Skolastik Düşüncenin Modern Temsilcileri; Bilim Adamları-1

Kilise devre dışı bırakılmıştı, onun yerine laiklik; yani dinî argümanlarla idare edilmeyen, Yaratıcının devre dışı bırakılıp O'nun emirleri değil de artık ideolojik emirlerin geçerli olduğu bir sisteme sahip oldular.

7 Eylül 2021 17:17
A
a

Din bilime engel dediler ama esas amaç dinin bilime engel olması değildi, hedefe doğru giderken bunu bir araç olarak kullandılar ve esas hedef ise dinin yerine profan ve pozitivist yani materyalist bakış açısına sahip bilim adamlarını yerleştirme çabasıydı. Ve bunu büyük oranda başardılar. Önce din adamlarını hedefe oturttular fakat bu din adamları tevhid inancını özümseyen, Hristiyanlığın gerekliliklerini yerine getiren değil; dini kendi birtakım emelleri uğruna araç olarak kullanıp skolastik¹ düşünce yapısıyla yoğrulan, dolayısıyla bilim denen olguyu zerre önemsemeyen, kendi emirlerini dinin emirleriymiş gibi lanse edip toplum üzerinde tahakküm kuran kişilerdi. Misal: Bu kişiler aynı zamanda dilediğine cennetten tapu verip, dilediğini de para karşılığında günahlarını affediyorlardı. Dilediğini de aforoz ediyor, din dışı olmakla itham ediyorlardı. Böylece din, toplum üzerinde baskı kurmanın aracı hâline gelmişti. Skolastik düşünce yapısına sahip olan din adamları üzerinden kilise devre dışı bırakıldı ve sonrasında bütün dinlere savaş açıldı. Bu süreçte Avrupa toplumu dinden hızla uzaklaştı; sözde Aydınlanma felsefesi (Fakat aslında kâfir felsefesi. Abdulkadir Es-Sûfî öyle tanımlıyor.) Sonrası liberalist mantıkla toplum parçalanarak bireyi yalnızlaştırıp, daha sonra hümanizm kılıfıyla merkeze konularak insanı tanrısallaştırdılar. 
''Fransız Devrimi'nden önce toplumun ayrıldığı üç sınıf: Ruhbanlar, Asiller ve Üçüncü Sınıf idi. Demokrasinin ikinci yüzyılından sonra toplum yeniden üçe bölündü.: Bankerler, yani şimdiki zalim idareci sınıf, Milyonerler, yani yeni asiller sınıfı ve Borçlu Köleler ise yeni Üçüncü Sınıf oldu.''2
Artık skolastik/ruhban düşünce yapısına sahip din adamları yoktu ama onun yerine her şeye cevap verebilen toplum üzerinde baskı kurabilen bilim adamları yerleştirildi. 
Kilise devre dışı bırakılmıştı, onun yerine laiklik; yani dinî argümanlarla idare edilmeyen, Yaratıcının devre dışı bırakılıp O'nun emirleri değil de artık ideolojik emirlerin geçerli olduğu bir sisteme sahip oldular. 
Feodal bir toplum yoktu ama bu sefer de burjuva ortaya çıktı ve toplumun her bir bireyi özgürce yaşayabiliyordu ama sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan bankalar sayesinde ömür boyu borçlu olarak yaşayabiliyorlardı. Hatta şu anda Afrika'da bazı ülkelerde daha doğar doğmaz 500 dolar borçlu olarak doğan bebekler var. 
Konumuz olmadığı için detayına girmeyi gerekli görmüyorum ama ufaktan değinelim: Orta çağ denince genelde Türkiye'deki din düşmanlarının aklına İslâm ve Müslümanlar geliyor ama tarihi vesikalar hiç de öyle söylemiyor. Skolastik düşünce yapısının hâkim olduğu Orta Çağ Hristiyan toplumunda kitap okumak ve sorgulamak yasaktı; incili sadece Kilise'de din adamları okuyabiliyordu, Orta Çağ Hristiyan Dünyası böyle bir atmosfer içerisindeyken İslam dünyası ise Endülüs'te bilimin altın çağını yaşıyordu. Zaten Hristiyanlar, İslam dünyasına gerçekleştirdikleri seferler sonucunda sahte din adamlarına karşı uyanışı başlattılar. 3 Orta Çağ'da Hristiyan dünyasının karanlık döneminde ortaya çıkan laik anlayış, tamamen Avrupa'daki bir takım sahte din adamlarına karşı başlatılan bir baş kaldırının mahsulü olduğu için bugün laikliği savunanlar da sanki bu karanlık dönemin İslam dünyasında olduğu zannına kapılarak laikliği savunuyorlar. Fakat Dünya, o günden beridir huzur görmüş değil.
Avrupa'da tohumları ekilen ve yeşeren bu anlayışın sahipleri sonrasında bütün dinleri hedefe oturttular. Ve buna engel olacak yegâne merkez tabi ki aileydi. Önce Avrupa'da aileyi yok ettiler, sonra tüm toplumları hedefe oturttular.
1900'lü yılların başında ortaya çıkan ideolojik hareketlerin hepsi ama hepsi şeytanın insanı Allah'tan uzaklaştıran birer durak görevi görüyordu. Oradan oraya yalpalayan, huzuru ideolojilerde arayan insan, Allah'tan uzaklaşmıştı ama huzuru bir türlü bulamamıştı. Bu yüzden Avrupa'da "gönül" kavramının karşılığı bile yoktur; sevgi, huzur, gönül, soyut, maneviyat nedir bilmezler. 1940'lardan itibaren ise Amerika ve Avrupa'da aile mefhumu henüz vardı ve kadın evinden henüz dışarı çıkmamıştı tam anlamıyla. Fakat o senelerden itibaren devreye sokulan şeytani projeler ve sözleşmelerle bilhassa birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra erkek nüfusunda yaşanan azalma sonrası kadın evinden çıkarılıp sanayi dünyasına kazandırıldı.. Böylece kadın, evinde bulamadığı huzuru dışarıda arayacaktı ama bu sefer de patronlarının kölesi hâline gelecekti. Türkiye'de de aileyi yok etme ve parçalamaya yönelik birtakım girişimlerde bulunuldu. Son 15 sene boyunca bir takım algı, manipülasyonlarıyla, proje ve sözleşmelerle aileyi tahrip edip onun yerine feminist ve eşcinsellik ön plana çıkarıldı. Amaç ailesiz bir toplum oluşturmak ve kendilerine engel teşkil edecek insanları gereksiz ve suni gündemlerle meşgul etmekti. Bunu yüksek oranda başardılar. İşte bu kaos ve suni gündem Türkiye'de ciddi anlamda uygulandı: son 10 senedir ciddi bir travmatik süreç geçiriyorduk ülke olarak; tam İstanbul Sözleşmesi'nden kurtulduk derken bu sefer farklı şeytani planlar devreye girdi. Aslında İstanbul Sözleşmesi ve sair sözleşmelerden kurtulmuş değildik; sadece bir süreliğine rafa kaldırarak gaz alma girişiminden başka birşey değildi. Belki de İstanbul Sözleşmesi'yle yaşatılan travmatik ve sarsıcı bir süreçle maruz bırakılan kaos, Pandemi sürecine bir zemin hazırlama operasyonu olarak da telakki edilebilir. Çünkü bilindiği üzere Pandemi süreci öyle bir grip üzerinden spontane hazırlanmış bir proje değildi, aksine seneler öncesinden bugüne hazırlık yapılıyordu. Bunu öngörmek için müneccim olmaya gerek yoktu. Henüz ortada teknolojinin esamesinin bile görülmediği yıllarda George Orwell'in 1984 isimli distopik romanında teknolojiyle insanlara tahakkümün uygulandığına dair öngörüsü son 20 senedir bizzat müşahede ettiğimiz bir süreç. Orwell'in bundan 70 sene evvel yaptığı bu öngörüsünden sonra teknolojinin nirvana yaptığı 21.yy'da bir takım basiretli stratejistler tarafından, ''çok yakın bir gelecekte biyolojik bir saldırı ile karşı karşıya kalacağız.'' gibi yapılan tespitler gayet doğaldı. Kimilerine göre bu öngörü birer komplo teorisinden ibaretti, kimisine göre de gerçeğin ta kendisi olup her fikre komplo teorisi diyerek aykırı düşünceleri saf dışı bırakma girişimleri komplo teorisinin ta kendisiydi.

(Mihrap Dergisinin 9.Sayısı için kaleme alınmıştır, orada yayınlandıktan sonra İktibas edilmiştir. Devamı ilerleyen günlerde buraya eklenecektir.)


Dipnotlar:
1- Skolastik: Orta Çağ döneminde kilisenin hem siyaset hem de toplum üzerindeki gücünü temsil eden, aklın ve bilimin saf dışı bırakılmasına verilen dönemdir.
2: Şeyh Dr. Abdulkadir Es-Sûfî / Banka Darbe Tekniği S.70.
3- Bu konuda detaylı bilgi için Fuad Sezgin, Tahsin Görgün, Muhammed Kutub'un kitaplarından ve özellikle Ordünaryus Prof. Ali Fuad Başgil'in Din ve Laiklik kitabından istifade edilebilir. 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL