Sosyal medya şirketlerinin 'tarafsızlığı'

ANALİZ 28 Temmuz 2020 07:15
Videoyu Aç Sosyal medya şirketlerinin 'tarafsızlığı'

Bella Hadid'in sosyal medyada paylaştığı babasının “Filistin” yazan pasaportunun sansüre uğratılarak kaldırılması sosyal medya şirketlerine yön veren ideolojik yaklaşımın görünenin aksine çok daha geniş bir düzlemde uygulamada olduğuna işaret ediyor.

Sosyal medya şirketleri güncel tartışmaların içinde giderek daha fazla yer almaya başladı. Bu tartışmaların genel olarak dört boyutu var. Birincisi devletlerin güvenlik kaygıları bağlamında şekilleniyor: Siber saldırılar, verilerin elde edilmesi, yöneticilerin hesaplarının ele geçirilmesiyle yapılan sahte paylaşımlar veya içeriklerin elde edilerek farklı amaçlarla kullanılması önemli risk unsurları. İkincisi, bireylerin özel hayatlarının ve mahremiyetlerinin gözetleme, hakaret, tehdit ve küfür gibi çeşitli şekillerde ihlal edilmesiyle ortaya çıkmış durumda. Kullanıcıların özel hayatı ve bilgileri tehdit altında. Aynı şekilde hedef gösterme, yargılama, linç etme ve örgütlü saldırılar da bu kategoriye eklenebilir. Üçüncüsü ise sosyal medya şirketlerinin bireylerin haklarını ve devletlerin hukukunu tanımayarak giderek birer norm koyucu otorite olarak kendilerini konumlandırmaya başlaması.


Aşağıda alıntıladığımız birkaç örnekte olduğu gibi, şirketler propagandasını yaptıkları şekilde “tarafsız” değiller. Belirli bir tarafları var ve bunu giderek daha fazla göstermekten de çekinmiyorlar. Tabii dördüncü madde olarak da iletişim akışına ve haberleşmeye sağladığı pozitif katkıyı vurgulamak gerekir. Dördüncü maddeyle elde ettikleri meşruiyet, sosyal medya şirketlerinin önünü açarak onlara dokunulmazlık kazandırmıştı. Fakat bu süreç her geçen gün yeni bir gelişmeye açık. Belirli ölçülerde hesap verilebilirlik konusunda farklı ülkelerce belli adımlar atılmış durumda. Yeni hamleler için de farklı ülkelerin çalışmaları devam ediyor. Özgürlük ve sosyal sorumluluk burada kilit kavramlar. Sosyal medya şirketlerinden beklenilenlerin başında ise sosyal sorumluluk ilkesine uyumlu davranarak problemli konular hakkında işbirliği yapmaları ve muhataplarının çıkarlarını/taleplerini dikkate almaları geliyor. Türkiye’de yönetim ile bazı sosyal medya şirketleri arasındaki gerilim de esas olarak buradan kaynaklanıyor. Şirketlerin duruma göre siyasi pozisyon alarak belirli içerikleri engellemesi, bazı hesapları kaldırması ve bazı ülkelerin yasalarını dikkate alırken aralarında Türkiye’nin de olduğu diğer ülkelerin yasalarını tanımaması sorunlu bir durum. Ülkelerden kastedilen olgunun içinde, insanların temel hak ve özgürlüklerinin bulunduğunun da altını çizelim.


Dolayısıyla sosyal medya şirketleri sahip oldukları gücü kullanıyorlar ama işbirliği yapmayarak zamanın ruhunu eksik okuyorlar; iletişimi kazaya uğratıyorlar. Tek taraflı bir iletişim sürecinden çift taraflı bir dengenin çıkmasını beklemek hayalciliktir. Burada meseleyi iletişim araçlarının serüveni bağlamında biraz açmakta fayda var. Çünkü tarihe kısa süreli bakıldığında, uzun gibi görünen zaman dilimlerinin, aslında geniş bir perspektiften bakıldığında bayağı kısa olduğunu görebilmek mümkün. Mevcut kamusal alanda egemen olan sosyal medya şirketlerinin de tarihin bu akışından ders alarak meseleyi daha geniş bir düzlemde irdelemesinde fayda var.

 Twitter şirketi Kasım ayında yapılacak ABD Başkanlık seçiminde Cumhuriyetçilerin adayı olan Donald Trump’ın bazı paylaşımları için doğruluk denetimi uygulaması yapmaya başladı ve bazı paylaşımlarını da kaldırdı. Bu uygulamayla Trump’a seçim öncesi imaj kaybı yaşatılmak istendiği açık. Böyle olunca da şirketin doğal olarak Demokratlar lehine tavır aldığına yönelik bir sonuç ortaya çıkıyor.


Bir zamanlar radyo egemendi


İnsanlık tarihi iletişim araçları arkeolojik kazıya tabi tutulduğunda, dönemsel siyasi ve sosyal çözümlemelerin yapılabilmesine ışık tutan temel kaynaklara ulaşmak mümkün. İçeriğin kayıt altına alınarak arşive dönüştürülmesinde, iletişim araçları ana hatlardan birincisini oluşturuyor. Walter Ong’un Sözlü Kültür ve Yazılı Kültür isimli eseri, diğer vurgularının yanında, aslında bu hayati noktayı da detaylı bir şekilde irdelemesi bakımından önemli.


İletişim bilimi alanındaki belirleyici isimlerden Marshall McLuhan’ın iletişim araçlarını merkeze koyarak geliştirdiği kuramsal çerçeve de benzer bir yol haritasına sahip. McLuhan’ın hem “Dünya artık bütün sırların ifşa edildiği, hiçbir şeyin gizli kalmayacağı küresel bir köye dönüşmüştür” yaklaşımında hem de bir motto haline gelen “Araç mesajın kendisidir” ifadesinde de, meselenin merkezinde dönemin egemen iletişim araçlarının bulunduğunu vurgulamak gerekir.


Sosyal medya şirketleri bağlamında küresel ölçekte yaşanan tartışmalı süreç, bir taraftan zamanın ruhuna sahip olan egemen aygıtlara vurgu yaparken, aslında diğer taraftan değişimin devam ettiğini ve zamanla farklı araçların insan hayatına girerek eskilerin yerini alacağını veya çoğu zaman olduğu gibi onlarla birlikte var olacağını gösteriyor. Çünkü tarih boyunca iletişim araçlarının egemen olduğu belirli dönemlerden bahsetmek mümkün. 15-16. yüzyıla kadar haber mektupları hâkim haberleşme aracıyken 17. yüzyıldan itibaren haberleşme ve bilginin dağıtımı konusunda gazete baş köşeye oturmuştu.


19. yüzyılda ilk büyük haber ajanslarının kurulması, bu yüzyılın sonunda sinemanın yeni bir ifade formu olarak şekillenmesi, gazetenin işlevini bir taraftan zayıflattı ama gazete de bunlardan faydalanarak ve kendini yenileme zorunluluğu hissederek yoluna devam etti. 20. yüzyılın başında icat edilen radyo, 1950’lerde televizyonun çıkışına kadar diğer iletişim araçlarına oranla egemen mecrayı oluşturdu. McLuhan’in zihninde “küresel köy” kavramını ortaya çıkaran televizyon ekranının, aslında uzun süre iletişim alanını doğrudan etkileyerek pek çok düzlemi şekillendirdiği görülüyor.


İnternetin yaygınlaştığı 21. yüzyılın başında ve sosyal medya mecralarının egemenliğini ilan ettiği günümüzde, çoklu bir disiplinden bahsedilerek adını koymak gerekirse, hepsinden çok daha fazlasına sahip bir yapı olarak “sosyal medya ve yeni iletişim ortamları” insanoğlunun önünde duruyor. Tam içindeyiz ve bu süreç belki de yeni formun icadına doğru hızla devam ediyor.


Çünkü iletişim araçlarının icat edilmesine ardışık olarak bakıldığında, askeri ihtiyaçlara vurgu yapan bazı diğer faktörlerle birlikte, mevcut iletişim ortamının güncelliğini kaybetmesiyle yenilerinin çıkış yaptığını söylemek mümkün. Biri diğerini yok etmese de yeni olan daha hâkim pozisyona geçiyor ve diğerlerinin oluşturduğu altyapıyı da kendi içine alarak farklı veya çoklu bir zeminde mesajın tasarımını sağlıyor. Şimdilerde iletişim alanında egemen konumda olan sosyal medya mecralarının iletişim mecralarının akışındaki bu ardışıklığı iyi analiz etmesinde fayda var. Bir taraftan devlet dışı aktörler olarak kendilerini konumlandırmaları, diğer taraftan ise bu konumlandırmanın gereğini yerini getirmeyerek bunu siyasi/ideolojik konseptler çerçevesinde kendileri dışındakilere dayatmaları, şirketlerin önümüzdeki süreçte daha fazla tartışılacağının göstergesi. Çünkü temel tezleri olan “tarafsızlık” vurgusunu önce kendileri çiğnemiş durumdalar. İlginç olan bunu sadece siyasi alanla sınırlı kalmadan, diğer popüler alanları da kapsayacak şekilde geniş bir alanda yapıyor olmaları. Bu davranış biçimi, ilgili şirketlerin esnek bir yapıdan ziyade, aslında sert ve radikal bir tutuma sahip olduğuna işaret ediyor.

Twitter'ın Türkiye ile işbirliği konusundaki negatif yaklaşımı uzun zamandır çeşitli problemlere zemin oluşturuyor. Hem idarî hem de malî anlamda Türkiye’yi tanımamayı tercih eden şirket yönetimi, aynı zamanda PKK ve FETÖ gibi terör örgütleri tarafından Türkiye karşıtı kampanyalarda kullanılan hesaplar konusunda da adım atmıyor. Aksine şirket yönetimi Türkiye’nin ulusal güvenliği kapsamında gerçekleştirdiği askeri operasyonları destekler nitelikte mesaj paylaşan bazı hesapları kapattı.


Bella Hadid Sansürü


Bu bağlamda, sansür örneklerinden birkaçı şirketlerin süreci okuyamaması ve gelecekte karşılaşacağı tablo bakımından ipucu verebilir. Twitter şirketi Kasım ayında yapılacak ABD Başkanlık seçiminde Cumhuriyetçilerin adayı olan Donald Trump’ın bazı paylaşımları için “fact chek” (doğruluk denetimi) uygulaması yapmaya başladı ve bazı paylaşımlarını da kaldırdı. Bu uygulamayla Trump’a seçim öncesi imaj kaybı yaşatılmak istendiği açık. Böyle olunca da şirketin doğal olarak Demokratlar lehine tavır aldığına yönelik bir sonuç ortaya çıkıyor. Şirketin Türkiye ile işbirliği konusundaki negatif yaklaşımı uzun zamandır çeşitli problemlere zemin oluşturuyor. Hem idarî hem de malî anlamda Türkiye’yi tanımamayı tercih eden şirket yönetimi, aynı zamanda PKK ve FETÖ gibi terör örgütleri tarafından Türkiye karşıtı kampanyalarda kullanılan hesaplar konusunda da adım atmıyor. Aksine şirket yönetimi Türkiye’nin ulusal güvenliği kapsamında gerçekleştirdiği askeri operasyonları destekler nitelikte mesaj paylaşan bazı hesapları kapattı.


Bir başka örnek ise neredeyse tümüyle popüler kültür alanını ilgilendiren ve tüketim alanıyla özdeşlemiş bir konuda yaşandı. Filistin asıllı ABD vatandaşı manken Bella Hadid, babası Mohamed Anwar Hadid'in “Filistin” yazan pasaportunu Temmuz ayının başında Instagram hesabından paylaşmıştı. Bu içeriğin Instagram tarafından sansüre tabi tutularak kaldırılması, sosyal medya şirketlerine yön veren ideolojik yaklaşımın görünenin aksine çok daha geniş bir düzlemde uygulamada olduğuna işaret ediyor. Sansür süreci işletilmemiş olsa çoğu kişinin haberi olmayacak bir konunun kamusallaşmasını göze almanın sebebi ise İsrail yandaşlığının baskın olması. Eşitlik ve ifade özgürlüğü alanının aslında iddia edilenin aksine ne kadar kısıtlı olduğunu gösteren bir örnek bu. Salt siyasi alanın değil, popüler kültürel alanlarının da siyasi tercihler doğrultusunda gözetim altında tutulduğunun bir işareti. Şirket yönetimi bir taraftan özgürlükçü ve eşitlikçi göstermeye çalıştığı içerik sağlayıcı platformunu diğer taraftan bir merkeze göre sınırlandırmış durumda. Bu kısıtlamayı gerçekleştiren şirketin tepe isminin Mark Zuckerberg olması ise önemli. Çünkü Zuckerberg sadece 1 milyar kullanıcısı bulunan Instagram’ın sahibi değil aynı zamanda Facebook ve WhatsApp’ın da patronu. Facebook’un dünyadaki kullanıcı sayısı 2,5 milyar. Bu listeye 1,5 milyar insanın kullandığı WhatsApp uygulaması eklendiğinde, kamusal alandan özel alana Zuckerberg’in küresel ölçekte yeni bir devlet tipolojisiyle insanlığın karşısında olduğu söylenebilir. İnsanların gönüllü olarak bu mecralarda özel bilgilerini depolaması ve paylaşması, yepyeni bir güç modeliyle gerek Zuckerberg’i gerekse Twitter gibi diğer şirketleri ön plana çıkarmış durumda. Yukarıdaki örnekler ise bu muazzam gücün hikâye edildiği şekilde tarafsız ve eşit yaklaşımla kullanılmadığının göstergesi. Elbette örnek olarak çok daha fazlası verilebilir.


Fakat bu tablo bile, sosyal medya şirketlerinin, iddia ettiklerinin aksine, geleceği göremediklerinin habercisi. Özeleştiri yaparak süreci kurallarına göre okuyamadıklarında, uzun vadede daha fazla zararı, tüketicilerden ve ortamı oluşturan ülkelerden çok ilgili şirketlerin görmesi muhtemel. Bugünkü koşullarda uzak bir ihtimal gibi görünse de, aynı uzak ihtimal durumunun 30’larda radyo ve 80’lerde televizyon için söylendiği kulak arkası edilmemeli. Dolayısıyla şirketlerin iletişim araçlarının tarihsel süreç içinde yaşadığı değişimden ders alarak ideolojik tutumlarından vazgeçmesi ve bu doğrultuda kurucu prensiplerinde vurguladıkları gibi eşitlikçi, tarafsız, adil davranarak ülkelerin ve bireylerin hukukunu gerçekten dikkate alması gerekiyor.
 

[İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Yusuf Özkır aynı zamanda Kriter dergisinin yayın koordinatörüdür]

Kaynak : aa, Doç. Dr. Yusuf Özkır
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...


MD DİJİTAL