Nereye bu gidiş?..

Ve her gün listenin biraz daha uzuyor olması acı verip canımızı daha da yakmıyor mu/yakması gerekmez mi? Esas cevap verilmesi gereken "Fe eyne tezhebun-peki (hal böyleyken siz) nereye gidiyorsunuz" (TEKVİR 26) sorusu değil mi?

3 Haziran 2021 09:09
A
a
Şimdi sizlere 3-5 paragraflık bir okuma parçası vereceğim... Sonrası mı? Ona birlikte karar vereceğiz….


"İşte nihayet aradığı fırsat ayağına gelmiş,düşüncelerini cisimlendirme ve projelerini hayata geçirebilme yolunda çok önemli bir teklifle karşılaşmıştı.Üstelik oldukça etkili ve güçlü bir pozisyondu önerilen. Elbette şükür duygusu ve memnuniyetle kabul edecekti.Zira bu teklif, ideallerini gerçekleştirerek vatana ve millete hizmet edebilme noktasında beklediği şartları sağlama imkânı olabilecekti. Önerilen pozisyon çok önemli bir makamdı ve bu makam sayesinde en yetkili mercilere, en güçlü karar vericilere yakın olabilecek, onlarla teşrik-i mesai yapabilecek; böylelikle de projeleri konusunda onları ikna edebilecek, vatanın gelişmesi ve kalkınmasına yönelik yeni/likçi uygulamalara doğru koşar adım ilerleyebilecekti. Ne var ki nasıl olduğunu dahi fark etmeksizin birtakım sıradan, basit ve ideallerine kıyasla son derece değersiz işlerin, beş para etmez rutinlerin içinde buluverdi kendisini.


Süreci yaşarken zaman zaman durup, “neler oluyor; ben ne yapacaktım şimdi neler yapıyorum” şeklindeki diriltici soruları sormaya çalıştıkça, makam koltuğunun etrafında büyük bir dirençle duran “alkış korosu” çemberi daha fazla daraltıyor, üzerine özenle serilen “yüceltme perdesi” idealleriyle arasına giren ve her geçen gün daha da kalınlaşan bir duvara dönüşüyordu. Öte yandan, etrafını sıkı sıkı saran plastik yüzlülerin sergilediği “her davranışını olumlulama tavırları”, ruhunu ziyadesiyle okşuyor; ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin karşısında el pençe divan duran menfaatperest yığınlar, farkında olmadan egosunu/ nefsini kabartıyor, enaniyet denilen o gizli düşman her gün biraz daha güçleniyordu.


Sürekli olarak önündeki kapıların açılması, karşısındaki konuşurken dahi söze girdiğinde susulması, hangi perdeden konuşursa konuşsun en küçük bir itirazın/ uyarının yapılmaması vs. her şeyin ama her şeyin istediği gibi olması… Ofisine hemen her gün -binbir türlü beklentiye karşılık- irili ufaklı “hediye”lerin yağması… Bütün bunlar önce gözlerinin sonra da gönlünün kör olmasına yetmişti. Öyle ki hedefinin “vatan ve milletin âlî menfaatleri”nden şahsî çıkarlara ne zaman ve nasıl döndüğünü/evrildiğini fark edemedi bile. “Makam Virisü" her gün biraz daha bünyesini tüm hücrelerine kadar acımasızca/acıtarak etkisi altına alıyor, zaman zaman vicdanının gün geçtikçe daha da cılıizlaşan inancını ve ülküsünü hatırlayarak ayağa kalkma girişimi olsa da her defasında önüne sürülen/serilen daha yüksek çıkarlarla alaşağı ediliyor, etkisiz bırakılıyordu. Nihayet, bu çöküş ve tepetaklak karanlıklara yuvarlanış sürecinde bir türlü kurtulamadığı “mutant makam virisü” bünyesini tamamen etki altına alarak, kısa süre içinde “hırs kanseri”ne dönüştü. Artık ne etrafındaki kadîm dostların “şifa” önerileri fayda veriyor, ne de nefsine güç yetirebiliyordu. Zira onu nefsinin hilelerine karşı güçlü kılan ve "önemli" mevkilere kadar yükselten “baş tacı değerler”, çoktan enva-ı çeşit dünyalıkla yer değiştirmişti. Yaşanan çok acı bir çöküştü. Bir türlü önünü alamadığı, yekinip kalkmaya ve geri dönüşe gücünün yetmediği tarifsiz bir savruluş… Işıltılı bir dünya içindeydi ve fakat her gün biraz daha sönüyordu ışığı…" Şimdi siz;, sözün tamamına ermek üzere olduğu bu noktada merak ediyorsundur, “büyük ideallerini üç beş parça dünyalığa değişmek suretiyle menzilini kaybedip de daha hayattayken son göçünü yaşayan bu yiğit kim acaba diye?…


Ve kim bilir zihnimizde hangi isimleri alt alta sıralayıp yazıyor sunuzdur eşitliğin sağ tarafına?.. Boşuna yorulmayın!.. Sorunun cevabını, özünüzden ve en yakınınızdan başlayarak arayın. Ve lütfen kolaya kaçıp hemen siyaset mahallesine de odaklanmayın... Ticaretten bürokrasiye, sözde hayır-hasenat işlerinden gönüllülük görünümlü faaliyetlere kadar merceğinizi, projektörünüzü geniş tutun. Yelpazenin bir ucundan diğer ucuna kadar -kadın erkek fark etmeksizin- kimler, hangi Anadolu yiğitleri ne büyük idealler ve kutlu ülkülerle yola çıkmış ve ne hayaller kurmuştu, “büyük/güçlü Türkiye” ,"büyük insanlık idealleri",İlayi Kelumatullah,Allah'ın rızasını kazanma hedefine ulaşma yolunda. Kurmuştu da şapkası,koltuğu,kasası ve gölgesi büyüdükçe önüne serilen çil çil dünyalıklar karşısında nasıl da çözülüp diz çökmüş ve sarf-ı nazar etmişti o büyük aşkından, sevdasından... İsimlerin bir önemi var mı?


Sen,ben,O....Ne farkeder?


Ve her gün listenin biraz daha uzuyor olması acı verip canımızı daha da yakmıyor mu/yakması gerekmez mi? Esas cevap verilmesi gereken "Fe eyne tezhebun-peki (hal böyleyken siz) nereye gidiyorsunuz" (TEKVİR 26) sorusu değil mi?


Selametle kalın...
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL