü..

Vesselam.
1000
icon
Orhan ÇEKER 6 Ocak 2021 13:27

Yazıya aynen katılıyorum. ALLAH razı olsun. Bu arada Putin ve Polonya başbakanının tarikatçı olduğunu yeni öğrenmiş oldum. Selam

0 1 Cevap Yaz
Paragraf Soru Bankası
Askıda Meal

MD DİJİTAL