O halde boş kaldığında yine kalk yorul!

Müslümanlar, bu bulanık yaşam ile dünyalarını da ahiretlerini de riske sokuyorlar. Dinin ticari bir meta haline gelmesi modern toplumlarda görülen içtimaı bir hastalık mı?

3 Ekim 2020 00:06
A
a
فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ
Feiza ferağte fensab (İnşirah 7)

O halde boş kaldığında yine kalk yorul!


Malesef artık Türkiye’de lüks, şatafat, israf ve savurganlık telaffuz edildiğinde akla ilk dindar kesim geliyor. Eskiden Etiler ve Nişantaşı’na atfedilen yozlaşmalar, bugün türedi bir zenginlikle sınıf atladıklarını zanneden İslamcıların çocukları arasında görülüyor. ‘Bizim’ muhafazakâr psikiyatrist veya psikologlarımızın klinikleri, nerede ise bir tür günah çıkarma yeri yahut yapıp ettiklerini anlatıp vicdanlarını rahatlattıkları mabetlere inkılâp etmiş. Graham Fuller de Yeni Türkiye Cumhuriyeti kitabında buna dikkat çekiyor. Türkiye’deki Müslümanların, hiçbir dönemde AK Parti dönemindeki kadar sekülerleşmediğini; Demirel ve Özal döneminde bile bu kadar dünyevileşmenin yaşanmadığını vurguluyor. (Tabii o bunu, ‘iyi bir gelişme’ gibi aktarıyor.)         Birileri Müslümanlardan, ‘duyarlılıklarını’ (emri bi’l-ma’ruf) ve ‘tepkiselliklerini’ (nehiy an’il-münker) mi alıyor?

Müslümanlar, bu bulanık yaşam ile dünyalarını da ahiretlerini de riske sokuyorlar. Dinin ticari bir meta haline gelmesi modern toplumlarda görülen içtimaı bir hastalık mı?

Problemin kaynağı nerede? 

İş, güç, emek, sermaye konularında yeterince/fazlasıyla dünyevileşip, bu emek, mal ve hizmetlerin mübadelesini çözememiş olmak dini söylem ve kanıtları bu sahada meta haline getiriyor, bu sefer dini dünyevileştiriyoruz ve dünyevileşiyoruz. Söylem ve eylemlerle bu hayatı sağlıklı sürdüremediğimiz için dini referanslar ile ikna edici olmaya ve ikna edilmeye müsait oluyoruz. 


Yüz elli bine yaklaşan din görevlisi, yüzbinlerce imam-hatip mezunu, öğretmeni ve öğrencisi, on binlerce ilahiyat mezunu, öğretim elemanı ve öğrencisi, on binlerce Kur’an kursu öğreticisi ve öğrencisi, ilk ve orta dereceli okulların tüm sınıflarında son yıllarda seçmeli olarak okutulan Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin hayatı, temel dini bilgiler gibi derslerin mevcudiyeti, ‘dindar nesil yetiştirmek’ için neden yeterli olmuyor?

Şimdi hâl böyleyken insanların kendi tercihlerindeki bildik sapmalar üzerinden nezih bir dine ya da o dinin mütedeyyin mensuplarına bir hesap çıkarmak ne ölçüde şık bir eşleştirme olabilir? Ancak yine de soru, hepten de haksız sayılmaz yani. Öyle ya, bugün neden bu konulardan daha sık bahseder olduk? İpin ucunu nerede kaçırdık? Aklımız başımız yerinde midir? Vicdanımız ne ölçüde duyarlı adalet duygumuz ne ölçüde devrede, muhasebe envanterimiz sık sık masaya yatırılmakta mıdır? Bu soruları mütemadiyen sormak değil, cevaplarını en başta kendimiz üzerinden sınaya sınaya ilerlemek gerekir.

Peki bu mümkün mü? Müslümanlar olarak böyle zorlu bir sürece takati var mı?
Katlanılması güç bir yorgunluktan "Din yorgunluğu”ndan söz ediyorum. Dini yormak tabii ki söz konusu değil ancak kabul etmek gerekir ki insanı, hayatı ve sahici beklentiler dünyasını ihmal eden zayıf bir pedagoji bugünün insanında bir "Din yorgunluğu"na yol açmış durumda...

Bu durum basit değil. Son birkaç yüzyılını savunmayla, atraksiyonlarla, mücadele ve bağımsızlık arayışlarıyla geçirmiş bir dinî mevcudiyetten söz ediyorum. Derdim Müslümanları dahil oldukları sosyopolitik süreçler üzerinden ne aklamak ne de suçlamak. Aksine herkes kadar ben de biliyorum ki hayatı açıklayan, bize derinlikli anlamlar katan bir din kasvetli ve huzursuzluğu artırıcı bir ideolojik hasılayla yüzgöz olma tehlikesiyle karşı karşıya…

Sorun; insanların yapmadıkları şeyleri yapıyor gibi görünmeyi marifet saymalarında ve dahası sahteliğe prim veren bir “dinî sosyalite”nin, kamusal maneviyat alanında kendine bir yer bulma gücüne sahip olmasında. Hem de hiçbir sahici meşruiyet denklemine ihtiyaç duymaksızın. Keyfilik ve gevşeklik üzerinde durulması gereken bir dinî sosyal gerçeklik üretiyor. Dinî yönetişimin törensellikle, dinî söylem akışının da boğucu bir retorik çabası içinde görünürlüğe evrilmesi son tahlilde bildik maneviyat disiplinlerini de yerle bir etmektedir. 

Müslümanların birazcık tefekkürü kendilerine çok görmeyip oturup müzakere ve özeleştiriyi seçmeleri, kendilerine yöneltilen eleştirileri gereksiz reflekslerle savuşturmak yerine onları tek tek karşılamayı tercih etmeleri(yüzleşmeleri) yana yakıla hatta kahrolarak sıraladığımız sorunlarımızın ortadan kalkması için birer milat olacaktır.

Feiza ferağte fensab(İnşirah 7)

O halde boş kaldığında yine kalk yorul!

Yani;  Boş kaldığın zaman, tebliğ ve toplumu terbiye, cihad ve tehlikeleri defetme, sosyal ve siyasi görevler gibi mecburi işlerinden sıyrıldığın an, durma hemen ibadete ve hayırlı hizmete koyul ve uğraşıp yorul ki manevi terfi ve terakki ancak sürekli ve sistemli bir çaba ile mümkün olacaktır...

Bir işi bitirdiğin zaman derhal başka bir işe giriş, iş bitti diye rahata düşüp kalma, bir görevi bitirir bitirmez, biraz dinlendikten sonra bir başkasına yönel ki ;İşte ancak bu şekilde zorluklar kolaylığa, sıkıntılar rahmete dönüşür. Fakat bunu yaparken, Rabb’inle gönül bağını bir an olsun koparma...
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL