ÜÇ SAHNE ÜÇ DERS

O kelime hep vardı ve hep yaşayacak.’’La ilahe İllallah’’.Ne var ki Şeytan ve Dostları kimi zaman tehditle,kimi zaman her çeşit hile ve desiselerle (aldatmaca) ile, kimi zaman zulümlerle,kimi zaman hafızaların silinmesiyle,geçmişimizle bağımızı koparmak için yapılan sözde devrimlerle bu kelimeyi yok etmek için can hıraş uğraş vermiştir

9 Kasım 2020 13:31
A
a
BİRİNCİ SAHNE

    Pers İmparator’u Kampis Mısır seferine çıkarken zaferinden emindi. Bütün kahinleri de kendisiyle aynı fikirdeydi.Zira Zühre yıldızı imparatorun burcuna girmişti.Mısır’ın fethi yakındı…

    Öyle de oldu. Kırk gün süren savaş sonunda Mısır düştü.

    Ama bu fetih zalim Pers İmparatoru’na kafi gelmedi. Ve mağlup Mısır Kralı Samaret’i huzuruna çıkarttı.Amacı mağlup kralı daha da aşağılamaktı…
    Muzaffer Pers alayları tüm ihtişamı ile otağın önünden geçerek güç gösterisi yaptı. Ardından ayaklarında prangalarla Mısır Genaraller’i utanç içinde,başları önde zelil vaziyette geçti.Hangi kral bu manzaraya dayanabilirdi ama Mısır Kralı gözünü bile kırpmadı.Gururlu duruşundan ve mağrur halinden vazgeçmedi.Perişan vaziyette önünden geçenler san ki kendi ordusu değilmiş gibi…

    Sonra Pers ordusunun çirkin bir yamağına cariye olarak verilen kızı yani güzeller güzeli Mısır prensesi yamak tarafından ipeksi saçlarından sürüklenerek geçmeye başladı. Mısır ahalisi canhıraş feryat ediyor adeta kan kusuyordu.Hangi yürek bu duruma bigane kalabilirdi ki.Ama kralın yine kılı kıpırdamamıştı…

    Az sonra boynundan iple bağlı bir şekilde hakaretler eşliğinde itilip kakılarak Mısır Veliaht Prens’i otağın önünden geçirilerek az ilerideki dar ağacında idam edildi. Kralın yine kılı kıpırdamadı…

    Sonunda kralın hizmetçisi geçiriyordu ki birden bire kral kendini parçalamaya, feryatlar etmeye başladı.Öyle ki feryadı yeri göğü inletiyordu sanki.
    Pers İmparator’u büyük bir keyifle ama bir o kadar da hayretle Mısır Kral’ını izliyordu. Kralın feryatları bitince sordu.Neden?

    Neden senin için en kıymetlileri ,tahtını, ordunu,kızını,oğlunu kaybettiğinde tepkisiz,gururlu,mağrur halini sergiledin de şu değersiz,kıymetsiz hizmetçi parçası geçerken kendini parçaladın?

    Mısır Kralı şöyle söyledi;’’Çünkü insan en değersiz şeyini de kaybettiğinde gerçekten kaybettiğini anlar’’…

    Bizim kaybettiklerimiz,gerçekten kıymetlilerimiz,değerlerimiz,’’ekinimiz ve neslimiz’’ kutsal mekanlarımız, yavaş yavaş ellerimizden kayıp giderken bu suskunluk,vurdumduymazlık,aymazlık neden ve nasıl izah edilebilir…

   En değersizlerimiz kişisel çıkarımız,rahatımız ve konforumuza müdahele edilip malımızı ve paramızı kaybettiğimizde mi anlayacağız kaybetmek üzere olduğumuzu…

İKİNCİ SAHNE

   Kızılderililer henüz gözyaşı ve kan nehrinde boğulmamış özgürce yaşıyorlardı o vakitler…

  Binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürülmesinin öncesindeydi.Her zaman olduğu gibi büyük şef daha kuşlar uyanmadan kalkmış ve üç torununu da av için uyandırmıştı.

Şef Mahko’nun zaman zaman ‘’beyazların etkisinde kalarak değerlerini unutmaya başladılar ve şahsiyetlerini de kaybediyorlar’’’’diye dert yandığı üç torunu da hemen hazırlanmış ve köyün dışında bekleyen dedelerine yetişmişlerdi…

Bereketli bir avın ardından torunlar eve dönme telaşına düşmüşlerken o ana kadar neredeyse hiç konuşmayan Şef Mahko birden coşkuyla’’hazırlanın asıl yolculuk şimdi başlıyor’’ diye ünledi.

Kuşluk vaktinde biri ‘’ak saçlı’’dört Kızılderili dağları aşmış ve ırmağa ulaşmıştı.

Apaçi şefi Mahko saygıyla ırmağı selamladı ve yanına çömeldi.Elini daldırdı bir süre bekledi ve çıkardı.Parmaklarından su damlayan ellerini torunlarına uzattı ve sordu;

-Ellerime bakın ve bana ne gördüğünüzü söyleyin?

Üç genç birbirlerine baktı şaşkınca.Nice sonra torunların en büyüğü,

-‘’Bir çift ıslak el’’ dedi.

Şef Mahko başını ortanca torununa çevirdi ‘’ya sen?’’ diye sordu.

-‘’Buruşuk bir çift el’’ dedi gülümsemesini gizlemeye çalışarak.

Aldığı cevaplardan hoşnut olmayan Büyük şef son bir umutla en küçük torununa baktı…

-‘’Bilge bir dedenin elleri’’ dedi en küçük torun.Bir süre daha ellerini hareketsiz bir şekilde havada tutan şef tekrar sordu;

-Şimdi daha dikkatli bakın, ne görüyor sunuz?

Üç torun sessizce birbirlerine baktı başlarını öne eğdi.Bir süre sonra en küçük torun;’’ Büyük şef en doğrusunu bilir’’ dedi…

Bunun üzerine şef Mahko;

-Az önce ellerimde çağıldayan bir ırmak vardı.Lakin siz ırmağı değil de benim buruşuk takatsiz titreyen ellerimi gördünüz.Zamanla ellerimden akan ırmak şiddetli güneşin etkisiyle kurudu gitti.İşte şahsiyet çağıldayan bir ırmak gibidir.Bir kere kuruyup yok oldu mu bir daha yerine gelmez.Size bakan pörsümüş,solmuş,kalitesiz bir ceset görür.Değersizleşirsiniz.Varlığınız güneşin insafına kalır…
İşte Şef Mahko’nun en küçük torunu büyük Apaçi özgürlük Savaşçısı ‘’Geronimo’’dur…

Vahyin ırmağının dirilten bereketiyle beslenen biz Müslümanlara ne oldu böyle.Cehalet ırmağında bir o yana bir bu yana sürüklenen çer çöpe döndük.Paramparça olmuşuz.Tam bir kişilik ve kimlik erozyonu ile gün be gün kaybediyoruz değerlerimizi.Eğer bir an önce vahyin besleyici bereketli ırmağına dalmazsak korkarım ki sonumuz  hüsran olacak…

ÜÇÜNCÜ SAHNE

Kudretli bir hükümdardı Qin Shi Huang.Çin’in ilk İmparator’u.Altı krallığı yok edip beylikler düzenine son vermişti.Çin Seddi’ni inşa ettiren Büyük Hükümdar Qin Shi Huang…

Qin Shi Huang bir gün en güvendiği kahinini çağırdı ve şöyle söyledi;

-İşte kahin; yaptıklarımı biliyorsun.Ülkemi nereden nereye taşıdığımı görüyorsun.Bölünmüştük birleştik ’’İri’’olduk,sinmiştik ayağa kalktık ‘’diri’’olduk,küçülmüştük büyüttüm,ülkenin etrafına surlar çektirdim güvende olduk.Tüm bunlardan sonra geleceğimiz çok parlak olacak.Ama geçmiş,geçmiş ne olacak? O olduğu yerde duruyor.O kötü hatıralar,Çin’in o lanetli silik geçmişi, kötü talih yakamızı bırakmayacak.Parlak bir gelecek için yürürken lekeli geçmişimiz tökezletecek bu yüksek duvarlar korumayacak bizi.Söyle bana kahin; Geçmişi nasıl yok edeceğiz?...

Bir an düşündü kahin ve arkasından;

Yüce İmparator’um Çin bütün geçmişi tek bir kelimedir,o sırlı  kelimeyi yok etmedikçe geçmişi yok edemezsiniz ve o kelime kitaplarda gizlidir.
Bunun üzerine İmparator ülkedeki tüm kitapların yakılmasını emretti.O kadar ki yakılan kitapların külleri tüm Çin semasını kapladı.Aylar sonra bir gece yarısı Qin Shi Huang’a ülkedeki tüm kitapların yakıldığı söylendi.

Kahinini çağırdı İmparator;

-Çin’in geçmişi tek bir kelimeydi değil mi kahin? Tüm kitapları yaktırdım nihayet ben o kelimeyi de yok ettim.
-Hayır dedi kahin.O kelime hala yaşıyor!!!

Ve yine tüm ülkeye haberler salındı tüm kütüphaneler yakıldı,kül edildi.Kalan tek tük kitaplar da bulundu ve yakıldı.Gökyüzü griye büründü.Ama kahinden beklenen o müjdeli haber bir türlü gelmedi.Aradan yıllar geçti.İmparator yaşlandı ve ölüm anı geldi çattı.Son bir ümitle kahinini tekrar çağırdı.

-Bilirim ki müjdeli bir haber vermeyeceksin,bilirim ki geçmişi yok etmeyi başaramadım,o kelime hala yaşıyor.Ama nasıl olur bu?

Kahin boynunu büktü ve sustu.İmparator son nefesine kadar o soruyu sordu durdu;Nasıl?..
.
Nihayet İmparator öldü.Yakılma töreni gereği yakma işini yapacak olan en genç rahip cesedin başına geldi.İmparatorun sırtında dövme şeklinde büyük bir ben vardı.Çözdü rahip ben içine gizli kelimeyi.Şöyle yazıyordu; ‘’Geçmiş asla silinemez’’.

Ve o rahip ‘’Konfüçyüs’’tü. O’nun kayıtlara geçen en meşhur sözü’’Geçmiş asla silinemez’’oldu…

O kelime hep vardı ve hep yaşayacak.’’La ilahe İllallah’’.Ne var ki Şeytan ve Dostları kimi zaman tehditle,kimi zaman her çeşit hile ve desiselerle (aldatmaca) ile, kimi zaman zulümlerle,kimi zaman hafızaların silinmesiyle,geçmişimizle bağımızı koparmak için yapılan sözde devrimlerle bu kelimeyi yok etmek için can hıraş uğraş vermiştir.Ama bu kelime silinemez ve ebediyen yaşayacaktır.Allah düşmanlarının uykuları kaçmaya devam edecek ve tüm kainat ‘’Allah’u Ekber’’nidalarıyla şenlenmeye devam edecektir İnşallah…

Selametle Kalın

Aklı Selim,Kalbi Selim,Hissi Selim,Zevki Selim.
1000
icon
Fevzi Erişen 9 Kasım 2020 18:13

Allah-u ekber desin hep birden yiğitler

0 0 Cevap Yaz
Paragraf Soru Bankası