ERCAN HARMANCI İLE BİLİNÇLİ MEDYA OKUR YAZARLIĞINA DAİR..

Röportaj9 Mayıs 2020 04:31
ERCAN HARMANCI İLE BİLİNÇLİ MEDYA OKUR YAZARLIĞINA DAİR..
A
a

Ülke postasından Yakup Erdem'in yazarımız Ercan Harmancı ile yaptığı Medya ve İletişim temalı röportajı ilginize sunuyoruz..

Medyazadeler Ve Medyazedeler 

Türkiye’de medya yayın organlarının ve sosyal medya mecralarının fikir dizaynında etkisi nedir?  

Bu konuda ülkemizde düşüncenin ve inancın şekillendirdiği değil de medyanın inancı ve düşünceyi şekillendirdiği sosyal gerçeğini kabul ederek etkisi üzerine düşünelim istiyorum. Öncelikle medya ve sosyal medyayı ayrı değerlendirmek gerek. Hem bir sosyolog hem de bir medya ve iletişimci olarak. Sadece ülkemizde değil küresel anlamda en etkin belirleyici sosyal medya olduğunu düşünüyorum. Açıkçası baskın güç basılı ve görsel (Tv) medya olmuş olsaydı. Medya sahiplerinin sömürgesi altında yaşayıp gidecektik. Kaldı ki bu medya sömürgeciliğini genel de ümmet özelde de ülkemiz insanları acı şekilde tecrübe etmiştir. Devlet için sürekli “Basın Özgürlüğü” önündeki en büyük engel olarak göstermek küresel iletişimcilerin bir stratejisidir. Devletler bugün içinde yaşadığımız şartlar altında iki konu hakkında istese de belirleyici olamaz ilki “Toplumdaki kadın algısı” diğeri de “Medya için sınırlamalar” neden diye soracak olursanız? Küresel güçler son çeyrek asırdır ekonomik olarak tüm hibelerini ve hukuksal olarak tüm kanuni düzenlemelerini bunların ekseninde yapmaktadır. Bundan sonra aslında uzak bir düşünce şimdilik mantık ve sosyal gerçeklikle temellendirilemeyecek bir düşünce olsa da ben önümüzdeki zamanlar “Küresel Güçler” ciddi şekilde “Sosyal Medya” karşısında ağır yenilgiler alacaktır. Herkesin malumu artık devlet adamlarının olmazsa olmaz görüştükleri hatta pazarlık yaptıkları sosyal medya konusunda yaygın ve etkin olan isimlerdir. Küresel güçlerin bile şekillenmesinde etkili olacak olan  “Sosyal Medya” elbette ülkemizdeki insanların zihin ve gönül inşasında etkili olacaktır. Bu ülkemizin maslahatları doğrultusunda olur mu olmaz mı bunu şimdiden öngörmek zor… İkinci sorunuza cevap bulmaya çalışalım. 

 

Tabiki hocam ikinci soruya geçelim... 

Türkiye hariç dünya bu mecrayı nasıl idare ediyor?. Birde Türkiye bu mecrayı nasıl idare ediyor?

Artık medyayı değil sosyal medyayı konuşmalıyız. Bunun için ilk gerekçem küresel anlamda dev medya sahipleri ya da malum ifade ile medya patronları artık sosyal medyanın gündemini haberleştirmenin ötesine geçmemektedir. Medya deyince iki açıdan bakmak gerek ilki yaşanmışları 5N1K kuralına göre insanlara basılı ve görsel olarak duyurmak. Bu yaygın medya şekli olsa da etkin değildir. Bu noktada şunun altını çizerek hem de kırmızı kalemle ifade edeyim sosyolojik anlamda bir sosyal olayın kötü yanı yoksa ondan haber yapılmaz! Kısacası “İyinin haberini yapmak” toplum tarafından da talep edilen bir haber türü değildir. Sadece bizim toplumumuz değil tüm toplumlar istisnaları elbette vardır gazete sayfasını çevirirken ya da haber kanallarını izlemek için o kanalın tuşuna basarken beklediği hiçbir zaman iyi haber olmaz. Yalanınız yoksa ya da insanları kandıracak argümanlarınız yoksa sizi insanlar haber veresiniz diye beklemezler. 

“Küresel Güçler” ya da “Derin Devletler” hatta “Karanlık Yapılar” şayet ciddi işinin ehli bir “Küresel İletişimciler” ile çalışmaz hatta onların tavsiyelerine sponsor olmazlarsa artık sahip oldukları güç bilginin bir tık ötede olduğu toplumda etkili olmayacağı gibi kalıcı da olmaz. Kardeşim sorular cevaplanmak için değil üzerinde tez çalışması yapılması gereken sorular olduğu için zihnime ilk gelen cevapları vererek yetinmek istiyorum. Verdiğim cevaplar devede kula deryada damla cinsinden bunun da altını çiziyorum. 

Ülkemizde durum ne? Sorusuna şahsım adına verilecek cevap içler acısı… Gazetecilik farklı muhabirlik farklıdır. Ülkemizde neredeyse gazetecilerin hepsi muhabirlik yapıyor desem inan abartılı bir cümle kurmamış olurum. 

Gazeteci olaylar olduğunda yaşanılan olaylar hakkında konuşan değildir. Ya da yine bir medya tilkiliği diyeceğimiz olaylar yaşandıktan sonra “Ben söylemiştim, ben biliyordum” demek tribünlere oynamaktır ki ülkemizde bu tür medya çalışanı oldukça fazladır. 

Bir örnek olarak… Malum Fetoperst bu kelimeyi bilerek kullanıyorum. Perest olmak için düşünceyi paranteze almak zorundasınız. Hatta ilahlaştırak zorundasınız. Onun asla yanlış yapmayacağına inanmak zorundasınız yoksa Fetoperst olamazsınız… 

Kardeşim Gülen gerçeği ne 2013 ne de 2016 yılında farklı bir boyut kazandı.2009 yılında başlayan bir süreç… Gülen 2009 yılından sonra küresel güçlerin hizmetine girdi. Bu tarihe kadar bakımı iyi bir mülteciydi. Bu tarihten sonra kendisinin isteği ile küresel güçlerin kullandığı şantaj malzemesi görevini üstlendi. Şimdi bugün medyada çalışanların %90 kadar oranı övgüler düzüyordu. Bugün aynı kişiler ağza alınmayacak şekilde küfürler ediyor. Muhatabınız kim olursa olsun namusa hele ki anaya dil uzatılmaz. 

Aslında ülkemizde yaşanılan 15 Temmuz kalkışması bir güvenlik zafiyeti değil medya zafiyetidir. Ülkemizde “Araştırmacı Gazeteci” olmak keşfedilmiş bir gazetecilik değil birkaç örneği olsa da… 

Ülkemiz bu konuda ciddi bir hem zihin hem de gönül olarak yapılanmaya gitmelidir. Aslında bizim en kritik bilgilerimiz bilmem ne VIP davetlerde medya sahipleri tarafından satılmıştır. Kişisel görüşüm şu ülkemizde bir tarafta daha fazla nemalanmak için Google arama motorlarının bile dikkate almadığı kelime sayısı kadar olmayan sürekli her konuda yazan Medyazadeler diğer yanda ciddi bir araştırmanın ürünü olan düşüncelerini paylaşınca “Bu bir komplo teorisi” diyerek mobbing uygulanan Medyazedeler… 

Türkiye’de gazetecilerin yaptığı hatta duayen gazetecilerin yaptıklarını Medya konusunda belli yol kat eden ülkelerde yapılan “Stand up Show” programlarında yapıyorlar. Bunu da burada noktalayalım istiyorum. 

Sosyal medyayı ve medya yayın organlarını gerçekten kullanabiliyor muyuz? 

Kişisel olarak bildiğimiz geleneksel medya ve medya organları üzerine ve bu eksende düşünmenin bizim dünyayı ve dünyada yaşanılanları anlamaya yardımcı olacağına inanmıyorum. Medya deyince ben artık “New Age Media” olan  “Sosyal Medya” eksenli düşünmenin önemli olmasından daha çok öncelikli olduğuna inanıyorum. 

Ülkemiz sosyal medya konusunda tam bir ikilem yani çelişki içinde bir yanda sosyal medya birbirimizi kışkırtmak bu çift boyutlu negatif “Defol, kahrol” gibi bir yanda da pozitif “Sen kralsın” gibi bir birimizi kışkırtmanın ötesinde kullandığımız nadirattandır. Türkiye sosyal medyayı en yayın ve etkin kullanan ülkeler sıralamasında ilk yirmiden aşağıya hiç düşmediği gibi ilk onlarda kendisine yer bulmuştur. 

Ülkemizin sosyal medya açıkçası çok iyi bir seviyede değil “Trol” seviyesinde Trol kelime anlamıyla “Rahatsız eden korkutan” anlamlarını içeriyor etimolojik olarak. Trol seviyede sosyal medya kullanıyorsanız yapmanız gereken sizi gerçekten hatta hakikatten uzaklaştıracak şekilde fanatik olmaktır. Ülkemizde insanlar neden fanatik şekilde bir birlerine sosyal medyada mobbing uyguluyor. Bunun en önemli gerekçesi biz “Online İçerik” üretemiyoruz. Trol seviyesinde sosyal medya kullanımının en belirgin göstergesi “Fake” hesap yani sahte hesap kullanmaktır. Bir insanın hesabı neden kapatılır % 99 “Sosyal Medya Kullanma Sözleşmesini” ihlal edici fanatik tepkilerden dolayı hesap kapanır. Toplumda algılandığı şekliyle sosyal medya hizmeti verenler sizin inancınızdan ya da politik görüşlerinizden rahatsız olduğu için hesaplarınızı kapatmaz kaldı ki kapata da bilir bu hakkı zaten bu hizmeti ücretsiz almayı kabul ettiğin an kabul ettik. Hesabınız engellendi kapandı ya da ikinci bir hesaba ihtiyaç duyduysanız bunun anlamı %99 küfür ve hakaret ve ayrımcılık ifade eden süzgeçten geçemmişsiniz demektir. Ya da %1 paylaştığınız içerikler kişisel olarak değil kurum ve organizasyon olarak fark edilip engellenmişsiniz demektir. Bu tür bir engellemede zaten tekrar hesap açıp oyuna dahil olmazsınız. Kısacası ilk önce Trol olarak sosyal medya kullanma seviyemizi “Online İçerik” üretme seviyesine getirmeliyiz. Bu seviyeyi geçmeden sosyal medya üzerinden ne kişi ne de toplum olarak etkili olamayız. Temennim o ki meramımı anlatabilmişimdir. 

 

Çok güzel tespitlerle çok iyi anladık hocam. Tavsiye bile aldık sagolun.  Türkiye’de habercilik ne işe yarıyor.?

Türkiye’de habercilik, öncelikle şunu ifade edeyim 27 yıldır seçim haberleri de dâhil haber takip etmiyorum. Bir dönem ulusal boyutta bir medyada köşe yazarlığı yapsam da gazeteden de haber takip etmiyorum. Haberimiz olsun merakımız giderilsin diye haber izlenilmez izlenilmemelidir. Daha doğrusu haber takip etmem için profesyonel olmam lazım ya haber satmam lazım ya da haber almam lazım ikisi değilsem ben neden periyodik aralıklarla haber takip edeyim ki? Haber takip edilmez takip ettiğiniz haberin sizle ilgisi genellikle hiç yoktur. Zaten sizle ilgili bir haber varsa o sizi bulur. 

Haklı olarak şunu soracaksınız? Haber takip etmeyen biri nasıl olacak da haber hakkında konuşacak? Haber medya organlarından bir kere verilse de haberi duyanlar en az 10 kişi ile duyduğunu paylaşır. Genellikle de haber hakkındaki görüşlerinizi öğrenmek isterler. Sokrates’in kullandığı söylenilen şu üç filtreyi kullanmadan haber takip edilmemelidir. İlk sormanız gereken bana faydası var mı? Yoksa neden zaman ayıracağım? 

Bu bilgi doğru mu? Hayır 

Bu bilgi iyilik mi kazandıracak? Hayır 

Bu bilginin bana faydası var mı? Hayır 

Aslında asıl üzerinde durmamız gereken haberi dinleyenler değil haberi verenler. Haber almak toplumun bir ihtiyacıdır. Bu bir sosyal gerçek kabul etmek zorundayız. Genel üzerinden düşünüp uzatmak yerine özel üzerinden düşünüp zamandan kazanalım. 

Haber işi bir ticarete ve ekonomik getirisi ve götürüsü olan bir hizmettir. Devletin haber kanalları neredeyse felaket tellallığı yapıyor. Niyetlerini bilemeyiz konuda susuyorum. Kendileri de bilir ki haberin tekniği, etiği ve hukuku vardır. TRT Ana Haber Bültenini açıyorsunuz yuvarlayarak örnek veriyorum haberlerin % 80 oranı Kriminal Haber olarak veriliyor. Kriminal haber verilemez mi elbette verilebilir. Nasıl spor haberleri ya da magazin haberleri varsa Kriminal haberlerde verilebilir. Fakat şunu TRT’nin teknokrat ve bürokratları da kabul eder ki en çok izleyicisi olan bir medya en çok izlenme saatinde +7-+70 izleyicilerin görme ve duyma ihtimali yüksek bir zamanda neden sürekli “Vurdu… Öldürdü… Çaldı… Tecavüz etti. Çarpıştı veya uçtu… Boşandı… Dayak yedi… Kayboldu” kod ve motifli haberler verilir. Pekâlâ, izlediğiniz haberlerdeki işlenen suçun genel topluma oranı %1 bile değil… Kadınların yarısı şiddet görüyor… Bu haberin yalan olmaması için oturduğunuz binadaki kadınların yarısı dayak yiyor olması lazım ki bunun gerçek olması mümkün değildir… 

TRT genel izleyici saatinde asla Kriminal haber vermemelidir. Bu haber illa verilecekse gün ortasında verilmelidir ki ayrıca verilip verilmemesi üzerine ciddi bir Swot Analizi yapılmalıdır. Ben yapılmadan verilmemesi taraftarıyım. TRT Haberler özellikle genel izleyici zamanında umudu ve gelişmeyi kodlamalıdır.  

Her alanda ülkemizde yapılan yenilikler (Tarımdan-Endüstriye-Bilişime-Bilime-Ticarete” dair seçkin rol model olacak faaliyetler 

Türkiye hakkında küresel medyadaki pozitif haberler 

Toplumdaki takdir edilecek insan davranışları 

Özellikle haberin verildiği tarihte gençlere umut olabilecek tarihsel gelişmeler 

Medya çalışan muhabirine “Git bana en kötü olayı bul getir” diye çalışanını habere göndermemelidir. TRT verdiği birçok haber ile küresel güçleri haklı çıkaracak veriler paylaşmaktan vazgeçmelidir. Türkiye’de kadına şiddet tehlikeli boyutta delil mi TRT Ana Haber Bülteni… Bu ihanet değilse kendi ayağına sıkmaktır. Bunu da burada noktalayalım. 

 

Teşekkürler hocam. 
Tarafsızlık ilkesi nedir. Siz bunu nasıl değerleniyorsunuz. Gerçekten tarafsızlık var mıdır? 

Bunu kısaca cevaplayacağım bir inancınız varsa bir idealiniz varsa tarafsız olamazsınız. Tarafsızlık ve Özgürlük küresel iletişimcilerin ekmeğine yağ süren iki kelime… Tarafsız olmadım ve hatta tarafımı belli etmenin bedeli neyse diyerek hep tarafımı öncelikli olarak belirttim ki insanların benden beklentileri olmasın ve benle pazarlık yapmasın… Medya tarafsız olduğunda pazarlık başlar ve pazarlık bazen reddedemeyeceğiniz teklifler olabilir. Kesinlikle tarafsızlık hastalıktır. Hakkını yememek o ayrı konu. Adaletli olmaya çalışmak muhatabın kim olursa olsun düşmanın da olsa adaletli olmak zorundasın. Tarafını belli etmemek zillet tarafını belli etmek ise izzet getiri… 

 

 

Tarafsızlık omurgasızlıktır bencede hocam. ​Türkiye’den Dünyaya haberciliği değerlendirebilir misiniz?  

Bu sorunuz ile çift taraflı cevap vermeye çalışayım. Türkiye’de dünya haberciliği açısından baktığınızda, medyanın otoritelerine baktığımızda şunu gördüm. Otorite bir medya çalışanının hesabında ekli bir Türk medyasında çalışan gazeteci neredeyse yok. Bu çok önemli bir gösterge. Ülkenizde 3-5 milyon takipçiniz olabilir ama kendini bu alanda ispat etmiş gazeteci seni takip ediyor mu? Bizim gazeteciler köşelerine bu alanın otorite isimlerini taşırlar hatta birde sanki duygusal yakınlık varmış gibi bir ifade ile bunu yaparlar. Köşelerine taşıdıkları gazeteciler değil ben denk gelmedi bizim gazetecileri medya açısından taşıdıklarına. Şunu da belirtelim bazı gazeteciler ismi medya saygınlığı ile değil fanatiklik sebebiyle köşelere taşınmıştır. Özellikle gazetecilere özgürlük denilen gazetecilerin medya saygınlığını gösterecek bir çalışmaları yoktur. İsimleri kullanılır. Aslında yukarıda ifade ettim sahip çıkılan gazeteciler aslında ülkenin zararına pazarlık yapılan gazetecilerdir. Sahip çıkmanın temel sebebi ise ipliğimizi pazara çıkarmasınlar düşüncesidir. 

Ülkemizdeki gazetecililer genelde çaba sarf etmezler çünkü okuyucu kitlesine yazarsa okuyan fanatik bir kitledir. Böyle olunca online içerik üretirken bir çok teknikten haberleri yoktur. Arama motorları 2000 kelimeden aşağıda yazılmış içerikleri dikkate almaz ve gazeteciler de bunu dikkate almaz. Gazeteciler yazılarını online yayınlar ama online içerik üretiminde SEO kriterleri eksenli yazı yazmaz. Gazetenin ilgili birimindeki kişi buna emek verirse yazı arama motorlarında yer bulur yoksa o günün sayfasında yazılmış yazı olarak canlılığını yitirir.  

Bir de şuna değinmek gerek gelişmiş ülkelerde en saygın gazeteciler “Araştırmacı gazeteciler” biz de ize en saygın gazeteciler “Hamili kart yakınımdır” modunda Cumhurbaşkanımızın uçağına binen gazetecilerdir. Elbette hakkını verenler vardır. Medya açısından bir gazeteci ile bir konuda danışmanlık alacak ya da istişare edecek olsam asla sürekli yanında olan Diplomasi muhabirleri ile ve uçağa binenlerle bunu yapmam yapmamalıdır. Yine istisnaları vardır onlar uçağa binme konforunu kaybetmemek adına “Efendim sizin at öldü” demezler de “Efendim siz at artık ayaklarını eskisi gibi hareket ettiremiyor!” derler… 

Medya konusunda umudunuz var mı? Böyle bir sorunun cevabı evet olmasaydı sizin sorularınıza cevap vermezdim. Bir teklifim var sosyal medyanın Türkiye ofislerinin eleman seçimi için devlet etkin rol oynamalıdır. 

Facebook, Twitter gibi sosyal medya hesaplarına e-devlet üzerinden bir modülden giriş yapılması için teklif yapılmalıdır. Bu ciddi anlamda sosyal medyada yaşanılan etik ve ahlak ihlallerini polis ya da adliye boyutuna gelmeden çözebilir. Böyle bir tekli sosyal medyalar ciddi ciddi düşünecektir çünkü dünyada en fazla sosyal medya kullanan ülkelerden biriyiz. Hatta şimdilik uçuk bir fikir gibi gelebilir ve sosyal medyayı etkin kullanan biri olarak “Sosyal Medya Kullanım Vergisi” alınmalıdır. Bunun gerekçesi ekonomik değil toplumsal kontrol ve denetim açısındandır. Bir de özellikle toplu ulaşımlarda Wi-Fi bağlantısı üzerine ciddi bir Swot Analizi yapılmalıdır. Şahsen ben toplu ulaşımlarda wi-fi hizmetini hem etik hem de güvenlik açığı açısından tehlikeli görüyorum. 

Son olarak Rabbim sosyal medyayı kendimizin cenneti ümmetin izzeti için kullanan kullardan kılmasıdır. Medya açısından bakınca sosyal medya önemli değildir önceliklidir ve terk edilecek bir mecra asla değildir… 

Rabbim sorduğun soruları ve verdiğim cevapları bize ve ümmete hayır ve bereket vesilesi kılsın teşekkür ediyorum kardeşim.

Selamun aleykum 

 

Yakup Erdem: Beni kırmayıp böyle güzel bir çalışma teklifimi kabul ettiginiz için ayrıca teşekkürler. Cevaplar müthiş. Bir hayat öngörümüzün penceresi oldu. Eminim okuyanların yaşantısında da kalıcı izler saglamış olacağız. Tekrar teşekkür ediyorum hocam... 

1000
icon
ENGİN 9 Mayıs 2020 13:09

ERCAN HARMANCI'nın dingin bir zihinle bu meseleleri risale tarzında yahut daha derli toplu bir şekilde kitaplaştırmasının ehemmiyetli olduğunu ayrıca herkese hitap edebilecek bir el kitapçığının faydalı olacağını bir ben düşünmüyorumdur inşallah

0 0 Cevap Yaz
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
Paragraf Soru Bankası

MD DİJİTAL