POST MODERN DARBELERİN İLKİ VE 28 ŞUBAT

Söylesenize, “28 Şubat, tarihin çöplüğündeki yerini almıştır” ifadesini can-ı gönülden kullanabilmemiz için, bu insanların (en azından)yeniden yargılanması gerekmez mi ?Cezaevlerinde yer açmak için hırsızları, yolsuzları, arsızları serbest bırakanların söz konusu mazlumların çığlığına da kulak vermesi icap etmez mi?

28 Şubat 2021 09:53
A
a
Cennetin mukimleri arasında kendi kıstaslarına göre en üstünü olduğuna inanan Şeytan,Cennet’in yeni mukimi İnsan’a Allah’ın emrine rağmen secde etmemiş ve kovulanlardan olmuştu.Kendisine süre verilen Şeytan İnsanın en büyük zaafını manipüle ederek onu aldatmış ve tabiri caizse en şerefli olan İnsana ilk  ‘’post modern’’darbeyi gerçekleştirmiştir.Mesele Hükümranlık meselesidir.Cennet ehlinin en önemli şahsiyeti olan Şeytan hükümranlığı İnsan’a kaptırınca türlü hile ve yalanlarla ayaklarını kaydırmıştır…
‘’Derken şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve "Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı" dedi. Onlara, "Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim" diye de yemin etti.(Araf Suresi 20-21)

‘’Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: "Ey  dem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi? Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece  dem rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.Sonra rabbi onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti. Şöyle buyurdu: "İkiniz birden inin oradan, birbirinize düşman olarak. Size benden bir hidayet geldiğinde bilesiniz ki hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."(Taha Suresi 120-124)

Adem ve eşinin pişmanlık duyarak tevbe etmiş yine de belirli bir süreliğine (Allah bilir)yeryüzüne gönderilmiştir.Bu süre kaç bin ya da kaç milyon yıl sürer Allah bilir…

Üzerinden 24 yıl geçen 28 Şubat Post Modern Darbesi’nin aktörleri, destekçileri, şakşakçıları sürecin bin yıl geçse de devam edeceğini söylemişlerdi. Yapabilecekleri her türlü zulmü yapıp, zulüm çarklarını en profesyonel şekilde kurup, zulüm sürecinin devam etmesinin önünde engel olarak gördükleri herkesi saf dışı bıraktıktan sonra nasıl olsa süreç ilelebet devam ederdi onlara göre…

Aynı şeyleri söyleye söyleye deyim yerindeyse dilimizde tüy bitti. 28 Şubat’ın askeriden ziyade, sosyal bir darbe olduğunu yaza yaza kalemimizde mürekkep tükendi. Ancak galiba boşuna didiniyoruz. Zira 28 Şubat’ın aslında fiilî değil, zihnî bir saldırı olduğu gerçeği hâlâ idrak edilemedi bazı çevreler tarafından. 
Mütedeyyin camianın hassasiyetlerini iğdiş eden, İslâmî kimliği ayaklar altına alan 28 Şubat’ı “sosyal darbe” olarak nitelendirmekten şu an bile imtina ediyor sözünü ettiğimiz kesim. 

Yıllardır bunun için akıl almaz yollara sapıp canhıraş bir gayret gösteriyorlar.Bugün 28 Şubat’ın üzerinden 24 yıl geçmiş ve malum tayfa, aradan geçen yaklaşık çeyrek asra rağmen ilk günkü yerinde duruyor.Yatıyorlar kalkıyorlar, 28 Şubat’ın “kışla” boyutunu gündeme getiriyorlar sürekli. Mezkur darbenin asıl hedefini inatla görmezden geliyorlar.Askeri vesayetin geriletilmiş olması, onlara “Bakın, ‘Bin yıl sürecek’ denilen 28 Şubat, 10 yıl dahi sürmedi. Türkiye, cuntacıları tarihin çöplüğüne gönderdi” deme hakkını veriyor ne de olsa.  

Elbette 28 Şubat’ın ardından cuntacı zihniyete karşı çok önemli kazanımlar elde edildi. Tabii ki postmodern darbenin askeri etkilerinin neredeyse tamamına yakını ortadan kaldırıldı.Peki ya bizim ısrarla üzerinde durmaya çalıştığımız sosyal etkiler?..

 O etkilere ne oldu?

Deyiverin  Allah aşkına; 28 Şubat’ın sosyal yaralarının kapanması hususunda yeterli adımlar atılabildi mi sizce?..
Doğrusunu söylemek gerekirse atılamadı. Hatta bırakın yeterli adım atmayı , maalesef geriye gidiş var bazı konularda.28 Şubat’ta çok çetin bir mücadele veren Müslümanların durumunu görüyorsunuz. Cuntacıların ortadan kaldırmaya çalıştığı İslâmî kimliğimizin yerinde adeta yeller esiyor.

Belki “başörtüsü mücadelesi”nde zafere ulaşıldı, fakat “tesettür mücadelesi”nde hezimet yaşıyoruz.
Sekülerleşme rüzgarı, önüne katmış, sürüklüyor Müslümanları. 28 Şubat’ın yolunu da yönünü de şaşırttığı İslâmî camia yıllardır pusulasını arıyor.“Gidene ağam, gelene paşam” zihniyetindeki asalak tipler kaplamış her yeri.Yani neresinden bakarsanız bakın, içler acısı bir tabloyla karşı karşıyayız.
28 Şubat’ın kudretli paşalarının “bin yıl sürmesini” öngördükleri o meşum süreç, -bizce- bir anlamda devam ediyor dolayısıyla. Hem de bütün şiddetiyle…

Böyle söylememizin yukarıda saydıklarımızın haricinde başka gerekçeleri de var muhakkak.
Postmodern darbe sürecinde mahkum olan Müslüman tutukluların mağduriyetleri bunlardan biri mesela. Hukuk adına hukuksuz bir şekilde mahkûm edilenlerin önemli bir kısmı hâlâ hapishanelerde çile çekiyor.Hâlâ 600 civarında 28 Şubat mahkûmu hapishanelerde ömür çürütüyor. Birçok kadın kocasız, birçok evlat babasız, birçok anne ve baba evlatsız şekilde ömrünü tüketti.Yeni evli olarak hapse girip dede olan Müslümanlar var içeride… İçeri girdikten sonra doğan çocuğunu göremeyip şimdi çocuğunun çocuğu olan, yani torun sahibi olmuş insanlar var hâlâ hapislerde…Bu insanlar, daha ne kadar çile çekecekler? Bu insanların mağduriyetinin giderilmesi için daha ne bekleniyor? Peki, bu saatten sonra bu insanlar salıverilse bile 20-30 yıllın telafisi nasıl mümkün olacak?Yine okullarından, işlerinden atılmış olanlara o dönemin şartlarına uygun imkân sağlanmadığı için hâlâ mağduriyetleri devam ediyor. Bu kişilere kamuda mesleklerine, eğitimlerine göre iş imkânı sağlanmalı ve geçen yıllar için tazminat ödenmeli değil miydi?

Ancak hepsinden daha önemli bir şey var ki buna kısa süre içinde çözüm üretilmeli:  İfsat edilen ara bir nesil var ve onların da ifsat etmeye devam ettiği yeni nesiller… Ama, “gerçekte olanın” asıl bundan sonra sonuçlarını daha fazla göstereceği, yani, çözülmüş bir ülkenin çaresiz salınımlarına ve kişiliksiz/kimliksiz bir nesile daha çok tanık olacağımız söylenebilir. 

Söylesenize, “28 Şubat, tarihin çöplüğündeki yerini almıştır” ifadesini can-ı gönülden kullanabilmemiz için, bu insanların (en azından)yeniden yargılanması gerekmez mi ?Cezaevlerinde yer açmak için hırsızları, yolsuzları, arsızları serbest bırakanların söz konusu mazlumların çığlığına da kulak vermesi icap etmez mi?

AK Parti, Kemalist zulüm sebebiyle gadre uğrayanların sıkıntısını giderme noktasında elbette pek çok girişimde bulundu. Bunu kesinlikle inkâr etmiyoruz. Ama unutulmamalı ki, mahut girişimler hiçbir zaman sadra şifa olacak türden değildi. Sadece ve sadece pansuman tedbirlerdi bunlar.  

28 Şubat’ın açtığı sosyal yaraların bu şekilde kapanmayacağı çok açık halbuki.
İhtiyacımız olan pansuman değil, ameliyat. Bu ameliyatı yapacak olan da AK Parti hükümetinden başkası değil.18 yıldır iktidarda olan AK Parti, aynı zamanda muktedir de olduğunu göstermek istiyorsa, mutlaka bu ameliyata girişmeli.Öyle gözüküyor ki, bunun başka çıkar yolu yok…

Şubat 1997 yılı 28 çekti.Bu halkın ferasetine hiçbir vakit güvenmeyen/inanmayan malum zevata göre bu bin yıl sürecek bir süreçse de çok uzun sürmeyeceği aşikardı.Lakin  önemli olan 29 Şubat’tı.Çünkü 29 Şubat takvimlerden bir gün değil, 28 Şubat sonrasının başlangıcıdır..

Beni yıkan, yıldıran, umudumu örseleyen 28 Şubat darbesi olmadı hiçbir zaman. Bizzat darbenin mağduru olanların değil, darbe olmasaydı kazanacakları makamları kaybeden, RP iktidarıyla yaşanan refah ve zenginliği riske giren insanımızın eyledikleriydi. Önce vakıfta azıcık müslümanlık hissettiren tefsir dersi buharlaştı. Sonra, hakarete varan Erbakan eleştirileri süratle başladı, darbeciler neredeyse unutulmuştu.(Bakmayın Rahmetli Erbakan Hoca’nın doğum ve vefat günlerinde sardedilen aşırı övgülü sözlere) “Erbakan çok ileri gitmişti, Şevki Yılmaz’dan başka adam mı yoktu, bunlardan bir şey olmazdı” gibi sözler, midemi, ağzıma getiriyordu…

Azınlık olsaydı ağzımı bile açmazdım yıllar sonra hele hele hiç,lakin çoğunluk böyleydi.

Aslında iki darbe yaşadık, biri 28 Şubat, biri 29 Şubat. 28 Şubat’ı kimlerin yaptığı malum, din düşmanlarıydı. 29 Şubat’ı ise RP’nin yükselişiyle dine dünya için dostluk gösterenler yaptı…

28 Şubat’ta dik duranların da elbet büyük bir bölümü haklarına kavuştu, bazıları hâlâ mağdur. Ama Ak Parti’nin kuruluşuyla, 29 Şubat darbecileri birden bire canlandılar ve kesinlikle başköşelere kuruldular. Çoğunun cemaziyelevvelini de bilirim.Her ne kadar zor zamanlarda kafayı kuma gömselerde ‘’Her kes herkesin ne mal olduğunu biliyor’’
Tayyip Erdoğan, darbeciler karşı kendisine yardım etmedikleri şikâyetinde bulundu ya, bu güruh onlar işte. Gezi meselesinde acayip tedirgindiler, 17 Aralık darbesinde ise aynen Erbakan Hoca’ya yaptıkları gibi “Yahu Tayyip de…” diye başlamıştılar. 15 Temmuz’u hiç anlatmıyorum bile…

Sözüm ;İslam Davası’nın gerçek neferlerine;Her nerede yaşıyor ve kaç kişiyseler…

28 Şubat oldu bitti, baş aktörlerinin çoğu da öldü gitti.29 Şubat Darbecilerini fark edebiliyor musunuz siz ona bakın.Yoksa daha çoook ‘’aldatıldık’’dersiniz.

Görmüyor musunuz,hâlâ içimizdeler,koynumuzdalar, hattâ ‘’baş tacımız’’ olmuşlar…

Kısacası, 28 Şubat bitti ama etkisi maalesef ki hâlâ devam ediyor ve gittikçe bizi bitiriyor!.

Selametle Kalın. 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL