Sınırlarını Çizmek, İnsana Münhasırdır. Sınırsızlık Hayvana Münhasırdır.

Çünkü her şeyin sınırsızca elde edilebilmesinin önü açıldığı durumunda kaos ortamından başka birşey hâkim olmayacaktır. Sınırlarını çizmek, insana münhasırdır. Sınırsızlık hayvana has bir özelliktir. Dileyen dilediği gibi olabilir ama biz insanca bir yönetime tâlibiz ve o da şuanki yönetim değil!

22 Temmuz 2020 10:59
A
a
Gün geçmiyor ki her yeni güne bir cinayetle uyanmayalım. Elbette bu cinayetler birer sonuçtur. Başlangıç yada ortası değil. İnsanları cinayet işlemeye sevk eden etkenler var. Bunun psikolojik ve sosyolojik altyapısı var. Rüzgar ekenlerin fırtınadan başka birşey biçmeyecekleri iki artı ikinin dört edeceği kadar muhkem bir realitedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar cephede Batı ve Batı'nın işbirlikçilerine karşı müthiş bir mücadele örneği sergileyip düşmanı püskürtmüş olsa da,

Cumhuriyetin kurucu aklı, savaş sonrası masa başında her yönüyle ülkenin rotasını, seyrini, gidişatını, ülkenin rejimini, eğitimini, toplumsal dokusunu, fizyolojik, ahlâkî ve manevî gidişatını her anlamda Batı'nın istediği minvalde şekillendirmişti. Ve bu durum bugüne kadar böyle geldi böyle gitmeye de devam ediyor. Batı'yı taklit ve Batı'ya entegre olma yolunda atılan adımların son hamleleri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikaları ekseninde çıkarılan 6284, İstanbul Sözleşmesi ve bunlara istinaden de ülkenin bütün bakanlıklarını bu sözleşmeler ekseninde dizayn etme girişimleri.. Rüzgar eken fırtına biçer kaidesinde şunu söylemek istiyorum: Ülkemiz her ne kadar Müslümanların çoğunlukta olduğu bir coğrafya olsa da İslâm'ın hüküm sürdüğü tek bir emare dahi yok.

Örneğin fuhuş yuvaları, barlar, diskotekler, turizmin içler acısı ahvali, gençlerin rahatlıkla özgürce her istediğini yapabilmesi, her istediğine özgürce ulaşabilmesi, nefsani anlamda hazzın doruğunu yaşayabilecekleri her türlü imkânın kendilerine sunulması..ateşle barut mesabesinde olan iki gencin sokak ortasında her istediğini yapabilmesi ve onlara engel olmaya kalkıp vaazu nasihatte bulunmaya kalkacak olan bireye, rejimin bekçilerinin tepesine çökmesi.. Kızı veya oğlunun her istediğini sınırsızca yapabilmesine karşı engel olmaya kalkacak ebeveyne, bu girişimini ''şiddet'' olarak tanımlayıp ebeveyni evden uzaklaştırması yada çocuğunu koruma altına alıp her istediğini yapabilmesi için imkân sunması.. yani rejim eliyle fuhşu rahatlıkla yapabilmesi durumu.. evli olan bir kadının istediğini sınırsızca yapabilmesi, evli olan bir erkeğin de başka bir kadınla her istediğini yapabilmesi.. rejim eliyle bunun önünün açılması, meşrulaştırılmasına karşılık birisi aleyhte söz söylemeye kalktığı vakit de ona rejim bekçilerinin ve her türlü ahlaksızlığı yaygınlaştırmaya matuf sol, feminist, lgbt ve sair kesimlerin ''dileyen dilediğini yapar, kendi vücudu değil midir!'' demesi..

Tüm bunların akabinde dilediğini sınırsızca yapan bir erkek, dilediğini sınırsızca yapan iki gençten birisi ihtiyacı olan nefsani hazzın doyumuna ulaştığı vakit diğerini reddetmeye başladığında reddedilen elbette bunu kabul etmeyecektir. Çünkü çocukluğundan itibaren zihinsel kodları buna göre ayarlanmıştır. 'Her istediğini yapabilirsin!', 'her istediğini elde edebilirsin!', 'dilediğini elde etme hususunda sınırsız özgürlüğe sahipsin!', 'sen erkeksin yaparsın!', 'sen kızsın gençliğinin tadını çıkar!' algısı üzerine yetişen nesilden elde edeceğiniz mahsul elbette katliam, gözyaşı ve manevi anlamda büyük bir buhran yaşamaktan başka birşey olmayacaktı.

*****

Tüm bu olup bitenlerin ardından bir erkek kadını veya bir kadın bir erkeği katlettiği vakit konuşulan her zaman sonuçlar oluyor. Altyapısını irdelemek, problemin çözümüne inmek söz konusu asla olmuyor. Bir birey psikoloğa gittiği vakit onun içinde bulunduğu duruma çözüm sunabilmek adına, onun psikolojik anlamda ne tür bir buhran yaşadığını anlayabilmesi için problemin köküne inmek için elinden geleni yapıyorken, toplumsal bir bilinçsizlik, kaos ortamı hâkim olmasına rağmen kimse bunun öncesini sorgulamıyor, direk sonuç odaklı hareket ediliyor. Bundan en çok nemalananlar da kadın dernekleri, toplumsal cinsiyet eşitlikçileri ve lgbt'liler oluyor. Adeta kan emen vampir gibi kadın kanı görünce onu kullanmak için meydanlara koşup, Avrupa'ya sadakatlerini yineleme adına 'İstanbul Sözleşmesi kadını yaşatır! O yüzden kaldırılmasını istiyorlar! Daha iyi uygulatılması gerekir!' diyorlar bozuk plak bir radyo misali.. Madem yaşatır, 9 senedir bunca kadın neden ölüyor? Daha iyi uygulatılması durumunda daha çok kadın ölecek, daha çok aile parçalanacak, daha çok insanın hayatı sönecek.

Çünkü rüzgar eken fırtına biçer. Çünkü her şeyin sınırsızca elde edilebilmesinin önü açıldığı durumunda kaos ortamından başka birşey hâkim olmayacaktır. Sınırlarını çizmek, insana münhasırdır. Sınırsızlık hayvana has bir özelliktir. Dileyen dilediği gibi olabilir ama biz insanca bir yönetime tâlibiz ve o da şuanki yönetim değil! Ve bu Müslüman toplumun idaresi,  kendi manevi değerleri ekseninde dönüşüm yaşaması için yeniden girişimler başlatılmazsa freni kopmuş kamyonun yokuş aşağı gitmesi gibi toplumumuzun manevi çöküşü de yokuş aşağı gitmeye devam edecek, sürekli menfi hadiseleri teneffüs etmeye maruz kalacağız. Derhal Batı'dan ithal edilen projeler ve sözleşmeler iptal edilip, bu toplumun bağrından çıkan uzmanların sözlerine kulak verilmeli.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası