USÛLU’L-FIKH TABİRİNDEN NE ANLAMALI?

İşte burada büyük önermedeki ilkeyi/kaideyi bize veren ilim dalı usûl ilimidir. Zira usûlde öğretilen kaidelerden bir tanesi de şudur: “Emir karinelerden soyutlandığında vücup ifade eder.” Bu kaide sayesinde delilden hüküm çıkarılmıştır.

3 Ekim 2020 13:17
A
a

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle. Fıkhedip düşünmenin sonunun hayır olduğunu bildiren Allah’a hamdolsun. Kul fıkha yönelmişse Allah’ın onun hakkında hayır istediğini bildiren Hz. Muhammed’e salât ve selâm olsun.

Bu yazımızda “usûlu’l-fıkıh” tabirinin tanımını yapmaya gayret edeceğiz. Dil ve mantık bilginleri bir şeyin mahiyetini/içeriğini ifade eden anlatıma tanım ve tarif diye isimlendirmektedir. Yani tanım tanımlanan şeyin neleri ihtivâ ettiğine dair bize bilgiler sunan kelimeler bütünüdür. İsmi iki kelimeden oluşan bir disiplinin tanımı yapılırken bu tanım iki şekilde yapılabilir; izafî tanım ve terkîbî tanım.[1] İzafî tanım, disiplinin ismindeki tamlamada bulunan iki ayrı kelimeyi ayrı ayrı tanımlar. Terkîbî veya bir diğer ismiyle lakabî tanım ise disiplinin ismindeki iki kelimeyi ayrı ayrı değil, ikisinin bir araya gelip oluşturduğu bütünlükten anlaşılan anlamı bildirir. Tanıma dair bu veciz bilgiden sonra gelelim usûlu’l-fıkh disiplininin tanımına:
İzafî tanımı: Bu disiplinin ismi usûl ve fıkh kelimelerinden müteşekkildir. Usûl lugatte ‘asl’ kelimesinin çoğul formudur. Asl ise sözlükte “üzerine bir başka şeyin inşa edildiği şeydir.”[2] Mesela bir binanın kolonu bu açıdan asl diye isimlendirilir. Yine teknik yönden bakıldığında tikel hükümlere nazaren tümel kaideler birer asıldırlar.

Asl kelimesinin ıstılahtaki anlamına baktığımız zaman karşımıza birden çok anlam çıkmaktadır.[3] Bunlar; delil, tercihe şayan olan, kaide ve eski halin devamı. Bu anlamları mütekaddim eserlerden hareketle şöyle örneklendirebiliriz“Bu konunun aslı (delili) hadistir.” “Sözde asıl (tercihe şayan) olan hakiki anlamıdır.” “Âm lafzı tahsis edici bir delil olmadan tahsis etmek aslın (kaidenin) hilafınadır.” “Kişinin zimmetinin borçtan boş olması asıldır (aksi olmadıça yükümlü olmama hali sabittir.” Usûlu’l-fıkh terkibini anlamlandırırken ise usûle deliller ve ilkeler anlamı verilmektedir. Böyle olunca bu terkibin anlamı fıkhın delilleri ve ilkeleridir.

Fıkıh kelimesi ise lugatte bir şeyi bilmek, idrak etmek ve anlamaktır.[4] Kur’ân-ı Kerîm’de fıkıh kelimesi ‘derin anlama, künhüne varma’ anlamında kullanılmıştır. Örneğin “Bu kavme ne oluyor da sözü (Kur’ân’ı) anlamaya yanaşmıyorlar”[5] ayetinde kastedilen şey o kavmin söylenilen sözlerin yüzeysel anlamını anlamamaları değil derin anlamda bir algıdan uzak durmalarıdır.[6] Hadislerde ise fıkıh kelimesi ‘İslami konularda derin anlayış sahibi olma’ anlamını taşımaktadır. Örneğin Rasulullah (sav) Buhâri’nin tahric ettiği bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Allah kimin hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.”[7] Burada ‘fakih kılar’ ifadesinden maksat o kişinin dini ilimlerde yetkinlik ve bilgi sahibi kılınmasıdır.[8]

Fıkıh kelimesi ıstılahta ise şu anlamı ifade etmektedir: “Kişinin lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir.”[9] Lehine derken maksat kişinin dünya ve ahirette faydasına olacak şeyler, aleyhine derken maksat ise kişinin dünya ve ahirette zararına olacak şeylerdir. Bu verdiğimiz tarif Ebû Hanîfe (rahimehullah)’ın yaptığı tariftir. Şâfiî ulemâsı ise genelde şu tarifi zikretmişlerdir: “Amelî olan şerî hükümleri tafsilî delillerinden çıkararak bilmektir.”[10] Burada şunu da belirtmekte fayda var: tariflerden anlaşıldığı üzere eski dönemde fakîh demek müctehid demekti. Çünkü fıkıh delillerden bizzat ameli hükümleri bilmektir, bunu yapabilen kişi ise müctehiddir. Ancak daha sonra fıkıh için “amelî olan şerî hükümleri bilmektir” gibi bir tanım yapılmış ve böylece amelî hükümleri bilene de mecazen fakîh denilmiştir.

Lakabî tanım: Usûlu’l-fıkhı usûliyyûn (usûl alimleri) şöyle tanımlamıştır: “müctehidin kendileri sayesinde hükümleri tafsilî delillerinden çıkarmalarını sağlayan kaidelerden müteşekkil bir disiplindir.”[11] Yani bu ilim kişiye bazı kaideler öğretir ve kişi bu kaideler sayesinde şerî amelî hükümleri tafsilî delillerinden çıkarır. Bunu şöyle örnekleyelim: bir kişi namazın farz olup olmadığını bilmiyor ve bu konuyu bilmek istiyor. Usûlde bu bilinmek istenen meseleye matlûbu haberî denir. Bu mesele için ayet ve hadislere bakılır, sonra usûl ilminin verdiği kaideden yola çıkılarak namazın farz olduğu hükmü çıkarılır. Bunu mantık açısından şöyle ifade edelim:

Matlûbu haberî: Namaz farzdır.
Küçük önerme: Allah “namazı kılın” buyurmuştur.
Büyük önerme: Allah’ın yapılmasını kesin olarak emrettiği her şey farzdır.
Netice: Öyleyse namaz farzdır.

İşte burada büyük önermedeki ilkeyi/kaideyi bize veren ilim dalı usûl ilimidir. Zira usûlde öğretilen kaidelerden bir tanesi de şudur: “Emir karinelerden soyutlandığında vücup ifade eder.” Bu kaide sayesinde delilden hüküm çıkarılmıştır.

Bir sonraki yazımızda ise usûl ilminin konusu, gayesi ve faydalarını ele alacağız. Yüce Allah’a hamdolsun.

 
Muhammed Tutuş
03.10. 2020
 
[1] Bunun örnekleri için bkz. Zerkeşî, Teşnîfu’l-Mesâmi, c.1, s.123.
[2] Merdâvî, et-Tahbîr, c.1, s.147.
[3] Merdâvî, et-Tahbîr, c.1, s.152.
[4] İbn Müflih, Kitâbu Usûli’l-Fıkh, c.1, s.10.
[5] Nisâ, 78.
[6] Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, Nisâ 78 tefisiri.
[7] Buhârî, İlim, 10.
[8] İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, c.28, s.80.
[9] Zerkeşî, el-Mensûr Fi’l-Kavâidi’l-Fıkiyye, c.1, s.68.
[10] Tacuddin es-Sübkî, Rafu’l-Hâcib, s.243.
[11] Taftâzânî, et-Telvîh, c.1, s.34.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL